“Kovan arısının içinde olmazsa balı, kuru vızıltı ile ne olur onun hali?”
Arıya bal lazım. Dervişe hal lazım demişler.
Derviş aşksız muhabbetsiz bir kararda kalıyorsa balsız peteğe benzer. Bu aşk hali her zaman olur mu? Şeyhimiz Bilal Baba hazretlerine :
"-Aşktan feyizden kesilmemiz nefsimizin Cenab-ı Hak’ka karşı küstahlık yapıp Allah’ı gücendirdiğimizden mi? Yoksa bu yolun usulünde mi var?" dedim.
"Yavrum Hem Allah’a karşı nefsimizin hatalarından, hem de hata olmasa da bu yolun usulünde var. Bu yol bir merdivene çıkmaya benzer" . Yüksek merdivene çıkarken bir sağ ayak atarsınız bir de sol ayak atarsınız. Bunun gibi dervişin de bir haldan, feyizde kesilip kabıza (aşkdan kesilmek) düşmesi var. Bir de basıt (aşkın gelmesi) çıkması var.
Kabız haline düştüğü zaman aşk muhabbet feyizden kesilir. Hasta adamın yemek yiyip de lezzetten kesilmesi gibi. Yapdığı ibadetten aşk feyiz lezzet alamaz. Buna inkisar-ı kalp derler dedi. İnkisar-ı kalpten haberi olmayan kimselere mutmainne ehlinin halleri ters gelir. İnkisar-ı kalp ne demek? Kalp bir kırıklığa düşer."
*Bu gece ferman-ı Aşk gecesi… Aşıkların eşref vaktinde buluşma gecesi ve de tüm yalnızların yalnızlıklarında kayboldukları gece… Huzur’u İlahi’den bir ferman var bu gece… Açılıp okunmaz mı hiç o yücelerden gelen ferman…
EY İMAN EDENLER SABIR VE NAMAZ İLE ALLAH’TAN YARDIM DİLEYİN.MUHAKKAKKİ ALLAH SABREDENLERLE BERABERDİR”
“Ey gönül aldanma yarın ahdine, peymanına. İtimat etmek hatadır lütfuna, ihsanına. Sadık isen kıl tahammül cevrine, payanına. Aşık olur kim, kılar canın feda cananına Meyl-i canan etmesin, her kim ki kıymaz canına.”
“Gördükçe hal-i zarını Mahbub eder ihsan sana Terket heva-yı ıyşını, lütfeylesin canan sana Sarf etme zayi vaktini, vermez şifa seyran sana. Ey derde derman isteyen, yetmez mi dert, derman sana. Ey rahat-ı can isteyen, kurban olan candır sana.”
Ladikli Ahmet Ağa'nın Nesimi isminde evliya olan bir arkadaşı varmış. Bu arkadaşı, insanlar tarafından bilinmeyen fakat Ladikli Ahmet Ağa'nın bildiği evliyalardan imiş. Akşama kadar sokaklarda dolaşır, insanların bıçaklarını keskinleştirir, onlara bir şeyler satar, yani çerçicilik yaparmış.
İşin ilginç tarafı, kazandığı paraları fakire dağıtan, kendisi de çile ve zorluklar içerisinde yaşayan fukara-yı sabirinden. Öyle ki çocuklar sattığı şeyleri çalar, yağmalar, yine de hiç kızmazmış. Çaldıklarını gördüğü hâlde görmezlikten gelirmiş.
Bu durumu gören ve bilen Ladikli Ahmet Ağa'nın eşi :
—Senin arkadaşın ne biçim bir çerçi! Çocukların aldıklarını görüyor, ne parasını istiyor, ne de geri alıyor. Çocuklara da hiç kızmıyor; bu ne hâldir, diye sorar. Ladikli Ahmet Ağa bunun üzerine:
Darüssefa Hocam,Sail Derviş Hocam,Mesken_i Ravza Katre_i Hatra,Swotum, Nefesim Eslem Hocam ismini yazamadıgım tüm kardeşlerim Kayseri pastırması buyurun afiyet olsun
Bizim kendisi ile hayata uyandığımız bir rüyamız vardır. Gözümüz o rüya ile açıldı, yüzümüz o rüya ile ışıdı. Dünyayı ve herkesi o rüya ile tanıdık. Dünya ve herkes de bizi o rüya ile tanıdı. Bizi bilenler, rüyamızla bildiler. Rüyamızın olmadığı yerde bahse değer bir kıymetimiz olmadı. Aslında rüyamızın olmadığı yerde bahse değer bir kıymet de olmadı. Yoktu ki… Sonsuz mutluluğun sırrı sadece rüyamızda saklıyken bu nasıl mümkün olabilirdi ki? Sadece sonsuzluğun değil şu anın ve hayatın şifreleri de rüyamızdaydı. O, ebedi mutluluğun haberini her yer ve zamana götürme aşkıydı. O, gücün değil adaletin hükümferma olduğu bir dünyaydı. O, merhamet siyasetini cümle düzenlerin ve doktrinlerin üstüne yükseltme mücadelesiydi. O, kalplerin fethi ile başlayan her fetih sonrası tekrar bir fethe susamak ve acıkmak sevdasıydı.
Uzun süreli bir sessizlik.. 7 yıldır sadece birkaç kez duvarlarına baktım.. Kubbenin ihtişamı, minarelerinin büyüsü, Sultanahmet’e göz kırpışınla heyecanlandırırdın beni. Seni ilk ziyaretim 13 yaşımda daha çocukkendi..
O zamanlar sana hangi gözle bakıyordum? Bilmiyorum, sanırım sen sadece bir yapı, bir müzeydin, gezilip görülecek tarihi bir eserdin.
Yıllar geçti, fikirler değişti, yeni yeni pencereler açıldı gönül dünyamı çepeçevre kuşatmış hasret surlarıma. En son sana baktığımda şunu hissetmiştim, keşke bir fırsat olsa da seccademi alıp çıksam avluna ve serip yere "Allahuekber" diye bağırsam..
Yapma gönül!.. Bu postu sana ulu orta serdirmezler Dilenci kılığıyla saraya girdirmezler Çöllerde sevda için imtihan vermeden Her Mecnunum diyeni, Leyla'ya erdirmezler