Adam; yıllar önce kasabadan, köyden 'bir ceket', 'tahta bir valiz' ile kopup da gelen; saçlarını döken, ağartan ve 'adam' lığını unutan kalabalıkların 'kuru telaş' larını seyrediyordu... 'Bir şeyler olabilmek' uğrunaydı... Bu telaşın adını ne hikmetse herkes işine geldiği gibi koymaktaydı... Adam; kalabalıkların koşuşturmalarını, yasak bir ülkenin sınır boyundaki ara bölgede bekleyen ve kimliksiz kalan 'vatansız' ların anlamsız bir merhamate teslim oluşuna benzetiyordu... Ve 'boşlukta sallanan adam' lardan farkları yoktu. 'Bir şey olabilmeye' doğru dört nala at koşturmuş 'yağız atlı süvari' ler gibi meçhul bir uçurumun eşiğinde durmuş olanlar geç de olsa anlamışlardı ki, ölüm de peşleri sıra gelmişti...
*Anneler, Babalar...Lütfen bu yazıyı sonuna kadar okuyunuz...
Günümüzde pek çok anne baba, bebekler için eğitici olduğu iddia edilen bebek kanallarını ve “Baby Einstein” ya da “Brainy Baby (Akıllı Bebek)” gibi dvd setlerini çocuklarına seyrettirmekte ve bunlardan gelişimsel fayda beklemektedir. Amerika’da 6-12 aylık her 3 bebekten 1’ine en az 1 ‘Baby Einstein’ dvd’si alındığı bilinmektedir. Ülkemizdeki kesin rakamlar bilinmese de bebekleri TV’ye maruz bırakmanın oldukça yaygın olduğu gözlemlenmektedir. Maalesef ki bu içerikler eğitici bir kazanım sağlamadığı gibi erken yaşlarda dil ve zeka gelişime ciddi zararlar vermektedir.
Uzman Psikolog Sinem Olcay Kademoğlu :
TV’nin bebek gelişimini nasıl etkilediği konusunda yapılan araştırmalar TV’nin sakıncalarını net şekilde ortaya koymuştur. Örneğin, 2007 yılında Journal of Developmental Psychology’de yayınlanan bir çalışmaya göre, 8-16 aylık dönemde bir bebeğin TV seyrettiği her saat başına 3 yaşındaki dil becerisinin 6-8 kelime daha geri olduğu gösterilmiştir. Ayrıca TV’ye maruz kalan 12-36 aylık çocukların hafıza, dikkat ve odaklanma becerisi bakımından TV’yle tanışmayan çocuklara göre dezavantajlı olduğu bulunmuştur. The Archives of Pediatrics dergisinde 2010 yılında yayınlanan bir çalışmada ise haftada birkaç kez dvd izleyen ve hiç izlemeyen çocuklar karşılaştırılmıştır. Bu çalışma ise, ne kadar erken yaşta dvd izlemeye başlanırsa ilerleyen dönemde kelime hazinesinin o denli geri kaldığını göstermiştir. Bu araştırma sonuçları doğrultusunda Amerika’da “The Baby Einstein Company” e açılan davada, şirket dvd’lerin çocuk gelişimine katkı sağlamadığını kabul etmiş ve müşterilerine para iadesi yapmıştır.
1) — Nakşı taifesi, haddinden fazla meşgul bir taifedir. Zira bu daire -dünya- içinde başları pergel gibi iş üstündedir. (Daima hizmet üzerine eğilmektedir.)
2) — Hepsi tek bir dairenin merkezi etrafında toplanmışlardır. Yine top-yekün bir pergelin deveranından -kaderin tasarruflarından- haberdardırlar.
3) — Onlar, (kalpler üzerinde) nakış yapanlardır. Fakat her nakşa bağlı değildirler. Çok ma´rifetli oldukları için her lahza başka bir nakış ele alırlar.
4) — Her an Bukalemunvari başka bir renktedirler. -Sık sık manevi hal ve makamları değişir- Yalnız garip olanı şudur ki, her iki cihanın renginden nefret ederler. (Çalışmaları, ne dünyayı amaçlıyor. Ne de ahireti, sadece Rıza-i ilahîyi kazanmak gayesiyledir.)
Birçok kullar durmadan arar yolunu, Terk ederek dünyanın zevk-i malını. Allah inayetini gönderir hemen, Kendine döndürür O, âşık kulunu. Yâ Hû! Yâ men Hû! Lâ ilâhe illâ Hû! Vacib-ül vücuda açılan kapı bu!
Ey zevk ve lezzete müptelâ insan! Ben yetmiş beş yaşımda, binler tecrübelerle ve hüccetlerle ve hadiselerle aynelyakîn bildim ki, hakikî zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır ve iman hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa, dünyevî bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi, hayatın lezzetini kaçırır.
Her var olanın var mükemmeli; madem ki değil o en güzel, sevmemeli. Gönlündeki sevgi putlarından kurtul; suret ve şekilsiz olarak gör güzeli... Hz. Mevlana ks
"Kim Allâh'tan korkarsa, Allâh ona bir çıkış yolu ihsân eder ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allâh'a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allâh emrini yerine getirendir. Allâh her şey için ölçü koymuştur." (Talak, 2-3) Fatma hanım, sırtına ekin destesini aldı ve düşünceyle ilerlemeye başladı. Birden kayınvâlidesinin sesiyle kendine geldi: "-Kız Fatma çabuk buraya gel. Sarı inek doğuruyor, yardım et!.." Can havliyle sırtındaki destesini indirdi ve ahıra koştu. Aman Yâ Rabbi… Hayvan da olsa, ne kadar acı çekiyordu. Fatma hanım, kayınvâlidesiyle birlikte hayvanın doğum yapmasına yardım ediyordu. Kayınvâlidesi: "-Bir hayli zor olacak galiba!.." dedi. "-Evet zora benziyor. Dana toplu herhâlde." diye mırıldandı Fatma hanım da…
Bu mektup bir şikâyet için yazılmadı. Acındırmak veya “Vah! Vah!” dedirtmek için de… Sadece başka bir dünyanın varlığından haberdar kılmak için kaleme alındı, bu satırlar… Hemen yanıbaşımızda olan, yaşanan bir dünya… “Belki içimizden birisi, belki biz de bir gün bedensel veya zihinsel özürlü hâline gelebiliriz. Bir kaza, bir hastalık veya yaşlılık sebebiyle… Ya da bizim de bir engelli çocuğumuz olabilir. Kim bilir?! Kim garanti edebilir böyle bir şeyin olmayacağını, yarınından emin olarak… O hâlde binbir nîmet içinde yaşarken hâlinize şükretmeyi öğretsin bu satırlar… Bir yardım eli olsun, mahzun ve muzdarip âilelere… Onlara sabır telkin etsin: “-Hep duâlarımızdasınız.” desin. “Unutmadık sizi, unutmayacağız; bir ihtiyacınız olduğunda işte telefonumuz, işte adresimiz… Gücümüz bu kadarına yetiyor, işte bizdeki emânetiniz!..” Etrafınıza bir de bu gözle bakın. Sizin çevrenizde de bu ve benzeri pek çok örnek göreceksiniz, sizin ilginize, sevginize muhtaç…