Bu Ramazan ayının her gecesinde kılınan namazdır. Zuhru'l- Abidin'de bildirilmiştir ki, Ebu Hureyre rivayet eder; Peygamberimiz s.a.v şöyle buyurmuştur:
- Bir kimse Ramazan ayında her gece namaz kılsa, bu iki rekat namazın her rekatında bir fatiha ve üç ihlas okursa, Hak Teala onun her rekatına karşılık yüzbin melek gönderir. O kimsenin yazılmış günahlarını mahv edip yerine haseneler yazmak ve cennette derecelerini yüceltmek için. Aynı zamanda o kişiye 70 köle azad eylemiş sevabı yazılır.
Her Ramazan Gecesi Kılınan Namazların Faziletleri
BİRİNCİ GECE
İbn-i Abbas (r.a) rivayet eder ki, Hz. Rasulüllah efendimiz buyurmuşlar ki:
-Ramazan ayının ilk gecesinde bir kimse iki rekat namaz kılsa, her rekatında Kadir suresini okursa Hak Teala o kimseye üç iyilik verir.
1. Bu ay içindeki orucu ve namazı ona kolaylaştırır. 2. Bu ay orucunu ve namazını kabul eder. 3. Gelecek yıla dek fakirlikten emin kılar.
İKİNCİ GECE
İbn-i Ömer (r.a) rivayet ediyor:
Bu gece bir kimse bir Fatiha ve dört kere Felak, Nas okumak suretiyle iki rekat namaz kılsa o yıl içinde ettiği muameleden ziyan görmez, imansız kalmak tehlikesinden emin olur, ahirette iki iyilik bulur:
"Ramazan-ı Şerif'in evveli rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennem'den âzâd olmaktır." (İbn-i Huzeyme, Sahîh, III, 191) Rivayet olunur ki, Cenâb-ı Hak, nefsi yaratınca O'na sorar:
"-Sen kimsin, ben kimim?"
Nefis cevap verir:
"-Sen sensin, ben de benim!"
Cenâb-ı Hak, kendisini var eden Rabbini tanımak istemeyen nefsi, ceza olarak bin yıl ateşte yakar. Bin yıl sonra tekrar sorar:
"-Sen kimsin, ben kimim?"
Nefis tekrar azgınca cevap verir:
"-Sen sensin, ben benim!"
Allah Teâlâ, bin yıl daha nefsi ceza olarak yakar, tekrar sorduğunda yine aynı cevabı alır. Bu defa ceza olarak onu üç gün aç bırakır. Üç gün sonra nefse:
"-Sen kimsin, ben kimim?" sorusunu sorunca nefis bitkin bir şekilde cevap verir:
"-Sen Âlemlerin Rabbi Allahsın, ben ise âciz bir nefsim!.."
Bu rivâyette de görüldüğü üzere, oruç, nefsi terbiye etmenin en kolay yoludur. Zira âyet-i kerîmede:
amazan-ı Şerifteki oruç, doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, zaafını, fakrını gösterir, abd (kul) olduğunu bildirir.
Hadisin rivayetlerinde vardır ki: Cenâb-ı Hak nefse demiş ki:
“Ben neyim, sen nesin?“
Nefis demiş:
“Ben benim, Sen sensin.“
Azap vermiş, Cehenneme atmış, yine sormuş. Yine demiş:
“Ene ene, ente ente.“
Hangi nevi azâbı vermiş, enâniyetten vazgeçmemiş.
Sonra açlıkla azap vermiş. Yani aç bırakmış. Yine sormuş:
DOYANA KADAR yiyip kanana kadar içtiğim bütün zamanlarda ya Allah’a isyan etmiş ya da bir günah, masiyete niyetlenmişimdir. [Zünnûn El-Mısrî] Sufiler açlığı kendileri için büyük bir ganimet bilirlerdi. Onlar açlığı Allah’a niyazla, manevî tecrübeyle ve ilâhi aşkla özdeşleştirmişlerdi. Yahyâ b. Muâz: “Eğer açlık çarşıda satılan bir şey olsa, ahiret taliplerinin çarşıya çıktıklarında, ondan başka bir şey satın almamaları gerekirdi.” derdi. Açlık, mürîdler için niyâz, tevbekârlar için tecrübe, zâhidler için siyaset ve ârifler için aşk olmak üzere, dört türlüdür. Sehl b. Abdullah, acıkınca güçlenir; bir şeyler yiyince de zayıflardı.
Hiç Ramazan'ı ve Oruc'u aşağıdaki nitelikleri ile düşünmüşmüydünüz??? Bir Allah Dostu'nun nazarından oruç ibadetine bambaşka,ufuk açıcı bir bakış açısı...
Ramazân-ı şerif ibadetlerle zengin bir ay. Bütün ibadetlerin en yoğun mevsimi. Çünkü o, ecrini bizzat Cenâb-ı Hakk’ın vereceği bir;
ORUÇ MEVSİMİ…
Âyet-i kerîmede buyurulur:
“Ey îman edenler! Sizden evvelkilere oruç farz olduğu gibi, oruç tutmak size de farz kılındı.” (Bakara, 128)
Oruç demek ki, bütün ehl-i îman için mecburî bir ibadettir. İnsan açlığı tadacak, şehvet vesâir nefsânî arzular köreltilecek ve ruh mesafe alacak.
Cenâb-ı Hak, «sizden öncekilere olduğu gibi» diyor. Oruç Benî İsrail dininde de vardı. Fakat İsrailoğulları, sonradan orucu yalnız aşûre gününe tahsis ettiler. Hıristiyanlıkta da vardı, Hıristiyanlar da zaman içinde perhize döndürdüler. Elhamdülillâh ki bizlerde, biz ümmet-i Muhammed’de bu ibadet büyük bir heyecanla îfâ ediliyor. Hâsılı daha evvelkilerden beri var olagelen; ORUÇ; PEYGAMBERLERİN USÛLÜ…
Peygamberler, nübüvvetin rûhâniyetine oruçla hazırlanmışlardır. Kemalin zirvesine ulaştıklarında bir süre insanlık âleminden uzaklaşmış ve kendilerinde melekî vasıflar tecellî edince kalpleri ve dimağları ilâhî vahyin menbaından feyizlenmiştir.
Tûr-i Sîna Dağı’nın pek kıymetli peygamberi Hazret-i Musa -aleyhisselâm- Tevrat nâzil oluncaya kadar kırk gün kırk gece oruç, yani «savm-ı visal» tutmuştur.
Sair Dağı’nın mukaddes peygamberi Hazret-i İsa -aleyhisselâm- da, İncil’den ilk kelâmı duyuncaya kadar, kırk gün oruç tutmuştur.
Yûsuf -aleyhisselâm- Mısır’da hazine vezirliğini îfâ ederken, fakirlerin, gariplerin, açların hâlinden gafil kalmayayım diye midesini tam olarak doyurmamıştır.
Âişe validemiz buyurur:
“Rasûlullâh’ın aile efrâdı, Medine’ye geldiği günden vefat ettiği âna kadar, üç gün arka arkaya buğday ekmeğiyle karnını doyurmadı.” (Müslim, Zühd 20)
Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- zaman zaman da «Savm-ı Visal» tutardı. İftar etmeden birkaç gün peş peşe tutulan bu oruç, sadece Allah Rasûlü’ne mahsustu.
Efendimiz; “Oruç kalkandır.” (Nesâî; Sıyâm, 43) buyuruyor. Kalkan olması, nefsânî arzuları çökertmesi demektir. Çünkü;
Çocuktum. 6-7 yaşlarında ya var ya yoktum. Bir Ramazan günüydü. Çemberlitaş'ta oturduğumuz büyük konaktan sokağa çıktım. İleride , bir sehpaya oturttuğu tablasından çoluk çocuğa şeker satan birini gördüm. 10 para mı, 20 para mı, ne verdiğimi hiç hatırlayamadığım bir horoz şekeri satın aldım. Şekeri eme eme konağa dönmek üzereydim ki, üzerime hamal kılıklı bir adam çullandı. Yarı ciddi, yarı şakacı bir edâ ile haykırdı:
- "Şu bacaksıza da bak ! Sokakta elalemin karşısında yiyor !" Ödüm patlamıştı sanki. Şekeri yere attım ve evime doğru koşmaya başladım.
Adam beni kapıya kadar kovaladı. Konağın açık kapısını bu herifin suratına çarparcasına kapatıncaya kadar adeta baygınlık geçirdim.
Şimdi, masum çocuklara değil, Ramazan günü açıkca ve iftihar edercesine sigaralarını tüttüren her vasıf dışı insanlara o hamal kılığı içindeki saffet ve hassasiyetle hitap etmek istiyorum:
Sahur; Oruç tutmak üzere gecenin son altıda birinde yenen yemektir. Hz. Peygamber sahur yemeğini özellikle teşvik ederek, Yahudilerden sahur yemeği ile ayrılacağımızı beyan etmiş; mutlaka yenmesini tavsiye ile bunda bereket olduğunu söylemiştir. Böylece sahur yemeği oruç tutan müslümanların önem verdikleri bir yemek olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s) "Sahurda kalkınız, sahurda bereket vardır" buyurmuştur.
İslâm dini, insanların hem kişisel hem de toplumsal davranışlarını en iyi şekilde düzenleyerek onları terbiye etmeyi hedef almıştır. Dolayısıyla, Allah'ın karşısındaki konumunu ancak kulluğunu en mükemmel şekilde ifa etmekle koruyabilecek olan insana, belli görev ve yükümlülüklerin ve gerekli ibadetlerin belli zamanlarda yapılması emredilmiştir. Bu ibadetlerden biri olan oruç disiplini gerektiren ibadetlerden biridir. Uykudan uyanarak yemek yemek oldukça zor bir iş olduğu için, bu günkü hayat şartlarında sahur yemeği daha da önem kazanmıştır. Çünkü sahurun oruç zamanını kısaltmaktan öte bir rolü vardır.