Ana Sayfa  |  İletişim  |  RSS 2.0
Kullanıcı Paneli
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Kayıt Ol | Şifremi Unuttum?
Arama :
     
Ana Sayfa

Ana Menü

Sohbetler Menu

İslâmî İlimler Menu

Kısa Mesaj - Üyeler İçin
Misafirlerimiz
Sitedekiler
Şu An Çevrimiçi Olanlar:
Üye: 1
yusuf

Arama Motorları: 4
GooglebotYandex
Baidu SpiderMSN

Ziyaretçi: 11
Toplam: 16

Çevrimiçi Olan Son Üyeler:
Son 20 Üye: 20
Ali Turgut can ali
cihan talebesi Darussefa
eslem feride
fureyzi gönül_alemi
İlkbahar Kaplumbaga
kılınç Mesken-i Ravza
Nur pdxwim
Sail Dervis tıfıl
Uhud Yabani bahçenin sahte çiçeği
Züveyra Âdi

Bedavacı Team
Son Yorumlar
Yazar: İlkbahar, Konu:
Ey Gönül!
En Çok Okunanlar
» Güya:( .....sükun.....
» SON 3 GÜN "5. Yıldönüm ...
» Aşkın Acep Halleri Var. ...
» Derviş olmak; devrilmiş ...
» Hadi Bakalım Buda Bizde ...
» Dervişin Fikri 5 Yaşınd ...
» Yazıyorum İşte... [Gece ...
» Acemaşiran Ney Taksimi
» Bu Dergahta Yananlar Va ...
» Şerîat - Tarîkat - Hakî ...
En Son Eklenenler
» Tamu Kapusunda Bir Müri ...
» Salih, Sadık, Muhlis Ki ...
» Keşke Demek
» Hiç Düşünmüyor Musun?
» Hangi tohum yere ekildi ...
» Gönül Simidi
» Leblebi Şekeri Sevenler ...
» Ey Gönül!
» Saadetli Ölüm
» 3. Sohbet : "Benden Ad ...
Rasgele Konular
» Taşplaktan Ferahnaz Tak ...
» Hicret Etmek....
» Hayatın 'Lâ ilâhe' fa ...
» Mi'rac Gecesi Namazı
» Şakâyık
» Bedir'de Dua Şehadet A ...
» Fakr’ından Habersiz İns ...
» Sübhaneke ya Allah Tesb ...
» RAMAZAN AYI İLE YENİDEN ...
» Küçüğüme....
Radyo
Reklam
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 

Ruhuna El-Fatiha
Büyük Hak Dostu
Aziz Mahmud Hüdayi Hz'nin
Vefatı-16 Ekim 1628
 

Nefs-i Emmâre'nin Tuzağı!
Paylaş
  Kategori: Sohbetler » Yazılı Sohbetler » Osman Nuri Topbaş Hocaefendi-Yazılı
  Yorumlar (3)

Yine arşivden bir yazı okumaya doyamadık.

Nefs-i Emmâre'nin Tuzağı!
Mevlânâ Hazretleri, nefs-i emmârenin, rûhâniyeti bertaraf edebilmek için ne gibi hilelere başvurduğunu, bizlere şu temsîlî hikâye ile nakleder. Bu hikâyede fare, nefs-i emmâreyi; kurbağa da rûhâniyeti temsil etmektedir.

“Hilekâr bir fare ile vefâkâr bir kurbağa, kaderleri icabı dere kıyısında tanıştılar, birbirlerine yakınlık duydular. Her ikisi de bu yakınlığın devamı için bir buluşma vakti kararlaştırdı. Böylece her sabah belirli bir yerde bir araya geliyor, birbirleriyle dertleşiyor, gönüllerini vesveselerden, üzüntülerden ve korkulardan gûyâ kurtarıyorlardı.
Bu buluşmadan ikisinin de gönlü ferahlıyor ve huzûra gark oluyordu. Birbirlerine hikâyeler anlatıyor, başlarından geçenleri naklediyor ve birbirlerini can kula­ğı ile dinliyorlardı. Onlar ağızsız, dilsiz konuşuyorlardı.

O hile ve kandırma üstadı olan fare, zavallı kurbağa ile buluşunca neşeleniyor, küçük, parlak göz­leri ışıklar saçıyor, heyecanlanıyor, kurbağaya maceralarla dolu geçen beş yıllık hayatının hikâyesini anlatıyordu.

Kandırmada sanatkâr olan fare bir gün kurbağaya;
«–Ey herkese akıl veren, akıl ışığı olan dost!» dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

«–İçim daralıp da sana bir sır söylemeye, dertleşmeye, senin fikrini almaya geldiğim zamanlar sen hep suyun dibinde bulunuyorsun. Ben dere kıyısına geliyorum, bağırıyorum çağırıyorum; «Ey dost; nere­desin?» diye haykırıyorum, fakat sesimi sana duyuramıyorum. Sen, deryâların içinde, sana muhtaç olanların feryâdını işitmiyorsun! Ey yiğit kurbağa! Seninle görüşmeye doyamıyorum; bu belirli zamanlar bana kâfi gelmiyor!» dedi ve bir müddet sükûta büründü.

Sonra devamla:
«–Ey aziz yâr, ey sevgili dost! Seni görmeden yapamıyorum, bir an bile duramıyorum. Gündüz gözümün nûru, kazancım, her şeyim sensin; geceleyin kararım, neşem, uykum, hayalim, rüyam hep sensin! Vakitli vakitsiz kerem eder, lutuflarda bulunur, beni hatırlar, beni sevindirirsen bu senin çok iyi kalpli oluşundandır!» diyerek kurbağayı öven daha pek çok güzel söz söyledi. Sonra da kendi mânevî dünyasını ve hâlini anlatmaya başlayarak kurbağadan medet diledi:

«–Ey benim sevgilim! Sen gel de güzel huyunla benim gönlümü aydınlat! Çirkinliğimize, kötülüğümüze bakma; biz, dağ yılanı gibi zehirle do­luyuz! Ben de çirkinim, bütün huylarım da çirkin!

Bu ihtiyacı sonsuz olan kul, senin sonsuzluğuna muhtaç; lutfunu esirgeme, onu bırakma! Ben ölürsem, yine senin lutfun bana gözyaşı döker! Öldükten sonra toprağıma söyleyeceğin sözleri, şimdi şu gamlı kulağıma söyle!

Ey kardeşim! Ben toprağa mensubum, topraktanım; sen ise deryâların içindesin. Huzur kaynağısın. Merhamet padişahısın, lutuflarda bulunansın, dilekleri yerine geti­rensin! Öyle lutuflarda bulun, öyle ihsanlar et ki, vakitli vakitsiz huzuruna gelebileyim!

Ben dere kıyısında seni can u gönülden çağırıp durmadayım. Fakat bana merhamet edip cevap bile vermiyorsun! Benim suya dalmama imkân yok! Çünkü yaratılışım topraktan; ben topraktan yetişmiş gelmişim! Ya bir elçi gönder bana yardım et, ya bir belirti göster de sesimi sana duyursun!»
Sahtekâr bir dost olan fare, sonunda kurbağayı ikna etti ve nihayet şöyle bir karara vardılar: Bir uzun ip bulacaklar ve ipi çekince birbirlerine kavuşacaklardı.

Fare:
«–İpin bir ucunu seni çok seven bu kulun ayağına, öbür ucunu da senin ayağına bağlarız! Bu iple, iki ayrı beden olarak yaşayan sen ve ben, can bedenle nasıl birleşiyorsa öyle birbirimize karışalım, bir vücut olarak birleşelim! Zaten şu bedenimiz ile rûhumuz birbirine bağlanmış ipe benzer!» dedi.

Can kurbağası kendinden geçmiş, suyuna dalmış, o hoş mavi âlemde “beden faresi”nden kurtulmuş iken, fare daima onu iple karaya doğru çekmeye çalışır. Bu çekişten de can kurbağası çok acılar duyar, pek ıztıraplar çeker!

Hâlbuki beyni kokmuş pis farenin bu çekmesi olmasaydı, kurbağa suyun içinde ne safâlar sürecek, ne zevkler edecekti!
«–Öyle yapalım; ipin bir ucu benim ayağıma bağlansın, öbür ucunu da sen kendi ayağına bağla!» dedi fare. «Böylece de bu kupkuru yeryüzünde ipi çekebileyim de, sen de derdimi anla, seni görmek istediğimi bil!»

Bu söz kurbağanın hoşuna gitmedi, fakat kabul etti. Lâkin içinden de:

«Bu pis fare beni nasıl bir tuzağa düşürecek acaba?!» diye düşünüyordu.

Farenin ise sevincine diyecek yoktu. Artık kurbağa ile buluşmak için o aşk ipinin ucunu çekmesi kâfî idi.

Kurbağa düşünceli olarak dereye dalarken fare neşeli neşeli toprak üstünde zıplıyor ve kendi kendine diyordu ki:

«Nasıl olsa ipin ucunu artık elime geçirmiş bulunuyorum! Ne zaman istersem onu görebileceğim…»
Derken, yem arayışına çıkmış olan aç ve hırçın bir karga ansızın süzülüp indi ve gâfil fareyi yakaladı.

Karga havalanınca, suyun derinliklerinde bulunan kurbağa da fareye bağlı olduğundan, sudan çıktı. Fare, artık karganın gagasında idi; kurbağa da ayağından fareye bağlı olduğundan, havada sallanıp duruyordu.
Bu hâli görenler; «Karga nasıl bir hileye başvurdu, nasıl bir kurnazlık etti de, suyun derinliklerinde yaşayan kurbağayı da avladı?» diyorlardı.
Havada asılı kalan kurbağa da diyordu ki:

«Rûhâniyet deryâsından uzakta kalıp da süflî kişilerle dost olanın hâli budur. Benim hâlim, nefsine mağlup olanlara bir ibret olsun!»”

Şu bir hakîkattir ki, terbiye olan bir nefis, mahlûkât içe­ri­sin­de in­sa­nı en mü­ker­rem bir mev­kî­ye yü­cel­tebilirken, bunun aksine terbiye görmemiş ham bir nefis ise onu es­fel-i sâ­fi­lî­ne dü­şü­re­bi­lir. Yâni nefis, ıs­lâh edil­di­ğin­de hay­ra; ter­bi­ye edilmediğinde ise şer­re ve­sî­le olabilen, âde­tâ iki ağız­lı bir bı­çak hük­mün­de­dir.

Gazâlî Hazretleri, nefsi azgın bir ata, rûhu da süvârîye teşbih ederek şöyle buyurur:

“Atını terbiye eden süvariyi, atı istediği menzile götürür. Lakin terbiyesi ihmal edilen bir atın, süvarisini uçurumdan aşağıya atması kaçınılmazdır.”

Bu se­bep­le­dir ki, nefis tez­ki­ye­si, her mü’­min için son de­re­ce ha­yâ­tî bir mes’ûli­ye­t­tir. Bu mes’ûli­ye­ti Ce­nâb-ı Hak Kur’ân-ı Ke­rîm’de:

“Mu­hak­kak ki nef­si­ni tez­ki­ye eden (kö­tü­lük­ler­den arın­dı­ran) kur­tu­lu­şa er­miş, onu fe­nâ­lık­la­ra gö­men de zi­yân et­miş­tir.” (eş-Şems, 9-10) şek­lin­de ifâ­de bu­yur­mak­ta­dır. Yâ­ni nef­si­ni ter­bi­ye edip us­lan­dı­ran, se­lâ­met­le yo­lu­nu katetmiş, bu­nun ak­si­ne onu az­gın­lık ve vah­şî­li­ğiy­le baş­ba­şa bı­ra­kan da ebe­dî bir hüs­ran ve zi­yâ­na dû­çâr ol­muş­tur.


Bu sebepledir ki Âlemlerin Efendisi bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuşlardır:
“(Hakikatte) mücâhid, nefsine karşı cihâd eden kimsedir.” (Tirmizî, Fezâilü’l-Cihâd, 2; Ahmed, VI, 20)
Bir diğer hadîs-i şerîflerinde ise:

“Ümmetim adına en çok korktuğum şey; nefislerinin hevâlarına uymalarıdır.”buyurmuşlardır. (Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, I, 12)
Hazret-i Mevlânâ da bizleri şu ifâdeleriyle îkâz ve irşâd eder:

“Ey Hak yolcusu! Gerçeği öğrenmek istiyorsan; Mûsâ da, Firavun da ölmediler; bugün senin içinde yaşıyorlar, senin varlığına gizlenmiş, senin gönlünde savaşlarına devam ediyorlar! Bu sebeple birbirine düş­man olan bu iki kişiyi kendinde araman gerekir!”

“Te­ni aşı­rı bes­le­yip ge­liş­tir­me­ye bak­ma! Çün­kü o, so­nun­da top­ra­ğa ve­ri­le­cek bir kur­ban­dır. Sen, asıl gön­lü­nü bes­le­me­ye bak! Yü­ce­le­re gi­de­cek ve şe­ref­le­ne­cek olan odur.”

“Be­de­ni­ne yağ­lı bal­lı şey­le­ri az ver. Çün­kü onu ge­re­ğin­den faz­la bes­le­yen, nef­sâ­nî ar­zu­la­ra dü­şü­yor ve so­nun­da re­zil olup gi­di­yor.”
“Rû­ha mâ­ne­vî gı­dâ­lar ver. Ol­gun dü­şü­nüş, in­ce an­la­yış ve rû­hî gı­dâ­lar sun da, gi­de­ce­ği ye­re güç­lü, kuv­vet­li git­sin.”
Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri tezkiye edilmemiş ham bir nefsin Allah ile kul arasında kalın bir perde olduğunu bildirdikten sonra şöyle der:
“Nefs-i emmârelerinizi kurban ediniz. Biliniz ki gerçek hayat, ancak nefs-i emmârenin şerrinden kurtulmakla mümkündür.”
Şiblî Hazretleri de şu sözlerle bu hakîkate dikkat çeker:

“Nefis ölmeden ruh dirilmez. Âşıklar rûhun yaşamasını, nefsin ölümünde buldular.”
Unutmamak gerekir ki, nefsin özün­de bir mü­cev­her gi­bi müs­bet bir mâ­hi­yet de var­dır. İn­sa­noğ­lu­nun va­zi­fe­si, onu, toz-top­rak hük­mün­de­ki men­fî­lik­ler­den ve süflî arzuların hoyratlığından mâ­ne­vî ter­bi­ye ile arın­dı­rmaktır. Bu arınma neticesinde, insanın özün­de­ki Allâh’a dost olabilme cev­he­ri or­ta­ya çı­kar. Tasavvuf da bu şekilde ham vasıftan kurtulup kâmil insan olabilme sanatıdır. Böyle kâmil mü’minler ise, hayatlarını güzel ahlâk ve fazîletlerle tezyin etmeye muvaffak olabildiklerinden âdeta canlı bir Kur’ân hâline gelirler. Kur’ân’ın sır ve hikmetlerine âşinâ olurlar.

Nitekim Kur’ân’ın sır ve hikmet dolu mânâ iklîmine girebilmenin, nefis tezkiyesiyle kemâle ermeye bağlı olduğunu Mevlânâ Hazretleri şöyle ifade buyurur:

“Kur’ân’ın mânâsını Kur’ân önünde kurban olmuş, benliğinden geçmiş, alçalmış, âdeta rûhu, ayn-ı Kur’ân kesilmiş kişiden sor.”

Yâ Rabbi! Bizleri nefislerimizin hile ve desîselerinden muhâfaza buyur. Ayaklarımızı sırât-ı müstakîm üzere sâbit kıl. Gönüllerimizi sevdiğin ve râzı olduğun güzel hasletlerle ziynetlendir…

Âmin…

       
#1 Yazar: Oğuz Bektaş                                                                                                                 30 Aralık 2009 09:46 | MSN: --
Kayıt Tarihi: --
Grub : Ziyaretçi
Konu Sayısı: 0
Yarum: 0
MSN: --
Hocam benim sana canım feda Maşaallah Nur damlıyor o güzel cemalinden...
Açtığı Konular: 0 | Yorum: 0    

#2 Yazar: AliAkca                                                                                                                 2 Ocak 2010 11:20 | MSN: --
Kayıt Tarihi: 31.05.2009
Grub : Yazar
Konu Sayısı: 67
Yarum: 40
MSN: --
Çocuklukta oyun...
Gençlikte şehvet...
Yaşlılıkta elden gidenlere hasret...


--------------------
Açtığı Konular: 67 | Yorum: 40    

#3 Yazar: esra                                                                                                                 14 Ocak 2010 13:37 | MSN: --
Kayıt Tarihi: 14.01.2010
Grub : Editör
Konu Sayısı: 194
Yarum: 1567
MSN: --
OL MAİLERKİ DERYA İÇREDİRLERDERYA NEDİR BİLMEZLER
esselamün aleyküm bu ilk yorumumuz inşallah bereket olur
hocamızın dilinden ne güzel nakledilmiş;bir çırpıda okuyup deryalara daldık derya nedir bilmek içinde bu siteye üye oldum
nefis üç köşeli dikendir ne yana koyarsan koy batar..
bu paylaşımı okumak tada hikmet çıkardım ihtiyaca binaten iyi oldu çünkü hayatta en zor insanlarla olan sınav olmalı ve kişinin kendini ifade edememesi suizan
duamız ALLAH HERDAİM HÜSNÜZAN ÜZERE YAŞAMAYI NASİP ETSİN


--------------------
Açtığı Konular: 194 | Yorum: 1567    

  Bilgi

Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.




Haftanın Sohbeti

[SOHBET İZLE]Osman Nuri Topbaş Hocaefendi : "Yüreğimizin Ulaştığı Her Yerden Mesulüz"
Sohbeti dinlemek için tıklayınız.
Tasavvuf Sohbetleri

[SOHBET DİNLE] 3. Sohbet : "Benden Adam Olmaz Diyenlere - Sahabe'den Eşsiz Tövbe Örnekleri - Birbirini Öldüren İki Kişiden Allah Hoşnut Olur "
Sohbeti dinlemek için tıklayınız.
Görüntülü Sohbet

[SOHBET İZLE] Ahmet Taşgetiren - 16.Bölüm - "Günaha Karşı Duyarlılık"
Sohbeti izlemek için tıklayınız.
Tefsir Dersleri

[İZLE] Dr. Adem Ergül Tefsir Dersleri 2. Ders " Besmele "
Dersi dinlemek için tıklayınız.
Fıkıh Dersleri

[İZLE] Ahmet Hamdi Yıldırım 2. Ders "Temizlik - Abdest"
Dersi dinlemek için tıklayınız.
Tasavvuf Dersleri

[İZLE] Doç. Dr. Süleyman Derin "İhya Okumaları" 2. Ders
Dersi dinlemek için tıklayınız.
Radyo Sohbetleri

Fatih Çıtlak İle Tasavvuf Sohbetleri -Toplam 14 Bölüm- Her birinde Mârifetullah ikliminde aşk yağmurlarına tutulacağınız,uzun soluklu sohbetler
Sohbetleri dinlemek için tıklayınız.
Mesnevi Sohbetleri

[İZLE] Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz " Mesnevi Sohbetleri " Toplam 23 Bölüm
Dersi dinlemek için tıklayınız.
Haftanın Konusu

*Doç. Dr. Fahreddin Yıldız'ın kaleminden :" Allah Elçisinin Örnekliği "
Okumak için tıklayınız.
Tasavvuf Dershanesi

19. Ders "Nakşibendiyye büyüklerine göre Allah’a en çabuk vâsıl eden dört esastan biri=Sohbet "
Okumak için tıklayınız.
Anket

Dervişin Fikri olarak 4 yıldır aynı temayı (görünüm) kullanıyoruz.Sizce değiştirmelimiyiz?

Değişiklik iyidir.
Böyle kalsın.
Bir ay deneyebiliriz

Facebook Sayfamız
Dervişin Fikri

Sayfanızı Da Tanıtın
Dervişin Fikri ile ilgili en güncel haberleri almak ve orjinal videoları seyretmek için açılan sayfada BEĞEN butonuna basınız
Sayfaya gitmek için tıklayınız.
Diline Sahib Çık!



Duyurular

Sayın Editör,Yazar ve Üyelerimiz.Makaleleriniz için seçtiğiniz resimleri önce bilgisayarınıza kayıt edip,sonra yükleyiniz.Diğer sitelerden alıntı resimler bir müddet sonra silinmekte veya değişmektedir.

Dervişin Fikri İslami Portalı'nda Yazılarınızı veya Alıntılarınızı Yayınlamak İçin Üye Kontrol Panelindeki Konu Ekle Linkine Tıklayarak Yazılarınızı Bize Gönderebilirsiniz.

Namaz Vakitleri
Hoş Sadâ

Sami Sultanımız-Özel
Dervişane Musıki
Ayet-i Kerime
Hadis-i Şerif
Dua
Son Dakika Haberleri
  
Ana Sayfa  |  İletişim  | Üye Ol  | 
Copyright © 2008-2009 Dervişin Fikri  | Tüm Hakları Saklıdır © 2008-2009 Dervişin Fikri  | Çeviri By © 2009 zIRyuMRuL
GenelVideolar Hit Statistics
İslami Sitelerin Bulusma NoktasıiSLami Toplist, islami Siteler, ToplistislamiHit.comdomain