Büyük Hak Dostu Aziz Mahmud Hüdayi Hz'nin Vefatı-16 Ekim 1628
Tasavvuf ve Hadis-Siyer
Tasavvuf ve Hadis-Siyer
Hadis ilmi, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in söz,
fiil, takrîr, yaratılış veya güzel ahlâkıyla ilgili husûsiyetlerini
inceleyen bir ilimdir.
Diğer İslâmî ilimler gibi, tasavvufun da Kur'ân-ı Kerîm'den sonra
başvurduğu ikinci kaynak hadistir. Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-
Efendimiz'in hayatını, maddî-mânevî bütün yönleriyle ortaya koyacak bir
zenginliğe sahip olan hadislerin, tasavvufun şekillenip gelişmesinde
üstlendiği rolün büyüklüğünü idrâk etmek hiç de zor değildir. Zîra zühd,
verâ, ihsan, tevâzû, îsâr, sabır, şükür, tevekkül gibi kalbî konulardaki
hadisler, tasavvuf ehlinin anlayış ve fikirlerinin temellerini
oluşturmuştur. Tasavvufu yakından ilgilendiren bu ve benzeri konularda Fahr-i
Kâinât Efendimiz'in rûhânî hayâtıyla ilgili söz ve davranışları, tasavvuf
ile hadis ilmini birbirlerine yaklaştırmış ve onları ayrılmaz bir bütün
hâline getirmiştir.
Tasavvufun tefsir ilmiyle münâsebetinde de ifâde edildiği gibi Allâh'a
takarrub ve vuslatı temel gâye edinen tasavvuf ehli, Allâh'a muhabbetin,
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'in izinden gitmekle
gerçekleşeceğini çok iyi bildiklerinden, her konuda ona ittibâ etmeyi
kendilerine şiar edinmişler ve bu noktada da sünnetin zengin hazînesinden
doya doya istifâde etmişlerdir.
Fahr-i Kâinât'ın izinden gitmek, ancak onu sevmekle ve her şeyden aziz
bilmekle mümkündür. Kur'ân-ı Kerîm'de Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi
ve sellem-'e itaat ve onu sevmenin lüzumu ile ilgili pek çok âyet-i kerîme
mevcuttur. Bu sevgi ve ittibânın, nasıl olması gerektiğine dâir yaşanmış pek
çok örneğe ise, ancak hadis ve siyer kaynaklarından istifâdeyle ulaşmak
mümkündür.
İster ibâdet ve muâmelât, isterse ahlâk konularında olsun, kalbî
derinlik, rikkat, nezâket ve zerâfet bakımından zirve şahsiyet, hiç şüphesiz
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'dir. Siyer ve hadis
kitaplarımız, bunu te'yîd eden sayısız örneklerle doludur.
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'den bize kadar
kesintisiz bir sûrette intikâl etmiş olanlar, sâdece O'nun mübârek sözleri
değildir. Aynı şekilde O'nun bütün davranışları da en ince teferruatına
kadar ashâb-ı kirâm tarafından nakledilmiş ve böylece bize kadar ulaşmıştır.
Ulemâ, sulehâ ve meşâyıhın davranışlarında görülen mükemmellikler de, Rahmet
Peygamberi'nin sîretinden öğrenilerek fiiliyâta geçirilmiş hususlardır.
Esâsen Cenâb-ı Hak, Fahr-i Kâinât Efendimiz'i -beşerî davranışlar
itibâriyle- insanlığa mükemmel bir örnek olarak takdîm etmiş bulunduğundan
O'nu -imkân nisbetinde- taklîd etmek, her mümine yüklenmiş bir borç ve
vazîfedir. Şüphesiz bu vazîfeyi hakkıyla îfâ edenler, onu lâyıkıyla anlayıp
hayâtına intikâl ettiren seçkin kimselerdir. Tasavvufî edebin
gerçekleşmesinde birer miyâr olan bu davranışların en olgun muhtevâsı,
ehlullâh telkînlerinin eseri olarak vücûd bulur. Bu da meşreb-i sûfiyyenin,
sünnet ve hadîsin özüne mutlak ve mükemmel bir mutâbakat hâlinde olduğunun
ifâdesidir.
Bundan dolayı tasavvuf ehlinin faziletli hayatındaki güzellikler,
Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in sîretinden birer in'ikâs
olup, yazılı hadis metinlerini tamamlayıcı bir unsur teşkîl eder. Tasavvuf
ehlinin hâl ve davranışları, hadis-i şeriflerin fiilen şerhi mâhiyetindedir.
Diğer bir ifâdeyle hadislerin, kuvveden fiile (nazariyeden ameliyeye)
intikâl sûretiyle daha sonraki değişik zamân ve mekânlarda devâm
ettirilmesidir.
Tasavvufun bir ilim olarak ortaya çıkışından önce, gerek muhaddisler
gerekse mutasavvıflar tarafından kaleme alınan "Kitâbü'z-Zühd"ler, hadis
ilmiyle tasavvuf arasında bir köprü vazifesi görmüşlerdir.
Diğer taraftan tasavvuf ehli, hadîs-i şeriflere işârî mânâlar verip îzâh
etmekle, hadis ilmini zenginleştirmişlerdir. Hattâ bazı sûfîler, -hadisçiler
tarafından benimsenmese de- Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve
sellem-'in rûhâniyetinden keşf yoluyla da hadis alınabileceğini kabul
etmişlerdir.
Târihte -Hakîm Tirmizî ve Kelâbâzî gibi- sûfî olarak meşhûr olduğu hâlde
hadîse dâir eser veren tasavvuf büyükleri vardır. Aynı şekilde muhaddis
olarak şöhret bulduğu hâlde hadis ilminin kriterlerinin yanısıra sûfîlerin
metodlarını da benimseyen hadis âlimleri var olagelmiştir.
Meselâ hadis ilminde en büyük otorite kabul edilen ve Kur'ân-ı Kerîm'den
sonra en mûteber kaynak olan hadîs kitabının sâhibi İmam Buhârî
-rahmetullâhi aleyh-, rivâyet ettiği her hadis-i şerif için iki rekat
istihâre namazı kılmış ve istihâre netîcesinde, hadîsin sahih olduğuna
kalben de kânî olduktan sonra onu eserine kaydetmiştir.1
Yine büyük muhaddis Ahmed bin Hanbel'in de üç hadîs-i şerîfi bizzat
Rasûlullâh Efendimiz'den rüyâsında aldığı rivâyet edilmektedir. 2