Çok uzun zamandır bu konu ile ilgili paylaşımda bulunmak içimden geliyordu..Rabbım zaman bereketı verdi elhamdülillah..
Manevî hayatımızdaki bir sıkıntı ve kabz halinde ne yapmalıyız; kitap mı okumalıyız, evrâd u ezkârımızı mı artırmalıyız ya da nafile namaz mı kılmalıyız?
Belki bunların hepsini belli nisbetlerde yapmak icab eder. Bazen insan ağır ve bunaltıcı bir kabz hali yaşayabilir, öyle bir durumda Cenâb-ı Hakk’a çok ciddi teveccüh etmesi iktiza eder. Tevbe ve istiğfar ile O’na yönelmesi gerekir. Bazen gönlün bir halvete girmesi, bir yere kapanıp yakarışa geçmesi, içini O’na dökmesi lazım gelir. Bazen de insanın arkadaşlarıyla oturup kendi durumunu ortaya koymasına, başkalarının düşüncelerini de yanına almasına, kendisi olarak ayakta duramayacağı düşüncesiyle başkalarına dayanmasına ihtiyaç vardır.
Bir sis perdesi düşmeli, düştüm dediğin anda. Tamda kimse görmesin isterken gözlerini, bir sis inmeli.. Bakanların gözüne, yada önüme..Dağlardan usulca inen bir bulut içerisinde kaybolmak… Sonrası mağlum, yağmur.. İnsanız. Mutlu olduğumuz zamanlar gibi hüzünle dolduğumuz zamanlarda oldu ve olucak. Hayat şartları bahanesine sığınıp, dünyanın güneş etrafında dönme yükümlülüğünü sırtlayıp koşturup duruyoruz. Omuzlar bu yüzden biraz çökmüş, saçlarda beyazlar mevcut, yüz hatları keskin, duygular hat safhada ve umut, umutsuzlukla eş değerliğini yitirmiş sayılır..
“Kalp, Allah Teâlâ’nın komşusudur. Allah Teâlâ’ya kalbin yakın olduğu kadar hiçbir şey yakın değildir. Kalp; yani gönül mahlûkların en üstünü, en şereflisidir.” buyuruyor.
Kalbimiz Cenâb-ı Hakk’ın tecellîlerini, Hazret-i Peygamber’in bir hidâyet güneşi şeklinde kâinata yaydığı ve Allah dostlarının da birer ayna sûretinde aksettirmeye devam ettikleri nurları, yani feyizleri, enerjileri alabileceğimiz yegâne uzvumuzdur.
Kalbimizi Allah dostlarına bağlayınca, oradan akseden nurları almaya başlar. Ne kadar çok severse, o kadar çok feyz alır.buna rabıta denir.
Ubeydullah Ahrar -kuddise sirruh- Hazretleri, râbıtayı inkâr edenlere karşı şu mânidar cevabı vermiştir:
Böbrek ağrısı çok çetin bir ağrıdır çekenler bilir... Seheri olanlarda seherdeki tadları lezzetleri bilir...Tad alamamak böbrek ağrısından, şiddetliymiş...
İçim acıyor ne tarif edilmez bir duygu bu..Yerini belli edemiyorum''Sol yanım''diyemiyorum,mesela...içim işte...her zerrem,her nefesim...İçim acıyor dayanamıyorum... Nasıl tarif edilir,bilmem,ki...Hem tarif etmeye gerek varmı,ki...
''Seheri olan içi acıyan''anlar ancak bendeki hali...
Hazret-i Ali -radıyallâhu anh- Kûfe’de hutbe verirken, Allâh Rasûlü’nden işittiğini bildirerek şöyle buyurmuştur:
“Cuma günü olunca şeytan erkenden çarşı ve pazara bayraklarıyla gider, insanlara bin bir engel çıkararak mânî olmaya, (en azından) onları Cuma’ya geciktirmeye çalışır. Melekler de erkenden gidip mescidin kapılarına dururlar. Gelenleri; birinci saatte gelenler, ikinci saatte gelenler diye yazarlar. Bu hâl, imam (hutbeye) çıkıncaya kadar devâm eder. Kişi mescidde, imamı görüp dinleyebileceği bir yere oturur, can kulağıyla dinler ve konuşmazsa, kendisine iki kat sevap vardır. Kişi uzakta kalır ve imamı dinleyemeyeceği bir yere oturur, sessiz durur ve konuşmazsa bir sevap alır. Eğer, imamı görüp dinleyebileceği bir yere oturur, fakat boş konuşma yapar, sessiz kalmazsa, ona iki vebâl yazılır…” (Ebû Dâvûd, Salât, 209/1051)
Cuma namazına ehemmiyet vererek câmiye erkenden gelen, imamı rahatça duyabileceği bir yere oturarak tefekkürle dinleyen ve huşû üzere bulunan kimseler, elbette böyle olmayanlara nazaran daha kazançlı çıkacaklardır.
Ahmed Rıfâî hazretleri "rahmetullahi teâlâ aleyh" buyurdu ki:
İlminin fazla amelinin çok olması ile gurûra kapılan kimse mârifet sâhibi değildir. Çünkü şeytan da pek fazla bilgiye sâhipti. Mantık yürütmek sûretiyle ateşin topraktan daha hayırlı olduğunu iddiâ etti. Halbuki meleklere hocalık yapıyordu. Sonunda kendi nefsinin üstün olduğunu söyleyip kibirlendi. Böylece ü teâlânın gadabına uğradı ve lânete müstehak oldu. Ebedî olarak rahmet dergâhından kovuldu. Ey oğlum! Sakın! Çok sakın! İyi ibâdetlerine yüksek ilmine aldanma. Çünkü Bel'âm-ı Baûrâ ve Bersisa en çok ibâdet edenlerdendiler. Fakat sonunda nefs ve şeytana uyarak dünyâya bağlandılar. Âhiretlerini ziyân ettiler. Rezîl rüsvâ oldular.
Ey oğlum! Kalbinde ufak bir leke görürsen oruç tut. Gitmezse az konuşmaya bak. Gitmezse günahlardan şiddetle kaç. Yine gitmezse her hâli iyi bilen ü teâlâya yalvarmaya sızlanmaya başla. En zor üç şey: Sır saklamak acıları unutmak ve zamanı değerlendirmek. Sâdi Şîrâzî "Rahmetullahi aleyh"
Biraz içimiz açılsın diyerek Muhterem Üstadımızın İmandan İhsana Tasavvuf eserinden Nefsi Mutmainne bâbını okuyalım istedik.
Cenâb-ı Hakk'ın emirlerine lâyıkıyla uyup, men ettiklerinden titizlikle sakınmak sûretiyle mânevî hastalıklardan kurtulmuş, hakîkî ve kuvvetli bir îmân ile de huzûr, sükûn ve itmi'nâna kavuşmuş nefstir. Kalb, zikrullâh bereketiyle şüphe ve tereddüdlerden arınmış, her an şükür ve senâ hâlindedir.
Bu mertebede kötü ve çirkin vasıflar, yerini güzel ahlâka terk etmiştir. Davranış olgunluğunda zirveyi teşkîl eden ve bütün beşeriyyete nümûne olan Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in yüksek ahlâkı, târifsiz bir zevk ile güzelce yaşanmaktadır. Kulun kalbi, sabır, tevekkül, teslîmiyet ve rızâ ile taçlanmıştır. Mutmainne, ârif-i billâh olan, takvâ ve yakîn ehlinin nefsidir. Böyle kimselerin gönülleri dâimâ Hakk'ın zikriyle meşgûldür. Ahkâm-ı şer’iyyenin bâtınına da vâkıf olmuşlardır.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri:
"Nefs-i mutmainneye kadar yapılan ibâdetler ve kulluk taklidîdir. Nefs-i mutmainnede ise bunlar taklidden tahkîke dönüşür." buyurmuştur.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bir gün Muâz -radıyallâhu anh-’'ın elini tutarak:
"Ey Muâz! Allâh'a yemin ederim ki, ben seni gerçekten seviyorum."buyurdu. Muâz -radıyallâhu anh- da:
"Anam babam Sana fedâ olsun ey Allâh'ın Rasûlü! Ben de Sen'i çok seviyorum!"dedi. Daha sonra Peygamber Efendimiz, ona şöyle buyurdu:
"Ey Muâz! Sana her namazın sonunda; "Allâh'ım! Sen'i zikretmek, Sana şükretmek ve Sana güzelce kulluk yapabilmek husûsunda bana yardım et!" duâsını hiç bırakmamanı tavsiye ediyorum" (Ahmed, V, 244-245; Ebû Dâvûd, Vitir, 26; Nesâî, Sehv, 60; Tirmizî, Zühd, 30)
Ne güzel bir muhabbet tezâhürü!.. Allâh Rasûlü, bir din kardeşi olarak Hazret-i Muâz'ı seviyor ve bu muhabbetinin bir alâmeti olarak da mü'min kardeşinin istifâde edeceği bir tavsiyede bulunuyor.
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
"Allâh'ın kullarından birtakım insanlar vardır ki, nebî değildirler, şehîd de değildirler, fakat kıyâmet gününde Allâh katındaki makamlarından dolayı onlara nebîler ve şehîdler imrenerek bakacaklardır"
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’ne atfedilen şu menkıbe ne kadar ibretlidir:
Ramazan-ı Şerîf’te va’z u nasîhat için Erzurum’un bir köyüne dâvet edilen İbrahim Hakkı Hazretleri’ni alıp köye getirmek üzere, ücret karşılığında bu işleri yapan gayr-ı müslim bir hizmetçi, bir at ile gönderilmişti. Yola çıkıldı. Fakat binit bir tane olduğundan İbrahim Hakkı Hazretleri, Ömer -radıyallâhu anh-’ın Kudüs’e giderken, kölesiyle beraber nöbetleşe deveye binmesi husûsundaki ahlâk-ı hamîdesini tatbik etti. Gayr-ı müslim hizmetçi buna her ne kadar:
“–Köylüler bu durumu işitirlerse, beni azarlarlar; ücretimi de vermezler!” diye îtiraz etti ise de, Hazret:
Dervişin sitesi Her hüznü, her aşkı,her duyguyu, barındıran yerdir bu site Acının doruk noktasına çıktığı yerdir bu site Susuşun göz yaşlarının,en derin aktığı yerdir bu site Maziye yolculuğa çıktığın anlardır bu site Unuttum dediğini anımsatandır bu site Kendinde yitmektir bu site Seni senden alan yerdir bu site Noktaların sözlerin gülüşlerin nüansların daha bir anlam bulduğu yerdir bu site Çilenin, aşkın ,gamın ihtişamında ürkekliğin ön plana çıktığı yerdir bu site Derinden derine demi çekmektir bu site Her şeyi ama herşeyi paylaşıp yudum yudum içmektir bu site Cesareti olan buyursun gönül kapımız her daim açık.....
Bir ucundan tutmak istiyorum. Nasıl bir şeysin anlamyorum!!! Dört tarafına kement atıyorum,bataklığından alamıyor,koparıyorsun. Bıraktım artık uğraşmıyorum. Dedikleri kadar varsın;''Yalan ,sahte,hain,vefasız,ka... Söyleyecek söz bulamıyorum. Bu gün yine seni gördüm. Bir felsefe kitabının ilk sayfasında, Resminden bile ürküyorum. Kocamansın yusyuvarlak,dönüp duruyorsun,kendinden bi habersin bilmiyorsun!!!! Buradan yaşlı gibi gözüküyorsun, Bir sürü çizgilerin var, Sahte göz yaşı misali,derlerin,denizlerin, Haa birde adaların ,karaların ,bölük pörçük yolların, Hiç bulamadığım...... SEN İNSANI YORUYORSUN. Ne anlıyorsun dönüp durmaktan? Başın ondan mı döngün? Ondan mı tüm eziyetlerin ,cevafaların,vefasılığın,ihanetlerin. İnsanı yutuyorsun. Kendinden geçkinsin ,farkedemiyorsun. Bizim başımızı da ondan döndürüyorsun, Kendi girdabına çekmeye çalıyorsun. Helal olsun arada başarıyorsun! LAİLAHEİLLALLAH diyorum,bağımı senden koparıyorum, Heyy gidi sen vızzz geliyorsun.