*Ehlullah dilinden, okudukça içi açan manevi alemlere daldıran lâtif bir yazı.
Sordum sarı çiçeğe Gül sizin neniz olur? Çiçek eydür ey derviş! Gül, Muhammed teridir
İnsan ömrü, -müsbet veya menfî- binbir iniş-çıkış, yâni bir medd ve cezir iklîminde geçer. Neş'e ve hüzünler birbirini tâkib eder gider. Sürûr ve seâdete mukâbil, elem ve ızdıraba sebeb olan fevkalâdelikler, insana derûnî bir tefekkür, derin bir duyuş ve kendini hesaba çekme imkânı kazandırır. Bir insan, ne kadar duygusuz ve vurdumduymaz olsa da, ciddî bir ölüm tehlikesi geçirdiğinde bundan bir hisse alır ve kurtuluşundan sonraki hayatını daha değerli kılmaya yönelir. Sevindirici hâdiseler de böyledir.
Meselâ, bir evlâdı dünyâya gelen genç bir anne veya babanın bu doğumdan sonra hissiyâtında büyük bir değişiklik olur. Zîrâ onlar, artık seviye katetmiş, anne veya baba olmuşlardır. Hareketler ağırlaşmış, mes'ûliyet duygusu artmıştır. Hâlbuki onlar, bu hâlden önceki durumları itibarıyla zâhiren aynı kişilerdir, fakat hâllerinde mânen bir farklılık teşekkül etmiştir. Yâni çocuklarının doğumu, onların rûhlarına ayrı bir tecellî olmuştur.
Son devrin en önemli âlim ve mutasavvıflarından Muhterem Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin kendi kaleminden ve kendi fem-i muhsinlerinden gönülleri aydınlatıcı sohbetlerini istifadenize sunuyoruz.Cenâb-ı Hakk müstefid eylesin...
Son devrin en önemli âlim ve mutasavvıflarından Muhterem Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin kendi kaleminden ve kendi fem-i muhsinlerinden gönülleri aydınlatıcı sohbetlerini istifadenize sunuyoruz.Cenâb-ı Hakk müstefid eylesin...
Üç kişiden korkunuz: “Merhametsizden, Mürâîden, Mürtekipten.” Üç musibetten uzakta kalınız: “Zulümden, zelzeleden ve bilirim iddiasında bulunan câhilden. Üç kişiye yardım ediniz: “Hastaya, garibe ve muhitinde kıymeti bilinmeyen kişiye.” Üç şey saâdetin sırrıdır: “Tevazu, kanaat ile zenginleşme ve ölümü sık sık tefekkür etme.”
Bugün üstüne basıp geçtiğimiz toprağın, yarın bir parçası hâline geleceğiz. Yarın toprak altının horluğuna dûçâr olmamak için, bugün toprak üstündeki fânî saltanatlara, nefsânî câzibelere aldanmamalıyız. Dünyada yerli edâsıyla dolaşmamalı, her an dâvet edilecek ölüm yolcuları olduğumuzu ve Azrâil ile meçhul bir zaman ve mekânda randevumuz bulunduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.
Vefâyât adlı eserinde İbn-i Hallikān, şu hâdiseyi nakletmektedir:
“Urve bin Zübeyr -radıyallâhü anh-, oğlu Muhammed ile birlikte, Halîfe Velid bin Abdülmelik‘i ziyaret maksadıyla Medîne’den Şam’a gitmişti. Oraya vardıklarında çok sevdiği oğlu Muhammed, bir ara hayvanların bakımı için ahıra girdi. Lâkin serkeş bir hayvanın kendisine attığı fecî tekme neticesinde hemen orada vefat etti.
Bu elîm kazânın üzerinden henüz bir müddet geçmişti ki, Urve -radıyallâhü anh-’ın ayağında kangren hastalığı zuhûr etti. Bunu haber alan Halîfe Velid bin Abdülmelik, Urve bin Zübeyr’e ayağının kesilmesinin zarûrî olduğunu, aksi takdirde hastalığın bütün vücuduna yayılabileceğini söyledi. O da, ilâhî takdîre büyük bir rızâ ve teslîmiyet içerisinde bunu kabul etti. Bunun üzerine derhal, Urve’nin ayağını kesmesi için mâhir bir cerrah çağrıldı. Gelen cerrah, yapacağı ameliyatın çok fazla ıztırap vereceğini, bu sebeple hastanın narkoze edilmesi gerektiğini ifâde ettikten sonra Urve Hazretleri’ne:
«‒Efendim! Müsâadeniz olursa ayağınız kesilirken acı hissetmemeniz için size bir miktar şarap içirelim?» teklifinde bulundu.
Kulu, Rabbinden uzaklaştırarak kötülükleri işlemeye tahrîk eden en süflî durumdaki isyankâr nefstir. “Emmâre” çok emredici demektir. Bu sıfatı hâiz olan nefsin yegâne maksadı, hevâ ve heveslerini ölçüsüzce tatminden ibârettir. Şehvetin esîri, şeytanın avânesi olmuş; keyfine, zevkine, günâha düşkün olan nefstir.
Nefsin düşkünlükleri ve aşırı istekleri demek olan şehvetlere karşı her hangi bir mücâdele göstermemek, onun arzularına tâbî olarak şeytanın yoluna uyup gitmek de, nefs-i emmâre seviyesinde bulunan kimselerin ahvâli cümlesindendir.
Aslında nefs-i emmâre, sâhibine karşı şeytandan bile tehlikeli olabilmektedir. Nitekim bu husûsu İbn-i Atâullâh el-İskenderî şöyle îzâh eder:
“… Sen asıl nefsinden kork! O nefs ki senin aleyhine çalışır. Üstelik ölünceye kadar da sahibinden hiç ayrılmaz. Oysa şeytan bile hiç olmazsa Ramazan ayında insandan ayrılır. Çünkü Ramazan’da şeytanlara kelepçe vurulur. Fakat buna rağmen Ramazan ayında da devâm eden cinâyet, hırsızlık ve ahlâksızlık vak’aları, şeytanın kandırmasından değil, nefsin azdırmasından ileri gelmektedir.”
Hakkʼa giden yollar, mahlûkâtın nefesleri adedince çoktur. Mühim olan, Cenâb-ı Hakʼtan gelen ve bizi Hakkʼa yaklaştıracak olan vesîlelerin farkına varıp onlardan lâyıkıyla istifâde edebilecek bir gönle sahip olmaktır. Kulun gönlü hak ve hakîkate teşne ise, kendisini Allâhʼa yaklaştıracak olan vesîleleri görmeyi Rabbimiz ona nasîb eder.
Sâlihlerle beraberlikten maksat; kalbî bir beraberliktir. Zira fiilî beraberlik, her zaman mümkün olmayabilir. Yahut fiilî beraberlik olsa bile kalbî beraberlik olmadığında, yine bir fayda hâsıl olmaz. Bu sebeple sâlihlerle beraberlikten kasıt; gönül beraberliğidir, yani hayat ve hâdiseler karşısında sâlih ve sâdıklar gibi hissedip davranabilmektir. Böyle bir beraberlik hâli varsa zâhirî beraberliklerin de faydası vardır. Yine böyle bir beraberlik hâli varsa zâhirî ayrılıkların ziyânı yoktur.
Son devrin en önemli âlim ve mutasavvıflarından Muhterem Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin kendi kaleminden ve kendi fem-i muhsinlerinden gönülleri aydınlatıcı sohbetlerini istifadenize sunuyoruz.Cenâb-ı Hakk müstefid eylesin...
Kâmil bir îmânın ilk meyvesi merhamettir. Muhyiddîn ibn-i Arabî Hazretleri şefkat ve merhamet husûsunda şöyle buyurmuştur: “Allâh’ın kullarına, şefkat ve merhametle muâmele et. Merhamet ve şefkatini bütün canlılara ve mahlûkâta bolca yay ve sakın ola ki; «Bu ottur, cansızdır, faydası yoktur.» deme! Bilâkis senin idrâkinin ötesinde, onların pek çok faydası ve hayrı vardır. Yaratılmışı, bulunduğu hâl üzere bırak ve ona Yaratıcı’nın merhametiyle merhamet et!”
Allah Rasûlü’nün gönül dokusundan lâyıkıyla hisse alabilenlerin gönülleri de bütün mahlûkâtı kucaklayan bir merhamet dergâhı hâline gelir. Onlar, artık nefsânî takıntıların, şahsî menfaat hesaplarının esâretinden âzâd olmuşlardır. Gönülleri, Allah ve Rasûlullah muhabbeti ile hakîkî muhabbetin lezzetini tatmıştır. Bu sebeple bütün fânî haz ve lezzetler, onların nazarında ehemmiyetini kaybetmiştir. Onların bütün gayreti, düşüncesi, kaygısı, derdi ve ıztırâbı, bütün mahlûkâtın huzur ve saâdeti içindir.
Son devrin en önemli âlim ve mutasavvıflarından Muhterem Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin kendi kaleminden ve kendi fem-i muhsinlerinden gönülleri aydınlatıcı sohbetlerini istifadenize sunuyoruz.Cenâb-ı Hakk müstefid eylesin...
Son devrin en önemli âlim ve mutasavvıflarından Muhterem Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin kendi kaleminden ve kendi fem-i muhsinlerinden gönülleri aydınlatıcı sohbetlerini istifadenize sunuyoruz.Cenâb-ı Hakk müstefid eylesin...
Seni kim görse derûnunda muhabbet uyanır Pîş-i çeşminde melâhat güneşi doğdu sanır Bu ne behçet ne sabahat buna can mı dayanır Bir meleksin sana insan deseler kim inanır