Bir güle bakıyorum bugün. Kâinatı, yaratılanları ve her şeyin mayası sevgiyi anlamak için... Her nazar farklı bir intiba, üzerindeki her şebnem farklı mülâhazalar uyandırıyor gönlümde ve ruhumda...
Yine ruhumu sığdıramadığım saatler…..Nereye gitse ne yapsa uzun uzun dalışlar….Kendinden nasıl kaçsa,dünya denen şu yaşamdan az da olsa uzaklaşsa… İçimden gelen bir ses ,sakin ol,diğer bir ses çığlık gibi,Haykırmak üzere olan fırtınaların habercisi alt yazısız…….
Bugün mezarlığa gittim. Her taşın üzerine fatiha yazıyordu. Fatiha bekliyordu her mezar. Para koysaydım mezarlarının üstüne, eminim ki hiç biri dönüp bakmazdı bile.
Ya İlahi!Samet aynası olan batın-ı kalp ile uzun uğraşlarım var. İmtihan dershanesi denen bu yaşamda ve yolculukta amacım rızanı bulmak...
Rabbim!Yüreğim ahvalimi ve halimi ifade edememenin titreyişi içerisinde.Dar kelimelerin mengenesinde eziliyorum,çaresizim...Fakir-i pürtaksir halimi anlatırken,ruhum,gözkapaklarım,dudaklarım,ellerim ve makam-ı kalp titriyor.
Allahım!Aczimi dökmeye çalıştım dembeste dilimle yürek mahzenimden.. Baharı bekler ya tohum,öyle beklemekteyim dokunulan küçük bir nakış ve nazar olmak için.O dokunuştaki lezzeti tatsaydım..
Rabbim!Haya ederim halimden.Bilirim her halime perdemsin..Yarın buluşacağım dostlarına değil, hiç kimseye gösterme halimi sır bırak Allahım...
Çoğu zaman yaptığım gibi, bu yıl da Konya’daki ziyaretlerimden sonra Antalya’ya geçtim. Konya’da içime doldurduğum aşk ateşini, Antalya’daki dostlarıma taşıdım.
Hangi cümleye sığacağını bilmez insan,öyle anlar olur ki hiç bir şeyden kaçamaz... Kapkara geliyor ışıldayan güneş,tebessüm eden yüzler,doğru sözler,doğru nasihatlar,ap ak olan beyaz duvarlar kapkara geliyor üstüne.. Zamanın kendine ilacı olmadığını düşündüğün anlar geliyor,kaleme sarıldığın ,silgiyi bir köşeye fırlattığın,pervasız olduğun anlar geliyor. İsyan etmiyorum dediğin ,içinde ise isyanların en büyüğünü yaşadığın anlar geliyor.Yazdıklarını kontrolssüz postaladığın,karışık büyük KçÜk,eksik ,yanlış yazılar geliyor.. Sığındığın cümlelere de anlatamadığın halini anlar geliyor,gözlerine bakıp konuşmadan anlasa şu harfler dediğin anlar.. Pare pare bölündüğün gecenin bir yarısında... Bedeninin hüzünden arınmadığı anlar oluyor,hücrelerinin buz gibi olduğu.Demir kapı misali yüzüne kapanan kapılar.. Dört nala koşan dertlerin geliyor ansızın,belkide beklediğin... Ne garip bir gün gelecek,tekrar tekrar yüzleşeceksin dediğin hüzünler kapını çalıyor,içeriye buyur etmeden baş köşeye oturuyor..Ve bedenin bükülene kadar hizmet ediyorsun ona..
Sözcükleri asmak geliyor gece yıldızlara içinden,yetişebilirsen elbet...Öylede imksansız oluyor işte kaçmak.. Kurban edeceğin günlerin geliyor sonra sırayla,hiç aksatmadan sırayı bozmadan.. Konuşmak anlamsız oluyor artık,can metruk bir şehir gibi..
Eyvaaahh!.. Her günü düşen bir yaprak olan ömür ağacımdan bir dal daha kırıldı. Dünyada bana tanınan süre biraz daha azaldı. Oysa daha ellerim boş, günahlarım çok...
Bu sabah kendime bir kahve yapmıştım. Birkaç yudum almıştım ki… İçinde siyah bir nokta gözüme ilişti. Dikkatlice baktığımda… Hay Allah! Sen de nereden düştün şimdi durup dururken? Küçük bir sinek; hani şu kumuç denen türlerden. Nefsim mızmızlandı, içmek istemedi. Ancak ona aldırmayarak sivri bir cisimle ve dikkatlice o sineği oradan çıkardım.
NEY by kutuk Alimlerden hangisiydi tam olarak hatırlayamıyorum,ama hacı Bektaş Veli Hz.olarak anımsıyorum..
Zamanın padişahı bu zata bir gün mektup yollanmasını istiyor;
_Tez hazrete mektup yollansın,biliriz ki ankara'nın hemen hemen hepsi onun mürididir,bizde ihvanı severiz ve müridlerine ihvanlara maaş bağlama arzusundayız.Bize kaç milyon ihvan var ise adreslerini isimlerini tez ulaştırsın!!
Padişahın arzusuna göre emir yerine gelir,hazrete giderler derler kaç ihvan var ise hemen söyleyin .Hazret;
_Bana müsade edin,padişahıma da selam iletin arzusunu inşallah yerine getirelim fakat ben kaç ihvan olduğunu bilmiyorum.Falanca gün sohbetimiz var ben size ihvan sayısını inşallah bildiririm.
Bütün ihvanlara haber verilir fakat ihvanların padişahın kendilerine maaş bağlayacağını bilmemektedirler.Bir telal çıkar ortaya ve; Ankara sokaklarında dolaşır; _Ey zatı muhteremler ihvan kardeşlerimiz,gönlü tasavvuf aşkıyla dolu olanlar,allah yolunda hak yolunda rasul yolunda olanlar şu gün şu şu saat falanca bahçede sohbet vardır.
Beldenin birinde bir Leylâ varmış. Bir gün demiş ki tellâla: “-Halka haber ver. Yarın meydanda kazan kuracak ve herkese çorba dağıtacağım. Toplansınlar, gelsinler.” Bunu duyan halk, ertesi gün büyük bir heyecan ve sevinç içinde, söylenen yere akın etmiş. Kiminin elinde tas, kiminde tencere, kiminde kova… Herkes, daha fazla çorba almak sevdâsıyla, toplanmış meydana… Gelenler, kazanın önünde sıraya girmişler. Pek muazzam, uzunca bir kuyruk oluşmuş ki, görmeye değer… Bekleyenlerin kimi yanındakiyle havadan sudan konuşmaya, kimi ise kendi tenceresiyle bir başkasınınki arasında büyüklük kıyaslamaya durmuş. Halk, sırada beklemeyi pek sevmez. İşte bunun için, sıkılmayalım diye herkes, kendince bir meşgale bulmuş. Durum böyle olunca, koca kuyruktan bir uğultulu ses duyulmuş. Herkes duyar da hiç, Mecnûn duymaz mı? Konu Leylâ’nın dâveti olunca, şüphesiz o da duymuş. Tellâlın sesi ulaştığı vakit, yüzünde bir tebessümle, demiş ki, kendi kendine:
Salonu kitap kokuyordu.Odaya girdiğim anda cümleler sanki hoşgeldin diyordu.Kitaplar gülümsüyordu.Gelirken yağmura yakalanmıştım.Ama şu an derin bir sessizlik vardı ve beni kitaplarda saklanan kelimeler ıslatıyordu.Uhrevî bir havası vardı,odanın.Buhurdanlığından bile harf harf kelimeler tütüyordu.Bir kedi rahatlığı hissettim içimde.İçimden dedim kıvrılsam şuracığa.Masal masal uzansam, okyanuslar boyu uçsam,Kâf Dağı'na da uğrasam.Elinde çaydanlığıyla beliriverdi kapıda.Utandım,içimi okumuş olabileceğini düşündüm bir an...Çayın bardağa katılırken bu kadar ses çıkardağını bilmezdim.Derin sessizlikte şelale gibi akıyordu çay.Bir iki yudum ıslattı içini.Söze başladı.Yüzüne bakamıyordum ama,gözlerine bakmaktanda kendimi alamıyordum.hatta onu hiç duymuyordum.O konuştukça sanki işitme kaybına uğramıştım.Gönül salonuda harf dolu idi sanki.O konuştukça ben onu kelime kelime,cümle cümle okuyordum adeta.Mahmur bir kitaptı eskilerden kalan.Bazen kelimeleri boğazımı tıkadı.Çayı ondan vermiş olmalı.Tane tane okuyordum onu,tane tane anlattıkça.Tane tane huzur buluyordum....Salonu kitap kokuyordu,kendisi de...(sahra anıları)