 |
| Sitedekiler |  | Şu An Çevrimiçi Olanlar:
Üye: 0
Arama Motorları: 3
|
| Googlebot | Baidu Spider | | Yandex |
Ziyaretçi: 3
Toplam: 6
Çevrimiçi Olan Son Üyeler:
Son 20 Üye: 20
Bedavacı Team
|  |
|
| Ruhuna El-Fatiha |  | Büyük Hak Dostu Aziz Mahmud Hüdayi Hz'nin Vefatı-16 Ekim 1628
|  |
|
|  |  |
|
|
| Kategori: Makale - Araştırma
|
| Yorumlar (3)
|
Göğe asılı bıraktığın bu sağnak, nice gönül tarlalarından “hû” filizlendirdi. Kâinat vecde durdu. Ve… dünya elifle dönüyor, yürekler elife dönüyor. Aşk vesile… Dünyaya alıştım alışalı, denizi çakıl taşlarından tanıdım. İçimde ney seslerini büyüttüm. Belli ki yine bu ıssız limanda fırtına kopacaktı. Bir muammalı vakitti oysa ki yalnızlıklar.
Aşkın tarifini sordum göçen kuşlara. Dediler göç… Dediler yanmaktır yaklaştıkça… Onun kaynağından tadan divanedir, sonra…
Sonra bir şair kesti yolumu… “En yüce bir düştür benim aşkım. Görmeye değmez ki küçük düşleri” dedi ve ekledi: “Mecnun değilsen sus!…”
Bense güneşin kol gezdiği ufuklar hayal ederdim alkımlı dünyamda, aşka dair… Düşlerim en kudsi duygularla bezenmişti oysa. Meğer küçük düşlerle avunmuşum…
Muhayyel sevdalar bürüyor yüreğimin pencerelerini. Herbiri tül, herbiri hür. Hiç dokunulmamış, hiç yaşanmamış. Hikâyelerine hayal meyal tanıklık ettiğim…
Bu efsane hikâyeler sürüldü masama. Bense özgün sözlerin tadına alışıktım. Benim taatim, tahiyyatimdi Rab’le…
Dünyanın perdesini şöyle bir aralayınca, aşka dair birçok şeyin öylesine ortalığa savrulmuş olduğunu hissettim ki; tanınmayacak haldeydi. Kadın olmuştu, para, makam, nefs, hırs, menfaat, sömürü olmuştu. O kutsalı aralarından arındırmak öylesine zordu… Kalan son sevgi sözlerini topladım avucuma… doldurmuyor bile! Dilden çıkıp, ancak kulağa kadar varabiliyordu; yüreğe değil…
Aşka belki bir adım, belki asırlar vardı ama,sevgiyi diri tutmaktı, yaşatabilmekti esas olan. Ucuzcular pazarından kurtulup, sultanlar sofrasına hizmetli olabilmekti… İflah olmaz aşk kisvesini giyebilmekti. Gönülde maya tutup aşka, onu göklere armağan edebilmekti…. uçurtmalara…
Celal-i Didar’a yâr olabilmekti benim en gerçek düşüm… Sen ezelî ve ebedî, arzsız, arşsız, cennet ve cehennemsiz öylesine bir sevdasın ki diyebilmekti… Mevlânaca bir tavır koyabilmekti. Naz makamına ulaşmayı gönül hedefinin tam ortasına yerleştirebilmekti… Ruhum firdevslere kayarken, dünyanın sahte makyajı bulaşıyor yüreğime. Her renk bir adım daha ulaşılmaz kılıyor seni.
Kalbimde bir dünya kurup, binbirinin yıkılışını venüs bardağından seyretmek gibi bir şey sanırım ulaşılmazlığın…
Ey ulaşılmaz Matlubum!…
Hırçın dalgalar Kahhar ismini vuruyor dünya sahiline, güller Cemal isminle raksa başlıyor bir seher, kuşlar Nur ismini zikrediyor bir şafak kızıllığında…
Bense, Vedud cografyasında, ’seven’ şahsında talibi oynamaktayım. Belki adaylığın adaylığına bile lâyık değilken;
“Bende Mecnun’dan fusun aşıklık istidadı var, Aşık-ı sadık benim, Mecnun’un ancak adı var…”
diyebilme cürekârlığına koşmaktayım…
Belki sadece içimdeki boşlukta çırpınıp durmaktayım… Ey Rab! Sana ulaşmak sensizlikte kaybolmak nedir, anlatayım mı? Kum fırtınasında, çölde, sağanaklara aşk olmaktır!… Dünya elifle dönüyor, yürekler elife dönüyor… Aşk.. Bu yazıya başlıyorum çünkü her başlamayı bir dua biliyorum. Çünkü, aczimizin ışık görmemiş incileri ancak başlayınca dökülür avuçlarımıza. Fakrımızın okşanmaya aç şalı ancak bir işe başladığımızda serince sarılır boynumuza. Nihayetsiz acizin nihayetsiz kudret sahibi karşısındaki hali n'ola ki duadan gayrı? Hadsiz fakirin sonsuz rahmet sahibi huzurundaki hali n'ola ki yakarmaktan öte? Başlamanın başucunda "O'nun adıyla" teslimiyet saklıdır her daim. Demek ki, her başlamanın ayakucunda kendi adıma var olma zannının, başına buyruk yaşama hevesinin ezilmiş cesedi yatmakta.
Bu yazının ikinci paragrafına da başlıyorum çünkü bir dua makbuliyetinin, bir çağrı kabullenmişliğinin sonsuz yumuşak yağmurunu hissediyorum dimağımda damağımda. Gökçekimine tutulmuş gibi parmaklarım. Parmak uçlarım ile tuşlar arasındaki ilişki, şimdi Beylerbeyi?nde seyrettiğim martılar ve boğaz suları arasındaki ilişkinin aynısı. Onlar denizin kıpırtıları arasında rızık ararken, ben zihnimin kıyılarına vuran anlamları kelimelerin gagasına asmak istiyorum. Onlar da ben de duadayım. Gerçeği gerçek olarak görmek de rızık. Gerçeğin rızkını ona tâbi olarak yudumluyoruz. Yanlışı yanlış bilmek de rızık. Yanlışı yanlış bilmenin ekmeğini tuzunu ondan sakınmakla yiyip içiyoruz.
Bu yazının üçüncü paragrafına da başlayabiliyorsam, "nefesimize dolanmış arsız çığlıkları" susturma çağrısının ardı sıra yürümeye çabaladığımdandır. Yine alışverişimizi her an O?nunla yaptığımızı hatırlatan "aldığımız her nefesten helâllik dile"me inceliğinin ipinde yürümeye çalışıyorum hece hece.
İşte bir paragraf daha başladı. Yeni cümleler, belki yeni kelimeler.. Okuyucumun bu satırlara verdiği göz nurunu hak edecek hakikat kevserini doldurmaya çalışıyorum kelimelerin kâsesine. Harfler üzerinden iniyoruz kalplere. Arsız çığlıkları kelimelerin kalbine yüklenmiş hikmetlerin derin sükûnetine sarıyoruz. O yüzden, sevgili okuyucu, işte o yüzden benim tuhaf sızılarım var, garip sancılarım var, acayip acılarım var. Bir lügatin tozlu sayfalarında unutulmuş kelimelere acıyorum ben. Sıcacık bir dudağa değmeyeli yıllar olmuş şiirler için ağlıyorum ben. İlk söyleyeninden bu yana heyecanlı bir nefese dolanmamış sözler için üzülüyorum ben.
Bir düşün hele. Nice kutlu damaklardan süzüle süzüle gelmiş bir söz olsan sen, sonra bir kenara bırakılsan. Seni seslendirenler geri kafalı sayılsa, seslendikleri de boş boş baksa. Bir toplumu heyecanlandıran, iki yabancıyı birbirine bir anda aşina eden bir şiir olsan sen, ama gözden düşmüş, dilden sürülmüş olsan. N'edersin?
İşte son paragraf: Bak ki nereye geldik. Otur şöyle yanıbaşıma, gel dinlen aklımın başköşesinde diyebildiğin bir sözün var mı senin? İçinin loş kuytularından akıl terini döke döke çektiğin, toprak testiyi serince doldurup dudakların çatlağını onaran bir kelimen var mı senin?
"Ah minel aşk!" dediğiydi şairin. "Ah ki aşktan çektiğim" dediğiydi. Bak ki n'oldu "Ah!"lara. Aşklar gibi "Ah!"lar da sığ telaşların, boş sevdaların başını bekler oldu. "Ah!"a değmeyen sığ dertlere harcanıyor "Ah!"lar, ah! Ümit vermeyen sevdaların ardına savruluyor "Ah!"lar, ah!
"Ah minel Ah!" Ah ki Ah'tan çektiğim! "Ah ki ilel Ah!" Ah ki Ah'a çektirdiğim.
SenaiDemirci |
|
|
#1 Yazar: Darussefa 20 Mart 2010 18:38 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: --
|
| Grub : Ziyaretçi
|
| Konu Sayısı: 0
|
| Yarum: 0
|
| MSN: --
|
|
ESRAYA İTHAF
Kaldırdım başımı göğe; Simsiyah,
Gözümden akan ’siyah’ damlaları görür mü? Dedim, Bilemedim… Onun derdi benden çok mu ne? Hüzünlerin rengine bürünmüş Bakanları görmez olmuş Dertlilerin dertlerine derman olacağına, Dertlerinin kurbanı olmuş. ‘Niye?’ diye sormak anlamsız aslında, Onca derdi kaldırmak kolay mı?
İnsanlarla uğraşmak Onların gönüllerini ferahlatmak Acılarını hafifletmek, kolay mı?
Hangi Can dayanır buna can dayanamazken Hangi can bunca can’ın hüzünlerini kaldırabilir…
”kim bilir ne çok acıyor gönlün kim bilir, Allah’tan başka …”
İndirdim başımı Bakmıyorum artık Canın yanması nedir bilirim Bu yüzden can yakmaya dayanamam Bakmayacağım ona Daha çok canını yakmayacağı …
”Bakmıyorum artık… Bakmıyorum. Sadece dua ediyorum Yaradana Canım yanmasın… Can’lar yanmasın Senin can’ın aydınlığa kavuşsun ” … ESMA MERT
Hani diyorum, yaralar varmış geçmeyen, asırlar sonrası vefalı gelen. Ruhu müteessir, kelâmı esir bırakan. Sûz-i dîlin teşvik kamçısı. Mücmel ağrıları bütününe taşıyan… Gönül evini boşaltan ve dolduran, ne varsa hüzne dair büyük bir sesle… Sesini kısan, dahası dil ucundan peltekliğini kavuran. Zeminin devrik cümlelerinden seni kapı dışarı bırakan… İzale edilemeyen sanrılarda, bir varmış bir yokmuş masalına kandıran. Yarım kalmış harflerini sırr-ı aşka yazdıran. Hani /diyorum, gölgesiz duruyor duvarlar, gölgem/siz…
Köşelerden köşesizlik kapılıyor bu bahçede. Aşk Ustası defterime Dîvân’ından yazıyor
|
| Açtığı Konular: 0 | Yorum: 0 |
|
|
|
|
#2 Yazar: Mesken-i Ravza 7 Şubat 2012 02:08 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: 3.04.2011
|
| Grub : Editör
|
| Konu Sayısı: 111
|
| Yarum: 415
|
| MSN: --
|
|
...
--------------------
Bu sahrâda her şaşkına, Mecnun gibi bir öz gerek! Ermek için Hak aşkına, Erenlerden bir köz gerek!
"Dilsiz kulaksız sözün , can gerek anlayası..." |
| Açtığı Konular: 111 | Yorum: 415 |
|
|
|
|
#3 Yazar: Darussefa 7 Şubat 2012 09:45 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: 13.11.2010
|
| Grub : Editör
|
| Konu Sayısı: 1686
|
| Yarum: 1741
|
| MSN: --
|
|
Şahsıma:Benlik yolun kanseri.... |
| Açtığı Konular: 1686 | Yorum: 1741 |
|
|
|
| Bilgi |
|
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.
|
|
|
|  |  | | Haftanın Sohbeti |  |

[SOHBET İZLE]Osman Nuri Topbaş Hocaefendi : "Yüreğimizin Ulaştığı Her Yerden Mesulüz"
|
|
| Tasavvuf Sohbetleri |  |

[SOHBET DİNLE] Mahmut Zengin : "Allah Seni Bekliyor - Tevbeden Dönme! - Tövbe ve Gözyaşı"
|
|
| Görüntülü Sohbet |  |

[SOHBET İZLE] Ahmet Taşgetiren - 16.Bölüm - "Günaha Karşı Duyarlılık"
|
|
| Tefsir Dersleri |  |

[İZLE] Dr. Adem Ergül Tefsir Dersleri 2. Ders " Besmele "
|
|
| Fıkıh Dersleri |  |

[İZLE] Ahmet Hamdi Yıldırım 2. Ders "Temizlik - Abdest"
|
|
| Tasavvuf Dersleri |  |

[İZLE] Doç. Dr. Süleyman Derin "İhya Okumaları" 2. Ders
|
|
| Radyo Sohbetleri |  |

Fatih Çıtlak İle Tasavvuf Sohbetleri -Toplam 14 Bölüm- Her birinde Mârifetullah ikliminde aşk yağmurlarına tutulacağınız,uzun soluklu sohbetler
|
|
| Mesnevi Sohbetleri |  |

[İZLE] Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz " Mesnevi Sohbetleri " Toplam 23 Bölüm
|
|
| Haftanın Konusu |  |

*Doç. Dr. Fahreddin Yıldız'ın kaleminden :" Allah Elçisinin Örnekliği "
|
|
| Tasavvuf Dershanesi |  |

19. Ders "Nakşibendiyye büyüklerine göre Allah’a en çabuk vâsıl eden dört esastan biri=Sohbet "
|
|
| Anket |  |
| Dervişin Fikri olarak 4 yıldır aynı temayı (görünüm) kullanıyoruz.Sizce değiştirmelimiyiz? |
|
|
| Duyurular |  | |
|
 |
|