Bugün yolda giderken çöpe atılmış bir televizyon gördüm. İçim burkuldu birden. Daha önce hurdacıların el arabasının üzerinde bir çok televizyon görmüştüm ama bu defaki nedense beni etkiledi. Oysa insanları ne çok eğlendirmiş olmalıydı bu televizyon, öyle değil mi? Başköşeye kurulmuş, ne çok şen kahkalar atılmıştı karşısında. Ya bugün... Şu hâli... İnsanları eğlendirmenin sonu bu muydu? Döndüm nefsime dedim ki; "Ey nefsim, işte eğlenceli bir hayatın sonu... İnsanlar ne kadar seni alkışlasalar, sevseler, başköşeye buyur etseler de, bu televizyon gibi bir gün atılacaksın işte!" Sonra ağladım. Dünyanın aldatıcılığına, aldanışıma ağladım.
- Öğrenciler birazdan derse girecek, kaç kişi olduğunu say bana bildir.
Sofokles, kapıya dikilmiş ve başlamış içeriye girenleri bir bir saymaya...
Socrates sormuş:
- Kaç kişi var?
- Sadece bir kişi!
- Nasıl olur içeriye birçok kişinin girdiğini gördüm.
- Bu sınıfa birçok kişi girdi. Ancak kapının önünde bir taş duruyordu. Hiçbiri o taşı kaldırıp yan tarafa koymadı. Ancak en son giren öğrenciniz Platon, onu kaldırıp kenara koydu. Onun için orada sadece bir adam var" demiş.
Ve sen yine denendiğinde Ve yine kalbim daraldığında Ve bütün kapılar yüzüne kapandığında Ve ne yapman gerektiğini bilmediğinde.. Uzun uzun düşün ve hatırla yaradanını