İnsan, mürşidinden sevdığı ölçüde istifade edebilir. Mürşid doktora, sofi de hastaya benzer. Sofide, “Beni bu doktor iyi edebilir” itikadı yerleşmiş olacak ki istifade edebilsin. Hasta doktorun verdiği ilaçları kullanacak; mürşidine tâbi olup bağlanınca rabıtayı, virdi ve hatmeyi ihmal etmeyecek ki tedavi edilebilsin. Farzlar ise aslî görevlerdendir. Günaha girmemek zaten en temel işimizdir. İnsanlığımız gereği, günaha girersek eğer hemen tövbe edilecek ki, yapılan tetkikler boşa gitmesin. Onun için küçük günah bile işlense tövbe edilmelidir. Çünkü günah insanı Allah’tan uzaklaştırır. Mürşid-i kâmil, Allah’a yakınlaşmak için bir nimettir.Kalp Allah’a Teslim Olursa Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinin halifelerinden biri Cafer-i Huldî hazretleridir. Bu zatın müridlerinden biri bir defasında yanına gelmiş, yanında epeyce kalmİş. Derken akşam olmuş. Mürid müsaade alıp evine gitmek istemiş. İzin istemiş. Cafer-i Huldî hazretleri de izin vermek istememiş. Müridi ise ısrar etmiş. Daha sonradan bu müridin anlattığına göre, meğer o akşam evde ziyafet varmiş. Etler, tavuklar pişirilmiş, o da evine gidecekmiş. Çömleklerde fırında pişirilmiş etler… Ancak Cafer-i Huldi hazretlerinin kalbine malum olmuş ki, bu müridi biraz daha yanında kalsa ve sohbet etseler daha iyi olacak… Malum; o dönem mürşid-i kâmilleri müridlerini daha ziyade riyazet, zühd ile terbiye ediyorlardı.11 İşte mübarek Cafer-i Huldî hazretleri onun için, - Bu gece gitme, kal, diyor. Ancak müridi çok ısrar ediyor. Nihayet izin alıyor ve evine gidiyor. Tâbii ki evde bütün hazırlıklar yapılmİş. Servisler yapılırken, hizmetçi etlerle içeri gireceği sırada çömlek elinden düşüyor. Kızartılmİş etler sağa sola dağılıyor. Derken evin köpeği yere düşen büyük parçayı da alıp gidiyor. Ve bütün hevesleri yarım kalıyor. Sonunda mürid düşünüyor; hiç olmazsa dergâha gideyim de mürşidim zaten gönül rızası ile izin vermemişti; onun gönlünü alayım, diyor. Cafer-i Huldî hazretleri dergaha varıyor, müridi hiçbir şey söylemeden konuşurlarken bir ara şöyle diyor: - insan, Allah’a dost olan bir kalbe hürmet etmezse, Allah Teâlâ tavuğu bile köpeğe yedirir! Kardeşler! Bütün bunlar eskiden olurmuş demeyin. Bir defasında benim de başıma geldi: Ben bu yola ilk girdığım zamanlardı. Yeni tövbe etmişim. Annem ve kayınvalidem o zamanlar hayattaydı. Çocukları da aldık, doğruca Menzil’e gittik. O zamanlar Gavs-ı Bilvânigi hazretleri, henüz Menzil’e yerleşmemişti. O sırada Kozluk’ta Gadir denilen köyde ikamet ediyordu. Seyda hazretleri de Menzil’deydi ve henüz ameline devam ediyordu, irşada başlamamİştı. Seyda hazretleri, değirmende hizmet ediyordu. Değirmenin motorunu söküyor, takıyordu. Henüz gençti o vakit, aslan gibiydi mübarek. Onun hakkında Gavs-ı Bilvânisî hazretleri, “Muhammed Râşid bizim mühendisimizdir” derdi. Derken Menzil’den ayrılmak üzere iken müsaade istemek için yanına vardım. Seyda hazretleri: - Doktor, gidiyor musun, diye sordu. Biz de, Kurban, gidiyoruz dedim. - Gitmesen olmaz mı, dedi. Biraz daha kal! - Kurban, annemler israr ediyor, gidelim diyorlar, dedim. Ben de haber gönderdim annemlere… Annemler dedi ki: - Büyüklerimize yük oluyoruz, minnet altında kalıyoruz, onlar bizim için zahmete giriyorlar, dedi. Ben de geldim, Seyda hazretlerine durumu anlatayım istedim. Ama kendisini görmek nasip olmadı. Neyse yola çıktık. Hava da biraz kapalıydı, akşamdan biraz yağİş almİştı, yerlerde su birikintileri vardı o gün… Allah sizi inandırsın, küçük göletlerden geçerken aracımız takıldı kaldı. Su ise insanın ayağını geçmeyecek kadardı. Aracımızı suyun içinden çıkartmak için saatlerce uğraştık. Küçük bir kaya parçası üzerine arabanın arka diferansiyeli takılıp kalmİştı. Vagon gibi, iki teker de boşta kaldı. Araba çalışıyor ancak gitmıyordu. Tekerler havada dönüp duruyordu. Araçtan indik. Yapabileceğimiz bir şey de yoktu. Derken oradaki köylülerden iki üç kişi geldi, bize yardım ettiler. Vakit de akşam olmuştu. Yine de aracımızı çıkartamadık. Ardından köye haber gönderdik, oradan hayvan göndermişlerdi. Annemler hayvana bindiler, arabayı orada bıraktık. O gece köyde misafir kaldık. Ertesi gün birkaç kişi ile geldik. Manivela gibi bir şey yaptık. Sanki dün o kadar uğraşan biz değildik. Araba takılıp kaldığı yerden kolayca çıkıverdi! Sanki hiçbir şey olmamİş gibiydi… Kardeşler, işte kalp, Allah’a teslim olursa her iş o kalbe teslim oluyor. Biz söz dinlemedik. Ama zarar gördük. Bir gece daha kalsaydık Menzil’de ne olurdu? Ama insan bunu o an idrak edemıyor. İşte mübarekler onun için teslimiyet üzerinde çok duruyorlar. Kalbin ıslah edilmesini de bu yüzden istiyorlar. Kalp teslim olursa yaptığı her ibadetten fayda görür. Onun için büyüklerimiz, bu hususta en iyi ilacın zikir olduğunu söylüyorlar. Çünkü Allah zikri, kalbi temizler. İçini kötü duygulardan arındırır. Zikrin nuru kalbi yakar. Orada kötü bir şey bırakmaz. İmam Gazâlî hazretlerinin dediği gibi: - Diğer ibadetler yorucu olduğu halde Allah’ı zikretmek çok daha kolaydır. Neden zikir daha faydalı oluyor dersen, bilmiş ol ki; devamlı ve kalp huzuruyla yapılan zikir insana fayda verir. Teslimiyeti artırır. Gafletle çekildığı zaman ise kalbe nur girmez. O zaman kalp, teslim olmakta zorlanır. 11 Cafer-i Huldî hazretleri (v. 348/959), ilk dönem zahid sofilerinden olan Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinin (v. 297/909) sohbetlerinde yetişmiş kâmil velilerdendir. Yar ile Şimdi – Dr.Ahmet Çağıl |