Büyük Hak Dostu Aziz Mahmud Hüdayi Hz'nin Vefatı-16 Ekim 1628
Zikir ve Seyr-i Süluk
ZİKİR VE SEYRU
SÜLUK
1.Zikir:
Bütün tarikatların temel unsuru olan zikir, kelime olarak anmak, zikretmek,
hatırlamak demektir.Istılah olarak Allah'ın isimlerini, belli duâları, çeşitli
zamanlarda belli miktarda sesli veya sessiz söylemek, tekrar etmektir.
Zikirde esas unsur, diğer varlıkları
unutarak, hatta yok sayarak Allah'ı anmaktır. En efdal ve üstün zikrin "Lâ ilâhe
illallah" olduğunu Peygamberimiz söylemişti.Sûfîler de bu hadisten hareketle bu
cümleyi zikrin temeli olarak almışlar ve bunun üzerinde ısrarla durmuşlardır.
Tarikatlarda şeyh, dervişlere ferdî olarak yapmaları gereken zikir ve diğer
ibadetleri talim ve tarif ettiği gibi toplu olarak yapılan zikir meclislerini de
idare eder:
Ferdî Zikir: Müridin kendi başına
yaptığı zikirdir. Mürid, zikri talim ederken şeyhin tarifinin dışına çıkmaz.
Şeyh, müridin anlattıklarından, hissettiklerinden ve gördüğü rüyalardan
hareketle değişik zikirler telkin eder.
Lisanî zikir: Dil ile yapılan, sesli
veya sessiz zikirdir. Zikrin sesli olması nefse işittirmeye ve onu zabturapt
altında tutmaya vesiledir.
Kalbî zikir: Bir takım kelimeleri
tekrarlamaktan öte bir nevi derin tefekkürdür. Dil ile kalp zikrinin beraber
olması daha üstündür.
Toplu Zikir: İlk asırlarda pek yoksa
bile, özellikle tarikatların kurulup bünyeleşmelerinden sonra tekkelerde toplu
zikir meclisleri icra edilmeye başlanmış, zamanla belli adâb ve erkânı olan
tarikat zikirleri meydana çıkmıştır.
Sema: İlk asırlarda dinî mûsıkî
anlamına gelen sema Mevlevî tarikatının zikrine verilen isimdir. Ayakta ve
dönerek icra edilir.
Hatm-ı Hâce: Nakşibendiye tarikatının
şeyhin huzurunda müridlerin oturarak icra ettikleri zikirdir. Sessiz olarak (hafî)
yapılır. Herkes okuyacağı duâ, âyet ve salâvatı şeyhin işâretleriyle okur.
Cemaat arasında İnşirah sûresini ezbere bilenler 10'dan fazla ise büyük hatme,
değilse küçük hatme yapılır.
Darb-ı Esma: Halvetîler, toplu
zikirlerine bu adı vermişlerdir. Halka halinde oturup hafif sallanarak yapılır.
Vücudun hafif hareket etmesi masivadan sıyrılmak için bir vesile olarak kabul
edilir.
Zikr-i Kıyam: Ayakta ve sesli olarak
yapılan bu zikir Rıfâî ve Sadîler'in zikirlerine verilen isimdir.
Deverân: Kadirî zikri. Ayakta,
oturarak, dönerek yapılır.
2.Seyru sülûk ve nefsin
terbiyesi: Seyr u sülûk kelimelerinin lügat mânâsı gitmek, yürümek,
girmek demektir. Tasavvufî bir ıstılah olarak, müridin dervişliğe başlayışından
vuslatını, tasavvufî yolculuğunu tamamladığı noktaya kadar yaptığı manevî ve
kalbî sefer ve yolculuğun adıdır.
Allah'a doğru mânen seyr eden dervişin
yolculuğu ile ilgili tasnif şöyledir:
1.Seyr illallah: Allah'a seyr, nefisten
hareket edip kalp makamının sonuna yani "ufuk-ı mübîn"e ulaşmak Vahdeti örten
kesret perdesini sıyırıp indirmek.
2.Seyr fillah: Allah'da seyr. Hakk'ın
sıfatları ile vasıflanmaya çalışmak.
3.Seyr maallah: Allah ile seyr.
Zâhir-bâtın ikiliğinden kurtularak velîliğin sonuna ulaşma.
4.Seyr anillah: Allah'dan seyr. İrşad
için tekrar halka dönmek.
İlk iki seyr ile velilik makamına, son ikisi ile mürşidlik makamı ve
yetkisine kavuşulur.
Şeyh, müridi iki metodla terbiye eder:
Nefis yolu ile (tarik-ı nefsanî)
Ruh yolu ile (tarik-ı ruhanî)
Bu konuda teferruatına girmeden
sûfîlerin Kûr'ân-ı Kerîm'e dayanarak nefsin yedi mertebesini kabul ettiklerini
söyleyelim. Basitten mükemmele doğru yükselen bu kademeleşme, etvâr-ı seb'a
(yedi tavır) şöyledir:
1.Nefs-i emmâre: Kötüyü, günahı emreden
nefis.
2.Nefs-i levvame: Kendini kınayan,
kötüleyen nefis.
3.Nefs-i mülhime: İlham ve keşfe mazhar
olan nefis.
4.Nefs-i mutmainne: Huzura kavuşmuş
tatmin olmuş nefis.
5.Nefs-i razıye: Razı olan, şikâyetçi
olmayan nefis.
6.Nefs-i mardıyye: Allah'ın kendisinden
razı olduğu nefis.
7.Nefs-i kâmile: Tam, kâmil, temiz
nefis.
Suhreverdiye geleneğinde nefsin yedi
derecesiyle zikir ve renkler arasında şöyle bir münasebet kurulmuştur:
1.Nefs-i emmârenin zikri: Lâ ilâhe
illallah (100.000 defa). Bu nurun rengi mavidir.
2.Nefs-i levvamenin zikri: Allah
(100.000 defa). Bu nurun rengi sarıdır.
3.Nefs-i mülhimenin zikri: Hû (90.000
defa). Bu nurun rengi kırmızıdır.
4.Nefs-i mutmainnenin zikri: el Hayy
(70.000 defa). Bu nurun rengi beyazdır.
5.Nefs-i râdıyyenin zikri: el-Kayyûm
(90.000 defa). Bu nurun rengi yeşildir.
6.Nefs-i merdıyyenin zikri: er-Rahman
(175.000 defa). Bu nurun rengi siyahtır.
7.Nefs-i kâmilenin zikri: er-Rahîm
(100.000 defa). Bu nurun rengi yoktur, bütün renkleri yansıtır.
- Bu yazı
çeşitli kaynaklardan derlenmiştir.
- Sâdık DÂNÂ
Hoca Alâaddin
-kuddise sirruh- buyurur:
-Kendimi bildim bileli, bir serçe
kuşunun başını suya sokup çıkaracağı zaman içinde bile bana uykuda veya
uyanıklıkda gaflet yol bulamamışdır.
-Gönlünü Allah'a vermiş olanın zikre
ihtiyacı yokdur. Zira zikirden gâye bu nisbetin meydana gelmesi ve gizli
muhabbetin ortaya çıkmasıdır.
-Öyle zikret ki, seni kaplayan istiğrak
içinde ruhuna ne cennet arzusu uğrasın, ne de cehennem korkusu düşsün!... Uyku
ile uyanıklık, nazarında ayırt edilemez olsun. Ve şeytan kalb kapısını kendisine
kapatılmış bulsun!
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-
Efendimiz buyurur:
-Rabbı olan Allah teâlâ hazretlerini
zikreden kimse ile, zikretmeyen kimsenin misâli hay ile meyyit (ölü ile diri)
misalidir.
Hadis-i şerîfde zikir ehlinin mânen
diri, zikirden nasibi olmıyanın da mânen ölü mesâbesinde olduğuna işâret
ediliyor. Aradaki mühim farkı tebarüz ettiriyorlar.
Zikir nimeti Hâk teâlâ hazretlerinin sevdiği kulları üzerine bahşetmiş olduğu en
büyük nimetidir, bunun fevkınde bir lutuf, ikram tasavvur edilemez.
Zikir mühim bir aşk ve imân ölçüsüdür.
Seven sevdiğini çok zikreder, ara vermeden gece gündüz, her saatte her anda
zikreder anmadan yapamaz. Mecâzi sevgilerde bile böyledir.
Bizler de bir kul olarak, bize her şeyi karşılıksız bağışlayan, nimetlerini
tâdât edemeyeceğimiz, mün'im-i hakikimiz Allah teâlâ ve tekaddes hazretlerini
can ü gönülden her an anmamamıza imkân olabilir mi? Bizim bu anmamız da gene
O'nun keremi ve inâyetiyledir.
İnsan daima Allah teâlâyı anmakla vazifelidir, mükellefdir. Dilini, bilhassa
kalbini Rabbını anmakla değerlendirmelidir.
Cenâb-ı Hak insanı mükerrem kıldı. Ne
bakımdan? Koyun gibi yemesi, içmesi, uyuması yönünden mi? Hayır ruhâniyeti
itibariyle yüce eyledi, kendine halife kıldı.
Akl-ı selim sahibi olan, Allah teâlânın
bu büyük iltifatına karşı daimi olarak hamd edecek, şükredecekdir ve büyük bir
edeb ve tazimle kulluk vazifesini ifâya himmet edecek ve bir an zikrullahdan
mahrum kalmamağa sa'y ü gayret edecekdir.
Zikrullaha vâsıl olan her şeye
kavuşmuşdur. Zikrullahdan mahrum olan da her şeyi kaybetmişdir.
Zikrullaha nail olan Allah'a
kavuşmuşdur. O yüce nimeti tadamayan ancak kışırda kalmışdır.
Kim Cenab-ı Hakkı kalben daimi olarak anabiliyorsa, o îkâna, yani kuvvetli imâna
sahib olmuşdur. Rabb-ı teâlâyı büyük aşkla sevmişdir. Zikir hali devam etdikçe,
manevi yollar açılmış, perdeler, hicablar kalkmışdır.
Zikrullah kalbin nuru, ruhun huzuru,
gönlün cilâsı, aklın ölçüsüdür. Zikre devam edenin kalbi mâmûr, fiil ve ahlâkı
güzel, ruhu sevinçli olur.
Zikrullaha devam eden, şen şakrak olur,
hiç bir keder onda barınamaz. Zikrullaha devam edenler, dünyacılarla fazla ülfet
etmezler, çünkü gafillerle ülfet etmek kalbe kasavet verir.
Kalb mademki nazargâh-ı ilâhidir, onu muhafaza etmek için çok dikkatli ve zeki
olmak gerekir. Daima sâlih, maneviyatlı kimselerle ülfet etmek, onların
meclislerinde bulunmak lâzımdır.
Büyük tâzimle zikrullaha devam etdikçe
letaifler açılır, zikir hâli sıra ile letaiflerde görülür, daha tekâmül ederse
bütün sadrı istilâ eder. Daha da gayret sarfedilirse nefse, oradan da bütün
cesede intikal eder. Emmâre, Levvâme, Mülhime, Mutmainne, Râdıye, Marzıye
halleri görülür.
Mutmainne makamı: Velâyet-i suğradır.
Râdıyye, Mardıyye makamı: Bazı kullarda
görülür.
Zamanımızda Zikrullaha devam etmek için
tenhalara çekilmeye (Elhamdülillah) ihtiyaç yokdur. Dünya meşgalesi mani
değildir, yeterki gönlümüzü Rabbü'l-âlemîn hazretlerine bağlamasını bilelim,
nisbetimizi, bağlılığımızı, kavileşdirib havatıra yer vermemeğe gayret edelim.
Allah teala buyurur:
"-Mü'minlerin kalblerine Allah'ın
zikriyle Allah korkusundan dolması zamanı gelmedi mi?" (Hadid: 16)
Mahmûd Sâmî -kuddise sirruh:
-Allah'ı devamlı anmak ise kalbi
yumuşatarak, hassas hale getirecek tasfiye edecek en birinci şarttır. Çünkü
Cenâb-ı Hak: "Siz beni çok çok anın" buyurmuştur.
Zira az yapılan zikir kalbin
yumuşamasına kâfi gelmez. Kalb çok zikirle yumuşar. Hiç bir şey buna mâni
olmamalıdır. İnsanın mükerrem oluşu zikr-i daimi ile tecelli eder, beden bununla
nurlanır, temizlenir. Her uzvun kendi zikri vardır. Bedenin zikriyle huzur
kazandığı zaman insanın vücudu artık toprağın içinde çürümekden kurtulur.
Cenâb-ı Hak âyet-i kerimelerde dâima çok zikretmeyi emretmişdir. Zira Allah'ı
unutan kimse kendi nefsini de unutur. Hem de kendisini de unutturur. Allah
unutmakdan münezzehdir.
Kalbi zikirle meşgul etmeli, zikirle
uyandırmağa, çalıştırmağa gayret etmelidir. İyi çalışıldığı takdirde zikir bütün
letaiflerde dağılır, nefse, sonra cesede. Bunun için de;
1. Akşam yemeklerini az yemek ve erken
yatmak
2. Seherlerde kalkmaya azimli olmak.
3. Ders yaparkan gönlü Allah'a
bağlamak.
4. Uykuyu, konuşmayı azaltıp, helâle
dikkatli olmak.
5. Salihlerle, sâdıklarla berâber
olmak.
6. Gündüzleri de daima gönlü Cenâb-ı
Hakka bağlamak gerekir.
Allah'ı devamlı anmak, kalbi yumuşatmak
ve tasfiye etmek için şarttır. Çünkü Cenâb-ı Hakk azze ve celle hazretleri "Siz
beni çok anın, çok çok anın" buyurmaktadır. İnsan ne kadar gönlünü zikre verirse
o kadar çabuk terakki eder.
- Bu yazı Altınoluk dergisinin Ocak 1999 tarihli sayısından alınmıştır.
Haftanın Sohbeti
[SOHBET İZLE]Osman Nuri Topbaş Hocaefendi : "Yüreğimizin Ulaştığı Her Yerden Mesulüz"