 |
| Kayıt Tarihi: 3.04.2011
|
| Grub : Editör
|
| Konu Sayısı: 111
|
| Yarum: 424
|
| MSN: --
|
|
yemyeşil ormanların tertemiz oksijeninde koşar dururdu.kır-bayır,su-çamur demeden muazzam manzaranın dembestesi olmuş,neşve ile dönüp dururdu.Gecenin dinliğinde uyur,zevalin sıcağında göklere merdiven kurmuş ağaçların altında serinlerdi....yeşilin,mavinin ve binbir envai çeşidiyle renklerin cümbüşünde mesrur,nimetler içinde yüzer dururdu....siyahı hiç görmedi gözleri.Gecedede yıldızların pırıltılı dünyasından fark edemedi siyahı...Gitmezdi ki ömür neşeyle.saatlerin atmadığı,günlerin geçmediği an'larda vardı,olacaktı,imtihan mantığında.. Etmezdi tefekkür ya da bilemezdi,göremezdi eşyada hikmeti.Bir gün yine böyle masmavi gökyüzünün altında,yeşilin ortasında suların çağladığı şelalenin yanında su içerken.........olan oldu...bağrında bir sıcaklık hissetti,aynı anda şiddetli bir acı.Ortalık kırmızıya boyanırken,başı döndü,yüreği yandı...siyahı gördü..karardı her yer.Son gördüğü avcının siyah gözleri ve bağrına saplanan beyaz ok idi...Avcı bakabilir mi acaba avının gözlerine...Aşkın rengi kırmızı,hüznün rengi siyahmıydı?renklerin cümbüşünde renksiz olabilmekte neyin nesiydi?.. Uyandığında avcının rayihasında,sahranın ortasında kalakalmış,yalnızlığın yalınlığında hasret tatmış,avcısına aşık olmuş garib bir ceylandı... Şelaleler altında kıymet bilmediği suyun özünü,çöllerde serablarla anlamıştı...Her ne zaman aklına düşürdüğünde avlandığı günü,izi kalan okun yerini yoklar-acıtır ve sahralara hüznün renginde feryatlar atar,firak feryadının yankısını dinlerdi..suuu!diye inlediği anlarda,avcının siyah gözlerini tahayyül eder"ya açtığın hicran oku yarasını kapat,ya da yangınıma bir damla su getirde em olsun" derdi...............(böyle oka,böyle şerefli avcıya selam olsun/alıntı)
Gönülde aşk-ı bîperva mekân ister mi, ister ya, Hümâ-yı evci-himmet âşiyan ister mi, ister ya
Lisan-ı hâldir minkâr-ı murg-ı şem'a pervane Suhen-sâz-ı hamûşî hem-zebân ister mi, ister ya.
Eder gülgûn beyaz-ı çeşmini mestflnelik âhır O hûnîden dil-i hûn-geşte kan ister mi, ister ya.
Suhen-gû vü suhen mebhûddur esrâr-ı vahdette Bu sözde ruhi kudsî tercemân ister mi, ister ya.
Nigâh-ı kahrıdır tasvir olan serlevha-yı canda Gönül şehnamesi yâ kahraman ister mi ister ya.
Hayat ümmîdin etmem gamze-i cellâddan amma Feda olmak ol la'l-i nâba cfln ister mi, ister ya.
Dehân-ı yârdır hep güft-gûy-i ehl-i Galib Aceb anmâ-yı mâna nâm u şan ister mi, ister ya.
Pervasız aşk gönülde yerleşecek mekân ister mi, ister elbet. Himmet göğünün yücesindeki hüma kuşu yuva ister mi, ister elbet.
Pervane, mum kuşunun gagasına hal dilidir. Sessizlik diliyle konuşan bir konuşma arkadaşı ister mi, ister elbet.
Sarhoşluk, sonunda gözünün beyazını kırmızı eder Kana bulanmış gönül o katilden kan bahası ister mi, ister elbet.
Melek, vahdetin sırlarını bazen söyler, bazen söylemez Bu sözü açıklayacak tercüman ister mi, ister elbet.
Can serlevhasında tasvir edilen sevgilinin bakışıdır Gönül şehnamesi de bir kahraman ister mi, ister elbet.
Sevgilinin gamzesinden kurtulup yaşama ümidim yoktur. Canım o kırmızı dudağa kendini feda etmek ister mi, ister elbet.
Ey Galib, âşıkların dillerinden düşürmedikleri sevgilinin ağzıdır. Aceba, mâna ankası da nam ve şan ister mi, ister elbet. Şeyh Galib
--------------------
Bu sahrâda her şaşkına, Mecnun gibi bir öz gerek! Ermek için Hak aşkına, Erenlerden bir köz gerek!
"Dilsiz kulaksız sözün , can gerek anlayası..." |