TÜRK TARİHİNDE
ÖNEMLİ TARİKATLER VE KURUCULARI
..::
1 ::..
Bu bölümde
büyük tarikatlerin ve vaktiyle Türkler arasında yaygın olanların pîrlerinin
terceme-i hallerini ve bizler için faydalı olan sözlerini zikrederek bu hususta
muhtasar bir malumat verilecektir.
Tarikat şeyhleri hakkında müridleri
tarafından pek çok menkıbevî eserler yazılmış ve neşredilmiştir. Fazla bilgi
edinmek isteyenler bu gibi kitaplara müracaat edebilirler.
1-KÂDİRİYYE TARÎKATİ
1. Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Bekr eş-Şibli,
3. Abdurrahman et-Temîmî, 4. Ebû'l-Hasan Ali bin Muhammed el-Kureyşî el-Hünkarî
5. Ebû Saîd el-Mahzûmî, 6. Abdü'l-Kadir Gîlanî.
ABDU'L-KÂDİR GÎLÂNÎ
Künyesi Muhyiddin Ebû Muhammed bin Ebi Salih'dir. Gavs-ı A'zam diye şöhret
bulmuştur.
Evliyaullahın büyüklerindendir ve Kâdiriyye tarikatinin pîridir. Nesebi İmam
Hüseyin bin Ali bin Ebîbekr hazretlerine vâsıl olur.
470 (1077-78) tarihinde İran'ın Gîlan
kasabasında dünyaya gelmiştir. Genç yaşında tahsil için Bağdad'a gitmiştir.1
Kadı Ebû Saîd Mahzûmî'den fıkıh, Ebû
Bekr bin el-Muzaffer ile diğer meşhur muhaddislerden hadis dinlemiş, bilahare
va'z ve tedrise başlamıştır. Hanbelî mezhebine mensuptur.
Sonraları Ebû Zekeriyya et-Tebrîzî'den edebiyat okumuştur. Tahsilini tamamlayıp,
bir müddet daha Bağdad'da va'z u nasihatte bulunduktan sonra, halvete çekilip,
riyazetle yaşamaya başlamıştır. Bundan sonra seyahate çıkıp, mücahede-i nefse ve
sahralarda ikametle zühd ve ibadete koyulmuş, o sıralarda Şeyh Ahmed Debbâs'la
sohbet edip, kendisinden ahz-ı tarikat etmiştir.
528 (1134) tarihinde Ebû Sa'd
Medresesi'nde ders verirken, aynı zamanda usûl-i fıkıh ve tasavvufa ait bazı
kitaplar yazmıştır.
561 (1166) tarihinde Bağdad'da vefat
etmiştir.
Abdü'l-Kadir'in telifâtı umumî olarak
dinî mevzulara aittir ve ekserisi va'z ve hutbelerden ibarettir:
1. El-Gunye li Talibi Tarîki'l-Hakk:
Sülûk ve ahlaka ait bir risaledir. Kahire'de 1288 (1871) tarihinde tab'
edilmiştir.
2. El-Fıkhu'r-Rabbânî: 545-546
(1150-1151) yılları arasında verdiği altmış iki va'zdan ve bir zeyilden
ibarettir. Bu kitap da 1302 (1885) tarihinde Kahire'de basılmıştır.
3. Fütûhu'l-Gayb: Oğlu Abdürrezzak'ın
topladığı çeşitli mevzular hakkında babası tarafından verilmiş yetmişsekiz
va'azı havidir. 1304 (1887) tarihinde basılan "Behcetü'l-Esrar"ın kenarındadır.
4. Hizbü Beşâiri'l-Hayat: Tasavvufî
evraddan ibarettir. İskenderiye'de 1304 (1887)'de basılmıştır.
5. Cilau'l-Hâtır min Kelami'ş-Şeyh
Abdi'l-Kadir: Keşfü'z-Zünûn, c.1, s. 592'de zikredilmiştir.
6. El-Mevâhibu'r-Rabbaniyye ve'l-Fütûhu'r-Rabbaniyye
fi Meratibi'l-Ahlaki's-Seniyye ve'l-Makamati'l-İrfaniyye: Ravza-tü'l-Cennat, s.
441'de zikredilmiştir.
7. Yevakîtü'l-Hikem: Keşfü'z-Zünûn, c.
2, s. 2053'de zikredilmiştir.
8. El-Füyûzatü'r-Rabbaniyye
fi'l-Evradi'l-Kadiriyye: Bu eser de 1303 (1886) tarihinde Kahire'de basılmıştır.
9. Behcetü'l-Esrâr ve diğer terceme-i
hal eserlerinde mevcut olan mev'izalarından ibarettir.
Eserlerindeki mev'izaların umumî
mevzuları şudur.
Müridin bir müddet çile devresini
geçirerek, dünyadan tamamiyle el çekmesi ve bundan sonra tekrar dünyaya dönüp,
ondan haz ve nasibini alarak, başkalarını irşad etmesi.2
Kadiriyye tarikatinin şubeleri: Esediyye, Ekberiyye, Mukaddesiyye, Garibiyye,
Eşrefiyye, Rûmiyye, Yâfiyye, Hamadiyye, Hilâliyye, Hindiyye'dir.3
2-YESEVİYYE TARİKATİ
1. Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Ali Rudbârî,
3. Ebû Ali Kâtip, 4. Ebû Osman Mağribî, 5. Şeyh Ebû Kasım Kürkanî, 6. Ebû Ali
Faremedî, 7. Hoca Yusuf Hemedânî, 8. Ahmed Yesevî.
HOCA AHMED YESEVÎ
Ahmed Yesevî, ilk tahsil yıllarını
Yesi'de geçirdikten sonra Maveraünnehr'in büyük İslam merkezi olan Buhara'ya
geldi. Buhara o sırada İslam kültürünün çok mühim bir merkezi bulunuyordu.
Ahmed Yesevî, Buhara'da devrin en ileri
gelen alim ve mutasavvıflarından Şeyh Yusuf Hemedanî'ye intisap ederek, onun
nüfuzu altında kaldı ve onunla beraber birçok yerleri gezdi. Şeyhinin büyük
teveccühünü kazanarak onun üçüncü halifesi oldu. Ahmed Yesevî ilk iki halifeden
sonra 555 (1160)'de Buhara'da şeyhin postuna geçti; bilahare Yesi'ye döndü. 562
(1166)'de ölümüne kadar bu şekilde kuvvetli bir tasavvuf propagandası yaptı.
Ahmed Yesevî, Sir-Derya havalisinde, Taşkent ve mülhakatında, Seyhun ötesindeki
bozkırlarda büyük bir nüfuz kazandı.
Bütün İslam tarikatlerinde mevcut olan
bir usul gereğince Ahmed Yesevî de henüz hayatta iken bazı halifelerini çeşitli
memleketlere göndermiştir. Bugün bu halifelerinden çoğu o memleketlerde
yadedilmektedir.
Bu arada halkın kolayca anlayabileceği
tarzda, hece vezni ile ve Türkçe, sofiyane manzumeler yazdı. Bu manzumeleri
biraraya getirilip "Divan-ı Hikmet" ismi verilen bir kitapta toplanmıştır.
Bugün elimizde Ahmed Yesevî tarafından
yazılmadığı tesbit edilmiş bir eser mevcut değildir. Ölümünden asırlarca sonra
yazılmış muhtelif tasavvuf kitaplarında, yahut menakıp mecmualarında ona isnad
edilen bazı sözler, bazı hareketler, birtakım menkıbeler mevcuttur.
Divan-ı Hikmet adı altında toplanan manzumelerin muhtelif Yesevî dervişlerine
ait olduğu üzerinde durulmaktadır. Zira bugün kütüphanelerde mevcud olan bu
kitabın, eski bir nüshasını bulmak şimdiye kadar mümkün olamamıştır.
Manzumeleri bilhassa 4/3= 7 ve 4/4/4=
12 hece vezinleri ile, dörtlükler şeklinde yazılmış, yarım kafiye ve redif
kullanılmıştır. Dörtlüklerden mürekkep bazı uzun manzumelerde her dörtlüğün
sonundaki mısraların kafiyeli olması, bunların umumî toplantılarda muayyen bir
beste ile okunduğunu göstermektedir.4
3-RIFÂİYYE TARİKATI
1. Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Muhammed
Rüveym Bağdadî, 3. Ebû Saîd Yahya, en-Neccarî el-Vâsıtî, 4. Ebû Mansûr et-Tayib,
5. Şeyh Mansûr el-Betayihî er-Rabbanî, 6. Ahmed Rıfaî.
AHMED RIFÂÎ
Bazı müelliflere göre 500 yılının
Muharrem'inde (Eylül 1106), diğerlerine göre 512 (1118)'de Basra bölgesinde
Hasan köyünde doğmuştur. Babasını yedi yaşında iken kaybetmiştir. Seyyid Ahmed'i
dayısı Mansûr büyütmüştür.
Mansûr, yeğenini Basra'ya göndererek
Şafiî alimlerinden olan Ebû'l-Fadl Ali el-Vâsıtî ile dayısı Ebû bekr
el-Vâsıtî'den ders okutmuştur. Yirmi yedi yaşında tahsilini bitirip
Ebû'l-Fadl'dan icazet aldığı vakit Ümmü Âbide'ye yerleşmiş, dayısının ölümünden
sonra da tarikat şeyhi olmuştur 540 (1145).
Ebû'l-Hüdâ'ya göre Ahmed Rıfaî
hazretlerinin şu eserleri mevcuttu:
1. 577 (1181) ve 578 yıllarında irad
etmiş olduğu iki hitabe,
2. Kasidelerinden teşekkül eden bir
divan.
3. Dua, vird ve hizibleri ihtiva eden
bir mecmua,
4. Bazı vesileler ile söylemiş olduğu
birçok sözler ki, bunlardan bazıları meviza denilecek kadar uzundur.
Ahmed Rıfaî önce Mansûr'un yeğeni
Hatice ile evlenmiş, onun vefatından sonra Muhammed bin el Kasımiyye'nin kızı
Nefise'yi nikahlamıştır. Bu hanımından birçok çocuğu olmuştur.
İbn Celal "Cilâu's-Sadâ" isimli
kitabında Ahmed Rifaî'yi:
"Muaşereti güzel, maişeti kolay ve
sade, nefsi gani, ilmi çok, ketum, sözünde duran, kusurları örten, fukara ile
düşüp kalkan, ezaya sabır gösteren, düşmana bile nasihat eden insanların sevinç
ve üzüntülerine iştirak eden" bir zat olarak tavsif ediyor.
"Sahibu'l-Berâhin" isimli kitabında ise
Ahmed Rıfaî'nin:
"Sözünde duran, şehvete düşkün olmayan,
kanaatkar, eline geçeni bezleden, kötü söz asla söylemeyen, az yiyip içen,
insanların her işlerine koşan, onlara faydalı olmaya çalışan" kimse olduğundan
bahsetmiştir.5
Rıfâiyye tarikatinin şubeleri:
Haririyye, Keyaliyye, Sayyadiyye,
Aziziyye, Cendeliyye, Aclâniyye, Katnâniyye, Fazliyye, Vâsitiyye, Cebertiyye,
Zeyniyye, Nûriyye, Mağrûfiyye.6
4-MEDYENİYYE TARİKATI
1. Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Ali Rudbarî,
3. Ebû Ali Hüseyin bin Ahmed el-Kâtib, 4. Ebû Osman el-Mağribî, 5. Ebû Kasım Ali
bin Abdi'l-Vahid el-Kürkânî, 6. Ebûbekr bin Abdillah et-Tûsî, 7. Ebû'l-Fütûh
Necmüddin Ahmed Gazzalî, 8. Ebû'l-Fadl Muhammed Bağdadî, 9. Ebû'l-Berekât Ali
Bağdadî, 10. Ebû Ya'za el Mağribî, 11. Ebû Saîd Mağribî, 12. Ebû Medyen Şuayb
bin el-Hüseyn el-Mağribî.
EBÛ MEDYEN ŞUAYB
Meşhur Endülüs mutasavvıfı, İşbiliyye
civarındaki Cantillana kasabasında doğmuş, 594 (1197-1198) tarihinde vefat etmiş
ve Tilemsen yaknıında el-Ubdâd'a defnedilmiştir.
Fakir bir aileye mensuptu. Henüz küçük yaşlarında Kur'an-ı Kerim'i ezberlemiş ve
yine o sıralarda dokumacılık san'atını da öğrenmiştir.
Daha sonra tahsil için Fas'a gitmiş,
orada tasavvufa meyletmiş ve Şeyh Ebû Ya'san'dan faydalanmıştır. Dünyayı ve ona
karşı olan muhabbeti terkederek tasavvufî mertebeleri aşmış ve kutubluk makamına
yükselmiştir.
Fas'da birkaç senelik ikametten sonra
Mekke'ye gitmiş ve rivayete göre orada meşhur Abdü'l-Kadir Gîlanî ile
buluşmuştur. Mekke'den ayrılıp Becâye şehrine yerleşmiş, orada büyük şöhret
kazanmıştır.
Neşrettiği akideler Sultan Ebû Yusuf,
Ya'kûb'u kuşkulandırmış ve Merakeş'e celbedilmiştir. Ancak bu seyahat sırasında
yolda vefat etmiş ve Rabiatü'l Ubbâd'a defnedilmiştir. Ubbâd köyündeki mezarı
halen ziyaretgahdır.
İbnü'l-Arabî, Fütûhat-ı Mekkiyye'sinde
ondan pekçok bahsetmiş ve birçok hikayeler nakletmiştir. Fakat bununla beraber
onu hiç görmemiştir.7
Ebû Medyen tarafından ta'lim edilen
akide Yahya bin Haldûn'a göre onun ekseriya tekrar ettiği şu beyitte hülasa
edilmiştir.
"Eğer hakikî hedefe ulaşmak istiyorsan,
Allah'tan başka maddî ve maddeye bağlı bulunan herşeyi terket".
Ebû Medyen'in eserleri bazı tasavvufî
ve dinî şiirler ile, bir vasiyye ve bir akideden ibarettir. Bu yazmalar Paris ve
Cezayir milli kütüphanelerinde, arapça yazmalar kısmında mevcuttur.8
Medyeniyye tarikatinin şubeleri:
Cebertiye, Meymûniyye, Deccâniyye,
Ulvâniyye-i Hameviyye.9
5-KÜBREVİYYE TARİKATI
1. Ebu Necib Abdü'l-Kahir Zıyaüddin
Sühreverdî, 2. Rûzbihan Baklî, 3. İsmail Kasrî, 4. Ammâr Yasir, 5. Necmüddin
Kübrâ.
NECMÜDDİN KÜBRÂ
Kübreviyye veya Zehebiyye tarikatinin
kurucusu olup, XII, XIII. asır İran sofîlerinin en mühim şahsiyetlerinden
biridir. İsminin tamamı Ahmed bin Ömer Ebû'l-Cennab Necmüddin Kübrâ el-Hivakî
el-Harezmî'dir.
Sofîliğin gelişmesinde rolü pek büyük
olmuştur. Onun birçok talebeleri arasında tasavvufî akidenin büyük
mümessillerini bulmaktayız.
Münazara ve mübaheseyi çok sevdiğinden
ve her münazarada hasımlarını yendiğinden kendisine, "et-Tammetü'l-Kübra" ismi
verilmiştir. Bu isim sonraları çok meşhur olmuş, zamanla baştaki kelime de
unutularak sadece "Kübra" denmiştir.
Necmüddin Kübrâ 540 (1145) senesinde
dünyaya gelmiş, genç yaşta seyahatlere çıkmış ve Mısırda meşhur Şeyh Rûzbihan
el-Vezzah el-Mısrî ile tanışmış, onun müridi olmuş ve şeyhinin nezareti altında
son derece sıkı riyazet geçirmiştir. Bu sırada şeyhin teveccühünü kazanmış ve
kızı ile evlenmiştir. Necmüddin birkaç sene Mısır'da kalmış, bu zaman zarfında
iki oğlu dünyaya gelmiştir.
Bir gün İmam Ebu Nasr Hafza'nın
Tebriz'de "sünne" hakkında güzel dersler verdiğini duymuş, bunun üzerine hemen
oraya hareket ederek Sermeydan mahallesinde Zahide hankâhında oturan mezkur
kelam aliminin derslerine devam etmiştir.
Necmüddin "Şerhü's-Sünne ve'l-Mesalih"
adında mukaddime mahiyetindeki kelama dair eserini burada yazmıştır.
Bundan sonra Şeyh Necmüddin Ammar-ı
Yasir'e intisap etmiş, onun tavsiyesi üzerine tam bir sofî olabilmek için,
İsmail Kasrî'nin mektebine girmiştir. Buradan ikinci hırkayı (hırkayı teberrük)
almış ve şeyhinin yanına dönmüştür.
_____________________
1_ Nefehatın beyanına göre,
Abdü'l-Kadir Gîlanî, ilim tahsil etmek için Bağdad'a gitmek istediğini anesine
söylemiş, kadın oğlunun bu teşebbüsüne memnuniyetle rıza gösterdiği gibi,
kocasından kalan seksen dinarın kırkını, oğlunun hırkası koltuğunun altına
dikerek Bağdad'a uğurlamıştır. Abdü'l-Kadir'e annesinin tek nasihati; "Asla
yalan söyleme" olmuştur. Kafile Bağdad'a doğru giderken, eşkiyanın hücumuna
maruz kalmış. Şakilerden biri Abdü'l-Kadir'e, yanında bir şeyler olup olmadığını
sorunca, o da koltuğunun altında kırk dinar dikili olduğunu söylemiş. Şakî,
çocuğun bu sözüne ehemmiyet vermemiş, ikinci bir şakinin sorusuna da aynı cevabı
veren Abdü'l-Kadir'i reislerinin huzuruna götürmüşler ve orada, hırkasının
koltuğundaki kırk dinarı çıkarmışlar.
Eşkiya reisi: "Paranın yerini niçin söyledin?" deyince, Abdü'l-Kadir: "Anneme
asla yalan söylemiyeceğim hususunda söz vermiştim" cevabında bulunmuş. O zaman
reis, bu küçük çocuğun ahde sadakati karşısında hayretler içersinde kalarak,
kötü huyundan vazgeçmiş, efradıyla birlikte, bundan sonra bu gibi hareketlere
tevessül etmiyeceklerine yemin etmişler ve aldıkları eşyayı sahiplerinee teslim
ederek ayrılmışlar (Lamiî, Nefehat Ter., s. 586).
2_ Nefehat Ter., s. 585-586; Kâmusu'l-A'lam, c. IV, s. 3087; İslam Ans., c. I,
s. 80-82.
3_ Mir'atü't-Turuk, s. 6.
4_ Reşehat Tere., s. 14; Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, s. 13-201; İslam
Ans., c. I, s. 210-215.
5- Nefehat Terc., s. 610-612; Kamusu'l-A'lam, c. III, s. 2290; İslam Ans., c. I,
s. 202.
6- Mir'atü't-Turuk, s. 8.
7_ Fütûhât, c. I, 205, 247; c. IV. s. 551.
8_ Nefehat Ter., s. 605; Kamusu'l-A'lam, c. I, s. 759; İslam Ans., c. IV. s.
36-37; İbnü'l-Arabî, Hayatı ve çevresi s. 91-93.
9_ Mir'atü't-Turuk, s. 10.
Şeyh Rûzbihan,
Necmüddin'e anayurdu olan Harezm'e gidip, oradaki insanları irşad etmesi için
tavsiyede bulundu. Bu tavsiyeye uyan Necmüddin ailesi ile birlikte Harezm'e
gidip yerleşerek orada bir hankâh te'sis edip, Kübreviyye (Zehebiyye) tarikatini
kurmuştur. Kısa bir zamanda tedris ve irşad halkası genişlemiştir. Talebeleri
arasında Attâr'ın şeyhi Mecdüddin el-Bağdadî de bulunuyordu. 618 (1226) yılında
vefat etmiştir.
Necmüddin çok verimli bir müellif idi.
Sofîliği ilgilendiren çeşitli mes'eleler hakkında bir çok risaleler yazmıştır.
Eserlerinin ekserisini arapça olarak te'lif etmiştir. Keşfü'z-Zünûn'da ona ait
eserler şunlardır:
1. Usûlü'l-Aşere: Keşfü'z-Zünûn c. I,
s. 114. Bu risale İsmail Hakkı Bursevî tarafından türkçe olarak şerh edilmiş ve
1256 (1840) yılında İstanbul'da basılmıştır.
2. Risaletün fi's-Sülûk: 632 (1234-35)
senesinde yazılmıştır. Keşfü'z-Zünûn, c. I, s. 872.
3. Risaletü't-Turuk: Keşfü'z-Zünûn, c.
I. s. 876.
4. Tevali't-Te'nis Bimelâli İbni İdris:
Keşfü'z-Zünûn, c. I, s. 503.
5. Fevatihu'l-Cemal: Farsçadır,
Keşfü'z-Zünûn, c. 2, s. 1292.
6. Hidayetü'l-Talibîn: Keşfü'z-Zünûn,
C. 2, s. 2031.
7. Aynü'l-Hayât: Eserin birinci cildi
Leningrad kütüphanesinde bulunmaktadır.10
Kübreviyye tarikatinin şubeleri:
Bahaiyye, Halvetiyye, Firdevsiyye,
Nûriyye, Rükniyye, Hemedâniyye, Nûrbahşiyye, Berzenciyye.11
6-SÜHREVERDİYYE TARİKATİ
1. Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Ali Rudbarî,
3. Ebû Ali Katib, 4. Ebû Osman Mağribî, 5. Ebû Ali Kürkânî, 6. Ebû Ali Nessâc,
7. Ahmed Gazzâlî, 8. Necib es-Sühverdî, 9. Ömer bin Muhammed Şihabüddin
es-Sühreverdî.
ŞİHÂBÜDDİN SÜHREVERDÎ
Hazret-i Ebübekr evlâdındandır.
Tasavvufta intisabı amcası Ebû'n-Necib Sühreverdî'yedir. 539 (1144) tarihinde
doğmuştur.
Fıkıh, hadis, tasavvuf ve diğer
ilimlerde zamanının en ileri gelenleri arasında bulunuyordu.
Pek çok eserler te'lif etmiştir. Bu eserlerinin arasında en meşhuru
"Avârifu'l-Mearif'dir.
Asıl adı Ömer bin Muhammed olan Sühreverdî, bir rivayete göre 623 (1226), diğer
bir rivayete göre de 632 (1234-35) tarihinde vefat etmiştir.
Abdü'l-Kadir Gîlanî ile görüştüğü,
Abdü'l-Kadir'in ona:
"Sen Irak'ta meşhur olanların
sonuncususun" dediği rivayet olunur.
Şihabüddin, zamanında Bağdad şeyhlerinin şeyhi olup, ekseri vakitlerini halkın
müşkillerini halletmeye vakfederdi. Bir gün birtakım kimseler Sühreverdî'ye
gelerek:
"Ey bizim efendimiz! Ameli terkederek
tembel ve avare oluruz, eğer amel edersek, gönlümüze gurur gelir, bu hususta ne
buyurursunuz?" diye sordukları zaman, cevaben o:
"Amele devam ediniz, gururun gelmemesi
için de Allah'a dua ve istiğfarda bulununuz" buyurmuştur.12
Sühreverdî'nin eserleri:
1. Cezbü'l-Kulûb ila
Muvasalati'l-Mahbûb: Halep'de 1328 (1910) yılında basılmıştır. 31 sayfadır."
13
2. Avarifü'l-Meârif: 63 babdır, 1294
(1877)'de Mısır'da İhyau'l-Ulûm kenarında olarak basılmıştır.14
Sühreverdiyye tarikatinin şubeleri:
Bedriyye, Zeyniyye, Bahâiyye,
Kemaliyye, Ahmediyye, Necibiyye.15
7-EKBERİYYE TARİKATİ
1. Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Ali Rudbarî,
3. Ebû Ali Hüseyn bin Ahmed el-Kâtib, 4. Ebû Osman el-Mağribî, 5. Ebû Kasım Ali
bin Abdi'l-Vahid el-Kürkânî, 6. Ebübekr bin Abdillah et-Tûsî, 7. Ebû'l-Fütûh,
Mecdüddin Ahmed Gazzâlî, 8. Ebû'l-Fadl Muhammed Bağdadî, 9. Ebû'l-Berekât Ali
Bağdadî, 10. Ebû Ya'zî el-Mağribî, 11. Ebû Saîd Mağribî, 12. Ebû Medyen Şuayb
bin el-Mağribî, 13. Muhyiddin İbnü'l-Arabî.
MUHYİDDİN İBNÜ'L-ARABÎ
İbnü'l-Arabî Muvahhidler sultanı Ebû
Yusuf Ya'kûb devrinde 560 (1165) senesinde İspanya'daki Mürsiye'de dünyaya
gelmiştir. Daha küçük yaşlarında ailesiyle birlikte İşbiliyye şehrine gitmiş,
ilk tahsilini burada tamamlamıştır. Kur'an-ı Kerim'i ezberlemiş, tefsir, hadis
ve fıkıh okumuştur.
İbnü'l-Arabî, meşhur Arap Tayy
kabilesine mensûptu. Yakın cedleri hakkında fazla bir şey bilinmiyorsa da, anne
ve baba tarafından nüfuz ve itibar sahibi kimseler olduğu anlaşılmaktadır.
Akrabaları arasında tasavvufî bilgilere
sahip kimseler mevcuttu. Kendisi de, ifadesine göre, tasavvufta, kutubluk
mertebelerine varmış bir zat idi.
Dayısı Ebû Müslim el-Havlânî de,
kutubların büyüklerindendi.16
Diğer dayısı Yahya bin Yağân, Tilemsen
şehrinin meliki bulunuyordu. İbnü'l-Arabî'nin rivayetine göre Ebû Abdillah
et-Tûsî adlı bir şeyhin te'siri ile, hükümdarlığı bırakıp, tasavvuf yoluna
girmiştir.17
Yine kendi ifadesine göre, babası Ali
bin Muhammed'in de, devletin ileri gelenleriyle, bilhassa filozof İbn Rüşd ile
dostluğu vardı.
İbnü'l-Arabî, bu tahsil sırasında bir
aralık halvete çekilmiş her sahada ve bilhassa tasavvufi marifetler sahasında
hiçbir şey bilmezken ve bu hususta hiçbir kitap da okumadan, mükaşefe tarikiyle
bir çok şeylere muttali olarak halvetten çıkmıştır.
İbnü'l-Arabî, Endülüs'de bir müddet
daha kaldıktan sonra, seyahate çıkmış Şam, Bağdad ve Mekke'ye giderek orada
bulunan tanınmış alim ve şeyhlerle görüşmüş, onlardan pek çok istifade ve
istifaze etmiştir.
Bir aralık Konya'ya gelip Selçuk meliki
tarafından hürmet ve ikram görmüş, burada iken Sadrüddin Konevî'nin dul bulunan
annesini de kendisine nikahlamıştır.
Bundan sonra tekrar Şam'a dönmüş ve 637
(1239) tarihinde orada vefat etmiştir.
Nefehat'ın beyanına göre, Bağdad
ulemasından birisi Muhyiddin hakkında bir kitap te'lif etmiş ve bu kitapta
musannefatının beş yüzden fazla olduğunu beyan etmiştir.18
Şeyh Şihâbüddin Sühreverdî'ye Muhyiddin
İbnü'l-Arabî hakkında sual sordukları vakit, "O, hakikatler denizidir" diye
cevap vermiştir.19
Molla Cami, Hoca Muhammed Parsa'nın
"Füsûs" için, "can", "Fütûhat" için "gönül" dediğini rivayet eder.20
İbnü'l-Arabî'nin eserlerinin sayısı
kendine de malum değildi. Hayatında dostlarının isteği üzerine birkaç defa
bunların fihristini yapmak istemiştir. Bu fihristler birbirinden ayrı üç yazma
halinde bugüne kadar gelmiştir.21
Muhyiddin İbnü'l-Arabî'nin eserlerinden
bugün elde mevcut olanlarının bir kısmı şunlardır:
1. Fütûhat-ı Mekkiyye fi
Esrâri'l-Mahkiyye ve'l Mülkiyye: Kendi el yazısı ile olan nüsha, Türk-İslam
Eserleri Müzesi no. 1845-1881'dedir. Bu nüsha 31 cild halinde tertib edilmiştir.
2. Füsûsu'l-Hikem: Türkçeye
çevrilmiştir.
3. Kitabü'l-İsra ilâ Makâmi'l-Esrâ.
4. Muhadaratü'l-Ebrâr ve
Müsameretü'l-Ahyâr.
5. Kelamü'l-Abâdile.
6. Tacü'r-Resail ve Minhacü'l-Vesâil.
7. Mevakiu'n-Nücûm ve Metali'
Ehilletü'l-Esrar ve'l-Ulûm.
8. Rühu'l-Kuds fi Münasahati'n-Nefs.
9. Et-Tenezzülatü'l-Mevsiliyye fi
Esrari't-Taharat ve's-Salavat.
10. Kitabü'l-Esfar.
11. El-İsfar an Netaici'l-Esfar.
12. Divan.
13. Tercemanü'l-Eşvak.
14. Kitabu Hidayeti'l-Abdal.
15. Kitabu Taci't-Terâcim fi
İşarati'l-İlm ve Lataifi'l-Fehm.
16. Kitabü'ş-Şevâhid.
17. Kitabu İşarati'l-Kur'an fi
Âlaimi'l-İnsan.
18. Kitabü'l-Ba'.
19. Nisabü'l-Hirak.
20. Fazlu Şehâdeti't-Tevhîd ve Vasfu
Tevhîdi'l-Mükinîn.
21. Cevâbü's-Sual.
22. Kitabü'l-Celal vehüve
Kitabü'l-Ezel.22
8-ŞÂZELİYYE TARİKATI
1. Cüneyd Bağdadî, 2. Ebûbekr Câfer bin
Yûnus Şeyh Şıblî Bağdadî, 3. Abdurrahman Medenî, 4. Abdüsselam bin Meşiş
Mağribî, 5. Ebû Hasan Ali eş-Şâzelî el-Mağribî bin Abdillah bin Abdi'l-Cebbar.
EBÛ'L-HASAN EL-MAĞRİBÎ
EŞ-ŞÂZELÎ
İsmi, Ali bin Abdillah, künyesi
Ebû'l-Hasan'dır. 553 (1158) tarihinde Afrika'da Septe civarında Kâin Gammâra
bölgesi köylerinden birinde doğmuştur. Çocukluğu ve gençliği orada geçmiş
tahsilini de o bölgede tamamlamıştır.
Şazel köyüne nisbetle meşhur olan
Ebû'l-Hasan, tahsilini ikmal ettikten sonra va'z u nasihat ve ders okutarak
herkesin teveccühünü ve takdirini kazanmıştır.
Sonraları seyahate çıkıp pekçok
memleketler dolaşıp, zamanının ulema ve meşayihi ile görüşmüştür. Nihayet
İskenderiye'ye gelerek orada yerleşmiştir.
Bir müddet İskenderiye'de kaldıktan
sonra, Mısır'a gidip orada "İbn Atiyye ve Şifâ" okutmuştur. Bu derse, zamanın
meşhur ulemasından İbni Hacib, İbni Abdisselam İzzeddin, İbni Dakîk, Abdü'l-Azim
el-Münzerî, İbnü's-Salâh ve İbni Usfûr gibi zevat devam ederdi.
Feyzini birkaç vasıta ile Ebû Medyen hazretlerinden istihsal etmiştir.
654 (1256) tarihinde. Ramazan ayında
hacca giderken Mekke yakınlannda bir sahrada vefat etmiş ve oraya gömülmüştür.
Onun güzel sözlerinden bazıları şunlardır:
"Huzursuz kalbe sahip ve hiçbir eleme
dûçâr olmamak ve günahlardan pak olmak istersen, amel-i salihayı çoğalt".
"Dünya ve ehl-i dünyadan gönül
rabıtasını kesmeyen velayet rayihasını koklayamaz".
Terceme-i ahval-i sofiyyûnu hâvi bir eseri mevcuttur.23
Şazeliyye tarikatinin şubeleri:
Desûkiyye, Ahmediyye, Vefâiyye,
Ruzûkiyye, Hanefiyye, Cezûliyye, Gaziyye, İseviyye, Nâsıriyye, İlmiyye,
Mustariyye, Afîfiyye.24
9-MEVLEVÎYYE TARİKATI
1. Cüneyd Bağdadî, 2. Şeyh Ebû'ş-şıblî,
3. Şeyh Muhammed Züccâc, 4. Ebûbekr en-Nessac, 5. Ahmed Gazzâlî, 6. Şeyh Ahmed
el-Hatibî, 7. Bahâuddin Veled, 8. Burhanüddin et-Tirmizî, 9. Celâlüddin Rûmî.
MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN RUMÎ
Mevlana Muhammed, mutasavvıf bir şair
ve Mevlevî tarikatinin kurucusudur. 6 Rebiü'levvel 604 (30 Eylül 1207) tarihinde
Belh şehrinde doğmuş(25) ve 5 Cemaziye'l-ahir 672
(17 Aralık 1273)'de Konya'da vefat etmiştir.
Hayatı için en muteber kaynak, oğlu
Sultan Veled'in yazdığı "İbtidânâme"dir. Fakat bu kitapta hadiseler ekseriyetle
kısa anlatılmaktadır.
Celalüddin'in babası Bahauddin Veled
bin Hüseyn bin Hatıbî, "Sultanü'l-Ulema" unvanını haiz bir zat idi. Çok eskiden
Belh şehrinde yerleşmiş, köklü bir ailenin ahfanındandı. Sultan Veled'in
ifadesine göre Bahauddin, Moğol istilasından bir sene önce bu şehirden
ayrılmıştır.
Bahauddin Veled önce hacca gitmiş, bu arada oğlu Celalüddin ile birlikte meşhur
şair Attar ile buluşmak ve tanışmak için Nişabur'a gelmiştir. Şair Attar,
Celalüddin'e "Esrarname"sini vermiştir.26
Bahauddin Veled'in Bağdad'da, Ömer
Sühreverdî tarafından karşılandığı, halifenin verdiği hediyeleri reddettiği ve
Medrese-i Mustansıriyye'de konakladığı söylenir.
Bahauddin Veled Hicaz'dan Şam yolu ile
Anadolu'ya geçmiş ise de, hangi şehre gittiği bilinmemektedir. Zira
"İbtidaname"de Rum ve Konya'dan başka bir memleket ismi zikredilmemektedir.
Bahauddin, Konya'da büyük bir şöhret
kazanmıştır. Emirler ve hatta bizzat Alauddin Keykûbat, onun va'azlarına devam
ederdi. Nihayet Konya'da iki sene kaldıktan sonra vefat etmiştir (18
Rebiü'l-ahir 628).
Hazret-i Mevlana, babasının vefatından
sonra tedrise başlamış ve kısa zamanda takdir toplamıştır. Her tarafta onun
dersine devam edebilme iştiyakıyla yanıp tutuşan insanlar çoğalmıştır.
_____________________
10_ Nefehat Terc., s. 475-480; Kamusu'l-A'lam, c. VI, s. 4568; İslam Ans.,
c. 9. s. 163-164.
11_ Mir'atü't-Turuk, s. 12.
12_ Nefehat Terc., s. 527-528; Kamusu'l-A'lam, c. IV, s. 2703; Lügat-ı
Tarihiye ve Coğrafiye, c. IV, s. 156-157; Mu'cem, c. IV, 1060-1061.
13_ Mu'cem, c. IV, s. 1060.
14- Aynı eser, c. IV, s. 1061.
15- Mir'atü't-Turuk, s. 13.
16_ Fütûhat, c. II, s. 20.
17_ İbnü'l-Arabî'nin dayılarından birisi Tilemsen meliki idi. Adı Yahya bin
Yağân'dır. Onun zamanında Ebû Abdillah et-Tûsî isminde bir şeyh yaşıyordu. Bu
zat Tilemsen şehrinin kıyısında ikamet ederdi. Bir gün şeyh, Tilemsen şehrinde
bulunduğu sıralarda Yahya b. Yağan oradan geçiyordu. Kendisine, yanından geçtiği
şeyhin Ebû Abdillah olduğunu söylediler. O da atının başını çekerek ona selam
verdi. Bu sırada da şeyhe, üzerindeki ipekli elbiseleri göstererek, "Bunlarla
namaz kılmanın caiz olup olmadığını" sordu. O zaman şeyh: "Senin halin pisliğe
düşmüş, doyuncaya kadar o pislikten yiyen, her tarafı necasete bulanan, fakat
bevlederken sidik bulaşmasın diye ayağını kaldıran köpeğe benzer. Senin dahi
karnın haramla dolmuştur. O durumda iken bu elbiselerle namazın caiz olup
olmadığını ne diye soruyorsun?" diye mukabele bulunmuştur. Bunun üzerine Yahya
b. Yağân saltanatı terkedip şeyhe intisab etmiş ve ölünceye kadar odun satarak
maişetini te'min edip, geriye kalanını da tasadduk etmiştir..." (Fütûhat'ta
zikredilen bu olay, Nefehat Terc., 627'den alınmıştır.)
18_ Nefehat Terc., s. 662.
19_ Aynı yer.
20_ Aynı eser, s. 623.
21_ İslam Ans., c. VIII, s. 533-555.
22_ Şeyh-i Ekber'i Niçin Severim? Muhyiddin İbnü'l-Arabî ve Çevresi.
23_ Mil'atü't-Turuk, s. 16; Hadikatü'l-Evliya, s. 5-46; Kamusu'l-A'lam, c.
IV, s. 2569; Lügat-i Tarihiye ve Coğrafiye, c. III, s. 14.
24_ Mil'atü't-Turuk, s. 18.
25_ Doğum tarihine düşürülen tarih şudur: "Geldi Mevlanâ'yı Rumî aleme".
26_ Tezkiretü'ş-Şuarâ, s. 193.
Bir müddet
sonra sofiyyûn yoluna meyledip, Konya'da bulunan Çelebi Hüsameddin'e intisab
etmiş, sonraları Şemsüddin Tebrizî ile tanışması neticesi, zahiri ilimleri
tamamen terkederek münzevî bir hayat yaşamaya başlamıştır. Hazret-i Mevlana'nın
Şems-i Tebrizî ile sahralarda gezip dolaşması, talebeleriyle ilgilenmemesi
dersleri tam manasıyla terketmesi birçok dedikodulara sebebiyet vermiştir.
Muhitin fikirlerinin, Tebrizî'nin aleyhine gelişmesi, onun Konya'yı terketmesine
sebeb olmuşsa da, Mevlana, Tebriz'e kadar giderek Şems'i alıp yine geri
getirmeye muvaffak olmuştur.
Daha sonra tekrar Konya'dan ayrılan
Tebrizî, bir daha bulunmamak üzere izini kaybetmiş, bu hal Hazret-i Mevlana'yı
son derece kederlendirmiştir.
Hazret-i Mevlana, 5 Cemaziye'l-ahir 672
(17 Aralık 1273) tarihinde Konya'da vefat etmiş ve oraya gönülmüştür.27
Vefatına düşürülen tarih "İbret"tir.28
Mevlânâ'nın eserleri
1. Divan: Mevlana'nın divanı gazel ve
rubâilerden müteşekkildir. Gazellerin ekserisinde mahlâs yerine Tebrizî ismi
vardır. Bu sebeble divanına "Divanı Şems-i Tebriz" dahi denir. Bazı gazellerinde
mahlâs olarak "Salâhuddin" ismi görülür.
2. Mesnevî-i Mânevî: Altı defterden
mürekkeb olup, 25.700 beyti ihtiva eder. Mesnevî şârihi Ankaralı Rusûhi İsmail
Dede yedinci defterini de bulup şerhetmiş ise de, bu defterin Mevlana'ya ait
olmadığı bilinmektedir.
3. Fihi mâ Fîhh: Hazret-i Mevlana'nın
sözlerini içine alan bir eser olup, hayatı bakımından bazı önemli bilgileri
içine alır.
4. Mevaizü's-Seb'a: Hazret-i
Mevlana'nın yedi öğüdüdür.
5. Mektûbat: Son iki eser "Anadolu
Selçukîleri Mevlevi Betikleri" ismiyle Türkçeye tercüme edilmiştir.
Ben Kur'ân'ın bendesiyim
Hazret-i Mevlana'ya dair olan bahsi
bitirmeden, mühim birkaç hususa daha temas etmek gerekiyor.
Hazret-i Mevlana: "Ben yaşadığım
müddetçe Kur'an-ı Kerim'in bendesi (bağlısı, kölesi)yim ve onun emirlerine
uyarım. Ben Muhammed Muhtar sallallahu aleyhi ve sellemin yolunun toprağıyım.
Eğer benim sözlerimden bunun dışında bir söz nakleden olursa, hem o sözden, hem
de nakledenden eza duyarım" buyurmuştur.
Gel, yine gel!
Mevlana'nın meşhur bir rubâisi de
vardır ki, bu rubâi aleyhde ve lehte söylentilere sebeb olmuştur. Rubâinin
manası, iyi tahlil edilerek izah edilmediği için Mevlana muhibbi sofiler bir
kalemde rubâinin Mevlana'ya isnadıni reddetmişler, kabul edenler de zahir
delaletine göre mana vermişler ve bu suretle hakikat kapalı kalmıştır. Meşhur
rubâi şöyledir; şöylece terceme edilebilir:
"Sen gel, ne olursan, ol yine gel!
Kafir, ateşperest, putperest hasılı her ne mezhebte olursan ol yine gel! Zira
bizim dergahımızda ümit kapısı kapalı değildir, yeis yoktur. Sen günahkar da
olabilirsin, belki yüz kerre tevbeni bozmuş olabilirsin, ümitsizliğe düşme, yine
gel!" şimdi bu parçadan şöyle hatalı bir mana çıkarıyorlar:
"Bizim dergahımız öyle bir dergahdır
ki, orada cins ve mezheb tefrik edilmez. Biz hepsini hoş görürüz, hepsi Allah'ın
kuludur, herkes bir yoldan Hakk'a gitmek istemektedir, topluca bir arada hu
çekelim, beraber olalım."
Kur'an'a bende olan ve Hazret-i
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin yolunda bulunduğunu beyan eden bir
mürşid, hak ve batılı ayırdetmeden, tarik-i müstakîme nasıl rehber olabilir? O
halde rubâinin manası nedir?
Hazret-i Mevlânâ demek ister ki:
Sen doğuştan veya herhangi yanlış bir
telkine uyarak hakikati kaybetmiş isen, yani mezheb ve meslekin her ne olursa
olsun, bizim dergahımıza gel ki, o dergahta ümitsizlik yoktur. Kur'an-ı Kerim:
"Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz"29
buyuruyor. Bizi sizi işte bu, ye'si reddeden dergaha çağırıyoruz. Kur'an-ı Kerim
ayeti, rahmet ve mağfiretle doludur. Ömründe ve hayatının son deminde bir kere
tevhid edeni cennetle tebşir eden30 son dinin büyük
Peygamberinin yolunda bulunanı dergahımıza davet ediyoruz. Sen günahkar olsan da
yine ümidini kesme. Çünkü yine o büyük Peygamber: "Günahından tevbe eden günah
işlememiş gibidir"31 buyurmuştur.
Ayrıca Buharî-i şerifte şöyle bir
hadis-i şerif vardır: "Şeytan diyor ki: Senin izzet ü celaline yemin ederim ki,
ruh insanoğlunda bâki kaldıkça, ben onun içinden çıkmam, iğvâ eder dururum". Ona
karşı Zü'l-Celal buyuruyor: "Ben de izzet ü celalime yemin ederim ki, ruh onda
bâki kaldıkça tevbe ile masiyetkar kulumun arasını açmam yani tevbe eder,
affederim".
Şu halde kul asi de olsa, günahkar da
olsa tevbe edince Cenab-ı Hak tevbesini kabul buyuruyor. Buna dair bir çok nusûs
vardır.
İmdi Mevlana'nın rubâisine ters bir
mana vermeye mahal kalmamaktadır. Maksadı tevhîde, İslama davettir. Ancak
tevhîde davet, manası çekip uzatılan vahdete davet demek değildir.
10-BEDEVİYYE TARİKATİ
1. Ma'rûf Kerhî, 2. Şihabüddin Ahmed
Tebrizî, 3. Şemsüddin Muhammed bin Yusuf Mağribî, 4. Abdü'l-Kuddüsî el-Mağrib,
5. Ebû Talib Abdürrezzak Endülisî, 6. Nureddin Hamid, 7. Abdülmecid el-Mağribî,
8. Zeynüddin Abdü'l-Celil İbni Abdirrahman, 9. Bedrüddin Seyyid Şerif Hasan
Mağribî, 10. Eş-şeyh Ebû'l Abbas Seyyid Ahmed el-Bedevî.
EBÛ'L ABBAS AHMED BİN ALİ
EL-BEDEVÎ
596 (1200) tarihinde Fas şehrinde
doğup, yedi yaşında iken ailesiyle birlikte Mekke'ye gitmiştir.
Şeceresi Hazret-i Ali'ye, hatta Ra'ad
ve Adnan'a kadar uzatılmıştır. Ahmed'in birçok lakabı vardır. Ona, Afrika
bedevileri tarzında lisam (yüzü örten peçe) taşıdığından dolayı "el-Bedevî"
deniliyordu.
Mekke'ye yapılan seyahat 603-607
(1206-1210) yılları arasındadır. Bedevilerin, bu aileye fevkalade hüsn-i kabul
gösterdikleri söylenir. El-Bedevî, bu seyahatinden sonra Mısır'a gitmiştir.
Hicrî 627 yılına doğru Ahmed Bedevî'de
derûnî bir tahavvül vukû'a gelmiştir. 633 tarihinde gördüğü bir rüya üzerine
Irak ve Şam'a gitmiş ve daha sonra Mısır'ın Tanta kasabasına, yerleşmiştir. Bu
suretle Bedevî, Tantavî nisbetiyle de şöhret bulmuştur.
Kendisi yedi kıraat üzerine Kur'an-ı
Kerim okur ekseri vakitlerini ibadetle geçirirdi.
Tanta'da, evin damına çıkar, yüzünü güneşe çevirip, gözleri kızarıp bozuluncaya
kadar hareketsiz dururdu. Bazan uzun bir sükûta dalar, bazan devamlı sayhâlar
koparırdı. Geceleri Kur'an-ı Kerim okumak adeti idi.
Tanta'da 41 sene kadar ömür sürdü. Onun
güzel sözlerinden bazıları şunlardır:
"Bizim tarikimiz, Kur'an, Sünnet, hakikat aşkı, safvet, doğruluk, ızdıraba sabır
ve tahammül, ahde sadakat üzerine kurulmuştur".
"Başkasının felaketine sevinilmemeli;
iftira etmemeli ve fenalık yapmamalı; kötülüğe; iyilikle mukabele etmelidir".
"Öksüze acı, çıplağı giydir, açı doyur,
garibe ve misafire layık olduğu hürmeti gösterip; bu suretle belki Allah'a
yaranırsın. Sirke nasıl balı bozarsa, dünya sevgisi de takvayı öyle bozar".
Bedevî tarikatinin alameti kırmızı
hırka, nikâb ve kırmızı alemdir. Ahmed Bedevî 12 Rebiü'l-evvel 675 (24 Ağustos
1276) -'da Tanta'da vefat etmiş ve orada defnolunmuştur.32
Ahmed Bedevî'nin eserleri şunlardır:
1. Evrâd.
2. Salatlar: Bunlar hakkında hicrî XII.
asrın meşhur sofîsi Abdurrahman bin Mustafa Aydarus "Fethu'r-Rahmân" ünvanlı bir
şerh yazmıştır.
3. Vasâya: Manevî vasiyetnamesidir. Bu
eserinde, başta Kur'an ve sünnete sıkı sıkıya bağlanma nasihati gelir. Geceleyin
kılınan namazın her rek'ati, gündüz kılınan bir nafile rek'atten daha makbuldür.
Bilhassa zikrin kıymeti pek yüksek tutulmuştur; fakat buna kalbin iştiraki
lazımdır. Kalb iştirak etmezse, zikir sadece yaygaradan ibaret kalır. Zikrin son
semeresi vecid'dir, Allah aşkıdır, Şu suretle doğar: Allah'ın vahdeti üzerine
teemmül ederken tebcil edilen kalbe, nûr-i ilahîden bir şua düşer. O zaman onun
içinde sevgiyle karışık yakıcı bir arzu doğar ve o, kuvvetle ona sımsıkı
bağlanır. İman, en çok kıymeti haiz olan şeydir. İçten inanan en mükemmel
müslümandır.
Bedeviyye tarikatinin şubeleri:
Şenaviyye, Metbûliyye, Halebiyye,
Beyûmiyye, Merzûkiyye, Sutûhiyye, Ulvâniyye.33
11-DESUKİYYE TARİKATİ
SEYYİD İBRAHİM BURHANEDDİN
DESÛKÎ
Dört kutubtan biri ve Desûkiyye
(Düssûkiyye) tarikatinin pîridir. Desûkiyye tarikati Şazeliyye tarikatinin bir
şûbesidir.
Aşağı Mısır'da Desûk (Düsûk)
kasabasında 636 (1238) tarihinde doğmuştur. Babası Ebû'l-Feth bin Abdi'l-Ganâim
el-Vasıtî'nin damadı ve halifesi Ebû'l-Mecd'dir. Nesebi Hazret-i Ali'ye kadar
ulaşır.
Babası Rıfaî tarikatine mensuptur. Bu
cihetle babasının Rıfaî hırkasını giyen Desûkî (Dusûkî), sonra da hem Rıfaî hem
Sühreverdî olan Şeyh Necmüddin el-İsfahanî'ye intisap etmek suretiyle, her iki
tarikatten de hırka giymiştir.
Hayatının yirmi senesini Desûk'taki
halvethanesinde eser yazmakla geçiren Desûkî 676 (1272) Tâcü'l-Arus'a göre 692
(1294) tarihinde vefat etmiştir.
Tarikat ehli arasında, her birisinin
Hulefa-i Raşidîn'den birinin hidayet ve irşadına mazhar olduğu kabul edilen dört
kutubdan Desûkî, İmam Ali'nin maneviyatına varis addedilerek, kitaplarda keramet
ve harikulada hal sahibi velîlerin en önde geleni olarak zikredilir.
Desûkî, şeriate son derece kuvvetle yapışmıştır. Bu sebeble tarikatinde
şeriatten ayrılmamayı esas ittihaz etmiştir. Müridlerine, şeriate azami derecede
uymalarını tavsiye ettiği gibi, aynı zamanda şeyhin telkin ettiği şeyleri de
bizzat nefislerinde tatbik etmek suretiyle hakikat ile şeriati mezcetmeleri
üzerinde ısrarla dururdu.
Şeriatten ayrılan kimse en yakın hatta
evladı dahi olsa, onun nazarında makbul değildi. Bununla beraber şeriate yapışan
kimseyi, dünyanın öbür ucunda da bulunsa ve hatta onu hiç tanımasa, yine evladı
telakki ederdi.
Onun inancına göre şeriat asıl, tarikat
fer'îdir.
Desûkî, tarikati dünya menfaatlerine
alet edenlere hücum eder, eserlerini de sadece bazı mes'eleleri izah maksadıyla
yazdığını söylerdi.
Desûkî'nin oğlu olmadığı için,
tarikatini kendisinden sonra kardeşi es-Seyyid Ebû'l-Ümrân Şerefüd'din Mûsa
yaymıştır.34
Desûkiyye tarikatinin şubeleri:
Şernûbiyye ve Âşuriyye.35
12-SA'DİYYE TARİKATİ
1. Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Ali Rudbarî,
3. Ebû Ali Katib Mısrî, 4. Ebû Osman Mağribî, 5. Ebû Kasım Ahmed Kürkanî, 6.
Ebü-bekr Nessac Muhammed Tûsî Ali bin Abdillah, 7. İbrahim Ebû'l-bakâ, 8.
Ebû'l-Berekât Bağdadî, 9. Ebû Saîd Endülisî,10. Ebû Medyen Mağribî, 11. Abdullah
Şeybânî, 12. Yunus bin Şeybanî, 13. Sa'düddin Cebbâvî eş-Şeybanî.
SA'DÜDDİN BİN MÛSÂ EL-CEBBÂVî
EŞ-ŞEYBÂNÎ
Künyesi Ebû'l-Fütûh, ismi Muhammed
Sa'düddin'dir. 593 (1197) senesinde Havran'da dünyaya gelmiştir. Sonraları Cebbâ
isimli beldeye giderek oraya yerleşmiştir. Cebbâ, Suriye'de, Havran ovasıyla
Kudüs şehri arasında ve Kudüs'e 50-60 kilometre uzaklıkta bir köydür.
Tarikati üç vasıta ile Ebû Medyen
el-Mağribî hazretlerine müntehi olur.
Sa'düddin 700 (1301) tarihinde Cebbâ'da
vefat etmiştir.
Harirîzade: "Abiku's-Saadeti'l-Ebediyye
fi Tariki Saadeti's-Sa'diyye" namında bir eser vücûda getirmiştir.
Sa'diyye tarikatinin şubeleri:
Tağlebiyye, Vefaniyye, Aciziy-ye, Selamiyye.36
13-NAKŞİBENDİYYE TARİKATI
1. Cüneyd Bağdadî, 2. Ebû Ali Rudbarî,
3. Ebu Ali Katib, 4. Ebû Osman Mağribî, 5. Şeyh Ebû'l-Kasım, 6. Ebu Ali Fârmedî,
7. Hoca Yusuf Hemedanî, 8. Abdü'l-Halik Gücdüvânî, 9. Hoca Ârif Rîvigirî, 10.
Hoca Mahmud İncir Fağnevî, 11. Hoca Ali Râmitenî (Hazret-i Azizân), 12. Hoca
Muhammed Baba Simâsî, 13. Seyyid Emîr Külal, 14. Hoca Bahâüddin Nakşibend.
BAHÂÜDDİN BİN MUHAMMED
EL-BUHÂRÎ
718 (1318) tarihinde Buhara civarında
"Kasr-ı Ârifan" isimli köyde doğmuştur.
Bahaüddin henüz üç günlük bir çocuk
iken, Kasr-ı Arifan'a gelen Hoca Muhammed Baba Simasî (Sammâsî) tarafndan manevî
evlatlığa kabul edildi ve büyüdüğü zaman da tasavvufi terbiyesi o sırada
beraberinde bulunan Seyyid Emîr Külal'e bırakıldı.37
Bahaüddin'de, manevî mürşidi Seyyid
Abdü'l-Halik el-Gücdüvânî'nin te'siri daha büyük olduğu ileri sürülmektedir.
Nitekim kendisinin Emîr Külal'in aksine Abdü'l-Halik Gücdüvanî'ye uyarak zikr-i
hafîyi tercih etmesi, bu sözü te'yid etmektedir.
Zikr-i hafiyi müdafaa ile ona göre amel
eden Bahaüddin'in bu hareket tarzı Emîr Külal'in müridlerinin şikayetine yol
açmış, fakat şeyh, her bakımdan çok takdir ettiği Nakşibend'in bu türlü
hareketini hoş karşılamıştı.
_____________________
27_ Nefehat Terc., s. 516-520; Kamusul'l-A'lam, c. III, s. 1825; Lügat-i
Tarihiye ve Coğrafiyi c. III, s. 41; İslam Ans., c. III, s. 53-58.
28_ Eski harflerimizle yazılıp, Ebced hesabına göre değerlendirilirse vefat
tarihi çıkar.
29_ Zümer sûresi, ayet: 53.
30_ Bezzâr, Ebu Saîd radıyallahü anh'den.
31_ İbni Mâce, İbni Mes'ûd radıyallahü anh'den.
32_ Kamusu'l-A'lam, c. II, s. 1257; İslam Ans., c. I, s. 176.
33_ Mir'atü't-Turuk, s. 20.
34_ Kamusu'l-A'lam, c. I, s. 570; İslam Ans., c. 3, s. 555.
35_ Mir'atü't-Turuk, s. 21.
36_ Aynı eser, s. 22.
37_ Enîsü't-Talibîn Terc.
Nihayet bir
gün Suhar'da yaptırmakta olduğu mescid ve imaretin inşaatında çalışan beşyüze
yakın dervişi arasında Bahaüddin Nakşibend'e, bundan böyle hareketlerinde
serbest olduğunu, ister Türk, ister Tacik olsun faydalı olabilecek her şeyhten
feyz alabileceğini söyledi.38
Bahaüddin, yedi sene Mevlana Ârif ile,
on iki sene de Halil Atâ ile sohbet etmiştir. İki kere hacca gitmiş ikinci
gidişinde Hoca Muhammed Parsa'ya refakat etmiştir. Dönüşünde Nişabur ve Herat'a
uğrayıp, oradaki bazı büyük şeyhlerle de görüşmüştür.
Bir müddet Merv'de ikamet etmiş, daha
sonra tekrar Buhara'ya avdet edip, ölünceye kadar orada kalmıştır. Emîr Külal'in
vasiyeti üzerine ölümünden sonra ona halef olmuştur.
791 (1389) tarihinde vefat etmiş, doğduğu yer olan Kasr-ı Arifan'a
defnolunmuştur.
Bahaüdin Nakşibend ölümünden birgün
önce, müridlerine, halifelerinden Muhammed Parsa'ya tabi olmalarını vasiyet
etmiştir.
Bahaüddin'in "Hayatnâme" isimli bir
manzûmesi ve "Delîlü'l-Âşıkîn" unvanlı tasavvufa dair bir kitabı vardır.
Nakşibendiyye tarikatinin şubeleri:
Ahrâriyye, Naciyye, Kâsaniyye,
Muradiyye, Mazhariyye, Melamiyye-i Nûriyye, Câmiyye, Müceddidiyye, Hâlidiyye.39
14-HALVETİYYE TARİKATİ
1. Cüneyd Bağdadî, 2. Mimşâd Dîneverî,
3. Ebû Abdillah Muhammed Dîneverî, 4. Vecîhüddin el-Kâdî, 5. Ebû'n-Necib
Zıyaüddin Abdü'l-Kahir es-Sühreverdî, 6. Ebû Reşid Kutbuddin el-Ebherî, 7.
Rüknüddin Muhammed el-Buharî, 8. Şihabüddin Muhammed et-Tebrizî, 9. Cemalüddin
Şirazî, 10. İbrahim Zahid Gîlanî, 11. Sadüddin Ferganî, 12. Kerîmüddin Âhi
Muhammed bin Nûri, 13. Ebû Abdillah Siracüddin Ömer bin Ekmelüddin el-Gîlanî
el-Halvetî.
EBÛ ABDİLLAH SİRÂCÜDDİN ÖMER
BİN EKMELÜDDİN EL-GÎLÂNÎ EL-HALVETÎ
Şeyh Ebû Abdillah Sirâcüddin, Lahcan'da
doğmuş ve orada büyüyerek Harezm'de bulunan amcası Ahi Muhammed bin
Nûri'l-Halvetî'nin yanına gitmiştir. Ömrünü ekseri halvette geçirdiği için
Halvetî lakabını almıştır. Amcasının 717 (1317)'de vefatı üzerine Halvetiyye
tarikatinin pîri olmuştur.40
Bundan sonra Ebû Abdillah, Tebriz
civarında Hûy'a, bir aralık Mısır'a, oradan da Hicaz'a giderek hac farizasını
ifa etmiştir. Daha sonraları Sultan Üveys'in daveti üzerine Herat'a gelmiş orada
750 (1349) diğer bir rivayete göre 800 (1397-98) tarihinde vefat etmiştir.41
Halvetiyye tarikatinin şubeleri:
Rûşeniyye, Gülşeniyye, Merdaşiyye,
Sünbüliyye, Şa'bâniyye, Şemsiyye, Ahmediyye, Cemaliyye, Bahşiyye, Uşşâkıyye,
Asâliyye.42
15-BAYRAMİYYE TARİKATİ
1. Cüneyd Bağdadî, 2. Mimşad,
ed-Dîneverî 3. Ahmed ed-Dîneverî, 4. Muhammed Bekrî, 5. Kâdî Vecihüddin, 6. Ebû
İshak el-Kazrûtî, 7. Ömer el-Bekrî, 8. Abdü'l-Kahir es-Sühreverdî, 9. Kutbuddin
el-Ebherî, 10. Rüknüddin en-Nuhâs, 11. Şihabüddin et-Tebrizî, 12. İbrahim Zahid
el-Gîlanî, 13. Mustafa Safiyyüddin, 14. Sadrüddin el-Erdeblî, 15. Ali
el-Erdeblî, 16. İbrahim el-Erdeblî, 17. Hamidüddin Aksarâyî, 18. Hacı Bayram
Velî Ankaravî.
HACI BAYRAM VELÎ
Ehl-i tarikat lisanında "pîr" ismiyle
anılan bir zat olur, Bayramiyye tarikatinin kurucusudur.
İsmi Nûman olduğu halde, mürşidi olan Hamid Aksarayî ile mülakatları bir kurban
bayramına tesadüf ettiği için, kendisine Bayram ismi verilmiştir.
Hacı Bayram Velî, Ankara'ya yakın Çubuk
Suyu kenarında bir köyde 753 (1352) senesinde dünyaya geldi. Tahsilini
tamamladıktan sonra Bursa ve Ankara'da müderrislik yaptı. Bilahare Kayseri'de
Şeyh Hamid Aksarayî'ye intisab etti. Onunla birlikte Şam'a, oradan da hac
mevsiminde Mekke'ye gitti.
Daha sonraları Ankara'ya dönüp, va'z ü
nasihatle halkı irşada çalışmıştır.
Ektiği burçakla maişetini te'min edip,
zenginlerden topladığı paraları erbab-ı ihtiyaca verirdi.
Bayramiyye tarikati, sonraları altı
şûbeye ayrılmıştır. En meşhurları; Akşemseddin vasıtasıyla münteşir Şemsiyye-i
Bayramiyye ve 880 (1475)'de Göynük'te vefat eden Bursalı Dede Ömer vasıtasıyla
neşrolunan Melamiyye-i Bayramiyye ve Hızır Dede halifesi Bursalı Hazret-i Üftâde
ile Aziz Mahmud Hüdayî marifetiyle te'sis olunan Celvetiyye'dir.
Hacı Bayram Velî 833 (1430) tarihinde Ankara'da vefat etmiş ve oraya
defnedilmiştir.43
Bugün elimizde üç nutku mevcuttur. Bu nutuklardan biri:
Çalabım bir şar yatarmış iki cihan
aresinde,
Bakılacak didar görünür ol şarın
kenaresinde.
Beytiyle başlar. Şeyh İsmail Hakkı,
Hoca Mehmed Nûrü'l Arabî, Bursalı Mehmed Sahfî ve Abdü'l Hayy Celvetî tarafından
şerh olunmuştur.
16-EŞREFİYYE TARİKATI
EŞREF RÛMÎ
İsmi Abdullah'dır. Kadiri tarikatinin
"Eşrefiyye" şûbesinin kurucusudur. 754 (1353) yılında doğmuştur. Eşrefoğlu Rumî
diye bilinir.
Eşref Rumî, ilk olarak kayınpederi Hacı
Bayram Velî'ye intisap etmiş ve onun yanında on bir sene kalarak türlü riyazet
ve nefis mücadelesi geçirmiştir.
Bundan sonra Hacı Bayram tarafından
icazet verilmiş ve İznik şehrine halife nasbedilmiştir.
Sonraları Hama'da bulunan Abdülkadir Gîlanî evladından Hüseyin el-Hamevî'ye
intisap etmiş, Şeyh Hüseyin kısa zamanda ona hilafet vererek Kadiriyye
tarikatinin Anadolu'da neşrine me'mur etmiştir.
Dergahını İznik'de te'sis eden
Eşrefoğlu, tarikatini bilhassa o civar ile Bursa ve havalisinde yaymıştır. Hatta
İstanbul'da da bir zaviye kurmuş, o devrin sadrazamlarından Mahmud Paşa da bu
tarikate intisap etmiştir.
Eşref Rûmî, 874 (1469) yılında İznik'de
vefat etmiş ve
|