Büyük Hak Dostu Aziz Mahmud Hüdayi Hz'nin Vefatı-16 Ekim 1628
Seyr-i Süluk ve Nefsi Tezkiye
SEYR Ü SÜLÛK VE
NEFSİ TEZKİYE
Seyri sülûk
insanın tasavvuf disiplini altında yürüyüşünü ifade eden bir terimdir. İnsan
sonsuz bir sefer içindedir. Bizim bitişini gördüğümüz, sülûkun dünya planında
yürüyen kısmıdır.
Seyri sülûk, eğilim, renk, irk, iklim
vs...ye göre bir takım farklı özellikler gösterir. Son çağların en büyük İslam
düşünürlerinden biri olan Sah Veliyullah Dehlevi sülûkun amacını, insan
yapısındaki enerjiyi -Veliyullah buna hayvani enerji diyor- tanrısal enerjinin-
Veliyullah buna melekliğe ait enerji diyor- kontrolü altına vermek olarak
gösteriyor.
Sülûkun Şartları:
1.Mürside Teslimiyet: sülûkun ilk şartı
mürşide teslim olmaktır. Mürşitsiz sulûk mümkün değildir. Dinin hükümleri,
emirler-yasaklar bu isin genel çizgilerini, asgari müştereklerini verir. Mürşid
bu asgari müşterekler üzerine oturttuğu disiplini sayesinde ferdin sübjektif
dünyasını aydınlatır ve onu yüceltir.
2.Geçmişi Silerek Zihin ve Şuuru
Berraklaştırmak: Erdirici bir sülûk devresine girmek için geçmişi ve geçmişe ait
değer hükümlerini paranteze almak, bunların işe yarayanları varsa sonradan
kullanılmak üzere bekletmek gerekir. Tasavvuf tarihi bize bu, "paranteze alma"
nın çok ilginç örneklerini vermektedir. Yola giren padişaha dilencilik
yaptırılmış, intisaba etmek isteyen vezire sokaklarda sakatat sattırılmış,
devrin en büyük ilim otoritelerine tekkenin helaları temizlettirilmiş vs.
3.Makam ve Menzillere Tam Uymak: Sülûk
bir takım şartlara uymakla gerçekleşir. Bu şartların her biri bir makama
bağlıdır. Makamın biri tamamlanıp şartları yerine getirilmeden öteki makama
geçilmez. Çünkü makamları aşmak kesbidir. Yani kul kendi gayret ve emeğiyle
çözecektir bu isi. Gelip geçici tecelliler bir anlam taşımaz. Hal ve cezbe,
lutuf eseri olarak gelir ve geçer. Makam ise kulun kendi gayret ve mücadelesinin
sonucu ve meyvesi olduğu için süreklidir.
Bütün sofilerin öncelikle tanıdıkları
makam tevbe makamıdır. Bu makam aşılmadan hiçbir makama geçilemez.
Tavassufun ideal insanı, insan-i kamil
diye adlandirilir. İnsan-i kamil, fena fillah (Allah'ın iradesinde kaybolmak)
mertebesine eren insana denir. Fena fillah "olumlu iradeyi Yaratici'nın
iradesinde eritmek" tir.
İnsan-i kamil adayının vereceği ilk ve
en önemli savaş kendi iç aleminde meydana gelecektir. Dış alemde (buyuk alemde)
verilen savaş fertler, milletler arasında olduğu gibi, küçük alemdeki savaş da o
aleme has birtakım kuvvetler arasında olmaktadır. Bu kuvvetlerin başında nefisle
ruh gelmektedir. Hırslar, hevesler, şehvetler....nefsin güçlü kollarıdır. Bu
güçlü kollara karsı, ne yazık ki ruhun sadece aşk, samimiyet, gözyaşı, ıstırap,
sevgi....gibi, vurucu-kırıcı olmayan yumuşak parmakları vardır. Bu mücadelede
ruh hesabına başarının dünya planında elle tutulur örneği insan-i kamildir.
Tasavvuf düşüncesinde nefsi öldürme
değil ıslah esastır. Peygamberler, olumlu sıfatları yok etmek yerine ıslah
etmeyi, daha doğrusu onları lekeleyen bozukluk ve pislikleri gidermeyi esas
almışlardır.
Nefs ve ruh aynı bütünün (benliğin) iki
parçası, kutbudur. Benliğin pozitif kutbuna ruh, negatif kutbuna nefs
demekteyiz. Her şey gibi benlik de iki kutbun varlığıyla ayakta durur. Nefsi
çıkartıp atarak bir yere varamayız. Çünkü, o bütün kötülüklerine rağmen en yüce
noktalara çıkması için insana mervidenlik yapmaktadır. Ten ve ruh iç içedir.
Ruh, insanın Allah'tan kaynaklanan
yönlerinin bütünü, nefs ise beden kaynaklı vasıflarının tümüdür. İlim
çevrelerinin, özellikle ruh hekimlerinin "ruh" dedikleri de, nefsin
tecellilerinden başkası değildir. Tasavvuf erbabı buna ruh-i hayvani demiş ve
onu olumsuz olan ruhtan ayırmıştır. Yukarıda sözü edilen ruh ise ruh-i insani
adını alan ve Allah'tan bir parça olan tarafımızdır.
Tasavvuf terimi olarak nefs "Kulun
sıfatlarının, huylarının, davranışlarının kötülerine verilen addır. (Kuseyrî;
Risale,1/305) Nefsin ahkamının en fenası, kendi arzusuna uygun olan şeye "iyi,
güzel" demesi ve arzuladığı her şeyi yapma hakkına sahip olduğu vehmini
taşımasıdır.
Nefs, bir hayat kuvveti olup, hiçbir
mucahede onu saf dışı bırakamaz. O, temelli susturulamaz. En emin yol, nefsin
devamlı arzu ve isteklerine devamlı hayır demektir. Nefse muhalefetle bütün
hareketler ibadet haline gelir.
Nefs, bedensel dilek ve davranışların
kaynağıdır. Tıpkı ruh gibi vücut kalıbımızda iş görür. Ruh, nefsi, nefs de ruhu
esir edebilir.
Nefs, tabiatı gereği ruhun vazife ve
isteklerinin tam tersini gerçekleştirmek ister. Oysa ki kul, edeb'i kemale
erdirmeye memurdur. Bu yüzdendir ki nefse tolerans tanımak, ruhun esaretine
zemin hazırlamak demektir. Nefsin istekleri bir problem, bir hastalık oluyorsa,
ilaç, onun isteklerinin tam tersini yapmaktır. Mevlânâ nefse eşek diyor ve
kurtuluşu eşeğin gittiği yönün tersine gitmekte buluyor. Nefsi hizaya getiren,
işi kökünden halleder.
- Bu yazı http://sircasaray.turkiye.org
internet adresinden alınarak düzenlenmiştir.