Büyük Hak Dostu Aziz Mahmud Hüdayi Hz'nin Vefatı-16 Ekim 1628
Türk Tarihinde Tasavvuf ve Tarikatler
TÜRK TARİHİNDE
TASAVVUF VE TARİKATLER
Tasavvuf özelde
kişilerin ruhlarında derin izler bırakırken genelde ise toplumu ahlaklı kılan
temel etkenlerdendir. Bu yönüyle tasavvuf sadece kişileri değil toplumları ve
devletleri de etki alanı içine almıştır.
Türklerin tasavvufla tanışmaları
İslâmiyet'le tanışmalarıyla aynı zamanda olmuştur. Türklerin tarih sahnesine
çıkış ve dağılış yeri olan Asya'da ilk tasavvuf merkezi Horasan'dır. Zaten
Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında Horasan Erenleri adı verilen
tasavvufî eğitim almış gönül adamlarının çok büyük etkisi vardır. Buhara Merv,
Semerkant gibi merkezler hem bu tasavvuf ekolünün büyüyüp geliştiği hem de fetih
ruhuna sahip Alperen'lerin yetiştiği yerler olmuştur. Alperen'lerin piri ise
kendisi de Türk olan ve günümüze kadar eserleri gelen büyük Mutasavvıf Hoca
Ahmet Yesevî hazretleridir.
Türklerin müslüman olmalarıyla başlayan
tasavvuf anlayışı fetih ruhunu da beraberinde getirmiştir. Fetihlerin ilk
yıllarında Anadolu'ya yönelen Ahmed Yesevî'nin talebeleri ordulardan önce halkın
arasına katılmışlar, onların gönüllerini İslam'a ve Türkler'e ısındırmışlardır.
Anadolu'da oluşan tekkeler ve dergahlar Haçlı seferlerinden ve Bizans'ın
baskısından bıkıp usanmış olan Diyar-ı Rum (Anadolu) halkının oksijen çadırları
haline çelmişti. Bu olay, hem insanların hızla müslüman olmalarına hem de
fetihlerin daha rahat ve kolay yapılmasına sebep olmuştur.
Anadolu Selçuklu Devleti zamanında iki
tür tasavvuf geleneği etkili olmuştur. Konya merkezli Mevlevîlik geleneği daha
çok farsça ağırlıklı bir dil kullanmış ve saray tebası ve yüksek zümreden
insanlara hitap etmiştir. Onun için de ağırlıklı olarak başkent Konya'da etkili
olmuştur. Selçuklu Sultanlarının pek çoğu da bu terbiye geleneğinde
yoğrulmuşlardır. Yesevîlik menşeili
ekol ise daha çok halk arasında yayılmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu'nda ise tarikat
geleneğinin ilk halkası Osmanlı Devleti'nin manevî kurucusu sayılan Şeyh Edebali
Hazretleridir. Şeyh Edebali, damadı Osman Gazi'yi manevî terbiye altına alıp
yetiştirmiş ve O'nun öğütleri ile Osmanlılar 600 yıl dünyada hakim güç olmuş,
böylece Osmanlı Devleti, hakkın hatırını en üst seviyede tutma, adaletli
davranma, zulm etmeme terbiyesini tâ 1290'lı yıllarda küçük bir beylikken Şeyh
Edebali'den öğrenmiştir.
Osmanlı Devleti'nin kuruluş yıllarında
yaşamış olan ve şiirleri, ilahileri dillerden düşmeyen Yunus Emre de tasavvufî
eğitim içinde kendini yetiştiren bir şahıstır.
Bir çok Padişahın rüyası olduğu halde Fatih Sultan Mehmed Han'a nasip olan
İstanbul'un Fethi olayının sebeplerini sayarken birçok maddî sebebin yanında bir
tarikat erbabı olan Ak Şemseddin Hazretlerinin (Hacı Bayram-ı Veli'nin kurucusu
olduğu Bayramiye tarikatine mensup idi) gözyaşı ve dua dolu yakarışlarını
saymamak ve tasavvuf gerçeğinin Osmanlı Devleti üzerindeki etkilerini görmezden
gelmek mümkün müdür acaba?
Osmanlı İmparatorluğu'nun din ve kültür hayatında Kadiriye, Rifaiye, Yeseviye,
Bektaşiye, Celvetiyye, Bayramiye, Mevleviye, Halvetiye, Nakşibendiye gibi
tarikatlerin etkisi olmuştur. Önemli
Osmanlı padişahlarının hayatlarında hep bir tarikat büyüğü onlara yol göstermiş
ve bu padişahlar birçok önemli başarı ve hizmete imza atmışlardır. Mesela XI.
yüzyılda yaşayan Aziz Mahmut Hüdayi hazretleri birçok padişaha önderlik
yapmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu zamanında ve
günümüzde de hâlâ varlığını ve etkinliğini koruyan üç önemli tarikat vardır.
Bunların en önemlisi Nakşibendiyye tarikatıdır. Bahaüddin Nakşibend Hazretlerine
nisbet edilen bu tarikat Emir Ahmed Buharî ile İstanbul'a ulaşmış, Osmanlıların
son dönemlerine doğru güçlü bir zemin bulmuş ve hızla yayılmıştır. Meşhur Sufî
Abdülkadir Geylani Hazretlerine nispet edilen kadiri tarikatının Osmanlılardaki
ilk büyük temsilcisi Eşrefoğlu Rumî olup Osmanlılar bu tarikata yoğun ilgi
göstermişlerdir. Ahmed er-Rifaiye nisbet edilen rifaiyye tarikatı da Anadolu
topraklarındaki en köklü tarikatlerdendir.
Tasavvuf ve bu akımın etkisiyle
kurulmuş olan tarikatler Osmanlı toplumu ve devletinin vazgeçilmez unsurlarıdır.
Bunu anlamak için İstanbul'da açılan tekke sayısına bakmak bile yeterlidir.
Osmanlı Devleti'nin fiilen yıkıldığı 1918 tarihinde İstanbul'da 51 adet
Nakşibendiyye, 38 adet Rufaiye, 45 adet Kadiriye, 9 adet Bedeviye, 4 adet
Bayramiye ve gizli olarak çok sayıda Bektaşiye tekkesi bulunuyordu.
Horasan Erenleri ile Anadolu'ya gelen
ve birçok önemli şahsa yol gösteren tasavvuf, Osmanlı toplumuna yol
göstermiştir. Zamanında bir çok güzel ve faydalı işler, tasavvuf ehli tarafından
yapılmış ve toplum yöneticileri bu manevî ortamda yetiştirilerek makam, servet
ve şehvet bataklığına düşmekten kurtarılmış ve hayırlı işlere
yönlendirilmişlerdir. Toplum ahlaki planda olgunlaştırılmış, ahilik gibi
tasavvufî meslek kuruluşları kurularak toplumda kardeşlik, sevgi ve saygı,
kalite ve dayanışma en üst seviyede gerçekleştirilmiştir. Vakıflar kurularak bir
çok fakir, muhtaç insana tasavvuf erbabı tarafından yardımlar yapılmıştır.
Yunus Emre, Mevlana gibi Allah dostları
şiirleri ve hikayeleriyle toplumun vazgeçilmezlerinden olmuşlardır. Ulvi
tasavvuf düşüncesi içine, zamanla bu müesseseden çıkar sağlamak isteyen ve
toplumu kandırarak yanlışa sürükleyen insanlar da olmuştur. Osmanlı devleti de
bu tür sapık tarikatler ile mücadele etmiştir. Ancak günümüzde yanlış tarikat
anlayışlarını ve sapık ekolleri örnek göstererek bütün tasavvufî kültürü yok
saymaya çalışmak Türk tarihini yok saymak gibidir. Tasavvufî düşünceler, Türk
edebiyatı, Türk tarihi Türk kültürü anlatılmaya devam ettiği müddetçe yaşamaya
devam edecektir. Yapılması gereken kendi gerçeklerimizle savaşmak değil onları
doğru bir şekilde anlatmak ve sunmaktır.
- Bu yazı çeşitli kaynaklardan derlenmiştir.
Haftanın Sohbeti
[SOHBET İZLE]Osman Nuri Topbaş Hocaefendi : "Yüreğimizin Ulaştığı Her Yerden Mesulüz"