Bu yolda ikimiz yürüyeceğiz arkadaşım, sıkı tut ellerimi bırakma sakın… Bedene sığmayan ateşi, hücrelerdeki soğuk esintiyi, en kıymetli duâları paylaştık biz seninle… Aynı yağmur için akıttığımız gözyaşlarının hatırına, gülüşlerimizdeki aynı mânânın verdiği inceliğin, kabul olan ve olacak olan bütün duâlarımızın hatırına sıkı tut ellerimi bırakma sakın… Korkularımızın gölgesinde buluşurken seninle, birlikte sığındık merhametin sahibine... Düşlerimiz yorgun düşerken hüzün dolu günlerimizde, sen vardın benimle… Gençliğimizi, savrulan yıllara iğnelerken, uçuşmayan bir sen kaldın içimde… Çocuksu kavgaları ellerimizle taşıdık hatıraların tozlu albümüne... Yaratılış gâyemizin hikâyesini dinlerken, dostluğun mânâsını birlikte keşfettik. Allah rızası için sevmenin güzelliğini, şükür cümlelerine ekledik. Sevdik, bizi sevmeyenleri; şeytana karşı birlikte yolumuzu çevirdik. Ve hepsi için yeminler ettik, ellerimiz duâ makamındayken… “Bizi cennetinde de birlikte eyle!” diyerek dostluğun hakkını verdik.
Aldığım nefes, tuttuğum kalem kadar bir şeyim alt tarafı... Başkalarına gelince bütün düğümleri çözen, ama kendini cansız bir iplik ile öldürebilen biriyim. Huzuru aramıyorum açıkçası. Aranacak şey mi o? Bunca yol işâretine rağmen kaybolduysam, yüzsüzlüğümle bir de huzuru mu çağıracağım; beni olduğum yerde bulsun diye?! Yüzsüzlük demişken, aslında buna daha meyilli bedenim. Lafa gelince, "İnsan olmaktan başlamalı, şükrümüz!.." demeyi bilirim, ama aynı insan olan ben, nimetin hakkını vermeye gelince tökezlerim, üşenirim, şeytanla aynı masaya oturur, tesellimi seçerim.
Şimdi acıklı bir fon açar, derdimi bu satırlara dökerim. Sonra benden daha üstün çileye sahip birini keşfeder, dert ettiklerime bakar dalga geçerim. Hemen ardından sırası gelen rolünü oynar ve benden daha mutlu olana özenirim. Hakkımı yemeyeyim. İsyanı sokmam yüreğimden içeri. Ama görüyorum ki, verilen tavizler, terazide onunla eşitlendi.
Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabib Kılma derman kim helâkim zehr–i dermanındadır Fuzuli
Tasavvuf sekiz merhaleden oluşur Kişi ilkinde cömertlikle buluşur İkincisi rızadır ki, onunla tutuşur Sonrası sabırdır ki, bununla konuşur
Dördüncüsü işarettir ki, onunla anlaşır Sonrası kurbettir ki, bununla yaklaşır Altıncısı manadır ki, onunla uzlaşır Sonra aşk gelir ki, kişinin binek atıdır
En sonu fakirliktir ki, kulluğun tadıdır Tasavvuf, tövbe, arınma, velayet ve fenadır. İnsanda tasavvuf, gönlünün kitabıdır Allah’ ın o gönül’e hitabıdır
Fakirlik ise Muhammed a.s. ın sıfatıdır İlim ile öğrenilmez, yaşanmalıdır. Fakirlik denilince, düşünme maddiyat O benlik fakiridir, yaşıyor ilahi hayat.
Sen ki o bir olan ALLAH ile konuşup dururken; Sen ki o herşeye gücü yeten ALLAH ile sohbet edip dururken, Sen ki senin yanından hiç ayrılmayan,seni hiç yalnız bırakmayan Allah ile beraber olup dururken Sen ki istediğin her an kapına gidip istediğin kadar o ALLAH'A misafir olacak onunla olacak iken Sen ki seni sonuna kadar dinleyen sonra ''AL KULUM İSTEDİĞİNİ DİYEN'' ALLAH varken Sen ki herkesten uzak Yalnız onun ile dertleşir,göz yaşını akıtacağın o ALLAH var iken
DERDİN NE? SIKINTIN NE?ACIN NE? TASAN NE GÖNÜÜÜÜÜL?GAMIN KİME SENİN? O aşkın şerbeti tattırırken ACIN NE SENİN?KALK GÖNÜL KALK BUNCA GÖNÜL VARKEN HASTALIK SANA YAKIŞMAZ GÖNÜL.....DOĞRUL DA EL TUT,VAR GİDECEĞİN YERE... ****************************************************
Yarabbi,kör eylesen şu gözümü, Senden başka dostundan başka cemal görmese ne olur... Yarabbi vur kilidi gönlüme,değmesin dünyanın gölgesi dahi gönlüme neolur Tutulsa dilim senden başka kelam konuşurken,,Hu dese tekrar açılsa.. Gözlerim senden başkasına ağlarsa kör olsa.... Gelmese seni sevmeyen yanıma,adını anmayan adımı anmasa... Gönlüme düşeni biliyorsun ya,ne hacet anlatmaya,,, Sukutum,sen olsan; Gamım kederim vuslatım sen olsan.... Kapına geleni kovmassın sen,sana el açana verensin sen Anne yüreğinden merhametli olansın sen,,, Elim kesilse ''kulum'' diyensin sen Ömrüm senin olsun, seni senden isteriz ver yarabbi...
Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre... Birincisi iki buçuk asır... Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet... İkincisi üç asır... Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet... Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'ân'ında 'belhüm adal-hayvandan aşağı' dediği cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret... Ya dördüncüsü? .... Son yarım asır! .. İşgâl ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedî helâke mahkûmiyet... İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören... Bunları, yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilâkı yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik...
Yapma gönül!.. Bu postu sana ulu orta serdirmezler Dilenci kılığıyla saraya girdirmezler Çöllerde sevda için imtihan vermeden Her Mecnunum diyeni, Leyla'ya erdirmezler