Dua için ellerimizi açtığımızda, namaza kalktığımızda, evimizi düzenlerken, cenazemizi kabre koyarken dikkat ettiğimiz; otururken, kalkarken, yatarken her zaman ve her yerde yöneldiğimiz bir kıblemiz var. İçimizdeki yönle aynı olan kıblemiz. Mekke'deki Mescid-i Haram'daki Kâbe... Bunun ne büyük lütuf olduğunun farkında mıyız?
Namaza durduğumuzda Mekke'ye yöneliriz. Orada bulunan Kâbe'ye; yani yeryüzünün ilk mescidine, Beytullah'a, Allah'ın evine yöneliriz.
Insan varolussal sahada yani zaman içindeki yasantisi boyunca bir degerler sistemi içinde yasamak zorundadir. Bu ya insan yapisi olan, sirf insani degerler sistemidir: kapitalizm, komünizm, demokrasi, oligarsi, tiranlik....... ya da ayni zamanda insanüstü olan ilahi degerler sistemidir: Islam. Insanligin bilinen tarihine bakildiginda onun hayatini kusatan degerler sisteminin vahyi terminoloji ile söyleyecek olursak iman-küfür, tevhid-sirk, takva-fücur, hak-batil, islam-cahiliyye karsitliginda sekillendigini görürüz.
Siz hiç; Kara düşünceleri delip geçenleri, her yeni doğan vakte alnı açık çıkanları ve güneşi içinde doğuranları gördünüz mü? İçindeki coşkuyla, heyecanla ayaklananların, yüreği kendinden taşanların ve zulme karşı direnenlerin nurlu izlerine rastladınız mı?
Sen, Allah’a, itaatle, ibadetle yaklaştıkça, O’nun ismini andıkça, O’na yöneldikçe kalb kapıların açılıyor Kalbin O’na doğru yöneliyor Allah da O’na yöneldiğin için sana nurani tecellilerle tecelli ediyor
Ve o tecellilerden O’nu tanıyorsun “Beni zikret Ben de seni zikredeyim” Allah’ı görmek istiyor musun? “Evet istiyorum!” Öyleyse Allah’ı bu şekilde severek zikretmeye çalış, vallahi ve billahi O’nu mutlaka tanır ve bilirsin
Önümüzde hiç unutmamamız gereken, ama aksine, unutmak için ne lâzımsa yaptığımız büyük bir hakikat var: Ölüm.
Bu gafletimizin en büyük devası: “Lezzetleri acılaştıran ölümü çok zikrediniz.” Hadis-i Şerifi...
Bu Hadis-i Şerif’de ölümü çokça hatırlamamız ve üzerinde önemle durmamız tavsiye ediliyor. Bu tavsiyeye kulak tıkamak akıl kârı değil. Zira göz kapamak hiçbir hakikatı gizleyememiştir. Ölüme sırt çevirip yarını düşünmekten kaçan insanlar, kabre geri geri gitmekten başka birşey yapmıyorlar.
Gerek önceki ümmetlerde, gerekse günümüzde oluşturdukları zanni bilgilere dayanarak dini tekellerine almaya çalışan kimi kişi, grup ve ekoller Allah adına haramlar, helaller koymakta, itikada temel teşkil edecek inanç konuları oluşturmakta, sonra da bunlara Allah’ın kitabındanmış gibi inanmaya devam etmektedirler. Oysa Gayb’e tekabül eden konularda söz söylemek, inanılması gereken konuları tespit etmek Allah’ın tekelindedir. (Cin 72:26-27, Al-i İmran 3:179, Nisa 4:157)
Hayat gelip geçiyor, tıpkı Mevlânâ’nın buyurduğu gibi: “Ey sâlik, aynadaki son nakşa bak! Bir güzelin ihtiyarlığındaki çirkinliğini ve bir binanın harâbe hâline geleceğini düşün de aynadaki yalana aldanma!.”
Rabbimiz, taşımayacağımız bir yükle bizi imtihan etme!.. Âmin. Murat bey, bir lisede öğretmenlik yapıyor ve kıt kanaat geçiniyordu. Buna rağmen hem kendisi, hem de âilesi bulunduğu hâlden memnundular. Ama Murat bey, kendisini ticarete daha meyilli görünce, ticarete atılmaya karar verdi. Allâh da önünü açtı ve kısa zamanda oldukça iyi duruma geldiler.
Bu yazı, merhûm K. E. Yeter kardeşimizin, gurbette hizmet ederken bir trafik kazasıyla aramızdan ayrılmadan önce yazmış olduğu bir mektuptur. Kendisi, yetişmesinde emeği olan Denizli'li Ali Ege ağabeyin vefâtını duyduktan sonra, Şubat ayının dokuzunda (1997), Şeki'de (Azerbaycan) bu yazıyı kaleme alıp, bir mektup halinde sevdiklerine göndermiştir.
Mahmut Sami Ramazanoğlu Hazretlerinin İsteği: "Herkesi arzusuna bıraksalar biz Cennetü'l-Baki'yi arzu ederiz", buyurmuşlardır. Cenab-ı Hak sevdiği kulunun arzusunu kabul buyurdu. Nitekim İstanbul'da bulunduğu yıllarda mübtelâ oldukları amansız hastalık, orada da yakasını bırakmadı.
İnsan dünyaya imtihan için gelmiştir. Bu yüzden nefsine hâkim olma ve onu İslâm potasında eritebilme noktasında rûhuna mütehassıs bir hekim gibi davranmalıdır.Aynı nokta-i nazardan yüreğini de, sünnet-i Rasûlullâh'la nakış nakış işlemeli ve O'nun feyz menbaından doyasıya beslemelidir. Aksi hâlde ruh, içinde devamlı bocalayacağı farklı mecrâlara akacak ve nihayetinde nefs girdabında perişan olacaktır.
İçimizdeki vuslatın tecellisini gösterdiğin ânda, sana duvağındaki açılmamış en samimî dileklerimizi arz ediyor olacağız.Harf harf, kelime kelime hâfızamızda bulunan "Kelâm-ı Kadîm"in hakkına sığınarak yalvarıyoruz. Bize kelâmını lutfettin, onun hâdimi olduk. Bu nûrunu elimizden alma Rabbim!..
Yine erenlerin etekleri esti geçti kapılarımdan...
Tam boğazıma kadar kana, irine, iltihaba gömülmüşken. Tam tırnakla kaplanırken yüreğim. Hüzünlü bir ûdun sesinde sürüklendi perişanlığım… Sadece derisi tutan kopmuş bir bacak gibi, kol gibi…
Elif'le Başlar Kelâmullah... Noktalar kum misâli. Her nokta, ayrı bir mânâ... Her biri, gizli hazinelerle dolu… Tek başına bir dünya. Nokta deyip de geçmemeli. Noktanın da bir “nokta” kadar kıymet-i harbiyesi vardır îcâbında. Öyle değil mi?
Bir ömür boyu birlikte yaşam kararı alınan evlilik müessesesinde eşler arası sağlıklı ve mutlu hayatın yolu nitelikli iletişimden geçer.
- Etkili iletişim için eşler, birbirlerinin psikolojisini, yani erkek ve kadının ; kadın ve erkeğin psikolojisini önceden tanımalı ve iyi bilmelidir.
- Kadın-erkek yuva kurduğunda iki apayrı dünyanın artık ortak bir mekanda döndüğünü, farklı görüşlerin, düşünüş ve duyguların, değişik zevk ve fantezilerin, beğenilerin bir araya geldiğini bilmelidirler.