 |
| Sitedekiler |
 |
Şu An Çevrimiçi Olanlar:
Üye: 1
Arama Motorları: 3
|
| Googlebot | Yandex | | Baidu Spider |
Ziyaretçi: 17
Toplam: 21
Çevrimiçi Olan Son Üyeler:
Son 20 Üye: 20
Bedavacı Team
|
 |
|
| Takvim |
 |
| « Şubat 2012 » |
|---|
| Pt | Sa | Çr | Pr | Cu | Ct | Pz |
|---|
| | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 | | 20 | 21 | 22 | 23 | 24 | 25 | 26 | | 27 | 28 | 29 | |
|
 |
|
| Ruhuna El-Fatiha |
 |
Büyük Hak Dostu Aziz Mahmud Hüdayi Hz'nin Vefatı-16 Ekim 1628
|
 |
|
|
 |
 |
|
|
| Kategori: Makale - Araştırma
|
| Yorumlar (10)
|

Mevlâna der ki, "Aşk geldi. Damarımda, derimde kan kesildi; beni kendimden aldı, sevgiliyle doldurdu. Bedenimin bütün cüzlerini sevgili kapladı. Benden kalan yalnız bir ad, ondan ötesi hep o.." Uğruna bir ömür bağışlanan, yanıp yakınılan bu eşsiz sevgili. Allah'tır. Âşk'da Allah'a karşı aşırı sevginin kemale erişi, âşığın âşkta yok oluşudur. Gerçek ilhama mazhar olmuş, gerçek yokluğu zevk edinmişlerin en büyük arzusu ilâhî vuslat'tır. Mevlâna, bu yolun coşkun âşığıdır, aşktan doğmuş, aşkla yoğrulmuştur."Bizim peygamberimizin yolu âşk yoludur. Biz âşk çocuklarıyız; âşk bizim anamızdır," der ve hakiki diriliğin aşkta yok olmakla mümkün olabileceğini söyler "Aşksız olma ki ölü olmayasın. Âşkta öl ki diri kalasın.." Mevlâna'nın âşkı, ömrünün üç merhalesinde olgunlaşmış, bir ömür bu uğurda harcanmıştır. Mevlâna bunu bir beytiyle şöyle ifade eder: "Bütün ömrümün hülâsası şu üç sözden fazla değil: Hamdım, pişdim, yandım." Tahsil ve yetişme devresinin hamlığını Tebrizli Şems pişirmiş, ondan sonra yokluğu ile Mevlâna'yı yakmış, kavurturmuştur. Mevlâna'ya göre, gerçek âşığa aşktan başka herşey haramdır. İlâhi âşk ve ma'şuk herşeyin üstünde ve içindedir. İnsan, kendisini yoktan var edeni nasıl sevmez? Bu sevgi, aslında onun özündedir, herşeyin sonu ona varır. "Fîhi Mâ-fih" adlı eserinde şöyle buyurur: "Aslolan sevmektir. İnsan'ın mayasındaki bu duyguyu arıtmalı. açıklamalıdır. Bedenimiz bir kovan gibidir. Bu kovanın balı ne mumu da ilâhî aşktır..." Mevlâna'nın Şems'e karşı yakınlığı ve âşkı da budur: Şeyh Şelâhaddin ve Çelebi Hüsameddin'e olan aşk da bu.. Onlarda mutlak varlığın kemâlini, cemâlinde Allah nurlarını gören Mevlâna, gerçek âşkı. yani "Zât-ı ilâhiye"yi sembolleştirerek terennüm etmiştir. Mesnevi'sinde, "Hakiki maşuk olan Allah'dan başka bir temaşası bulunan âşk. âşk olamaz, saçma-sapan bir sevda olur" buyurdukları gibi, Mevlâna'daki âşk, tam anlamıyla ilâhi âşk'tır; başka hiç bir şey değildir ve olamaz. Mevlâna, coşkun âşkını Şems'in adında sembolleştirmiştir. Kendisinden yirmi yaş fazla 60-70 yaşındaki bu derviş, Mevlâna'da öz cevherini bulduğu ilâhî âşkı olgunluğa ulaştırmış, yokluğu ile de Mevlâna, O'nu âşkın sembolü yapmıştır. Bu sembol Allah'ın cemâl ve celalim imâ eder. Mevlâna, ezeli maşukun yüzünün aksını ve nurlu ışıklarını her yerde görür. Tebrizli Semseddinde bu nurlar; gören Mevlâna onu bunun için över. İlâhî vecdin verdiği mestligi, şarabın mestliğine benzetmiş, şarabı da âşk şarabı olarak sembolleştirmiştir. ilâhî âşkın, yakıcı sarhoşluğu bu.. Şiirlerindeki bağ, gül ve bülbül, hepsi de birer semboldür. Asıl maksat Allah'tır. Bir rubaisinde bunu şöyle dile getirir: "Başımı koyduğum her yerde secde ettiğim O'dur. Attı yönde ve altı cihet dışında Mâbud O'dur. Boğ, bülbül, semâ ve sevgili.. Hepsi bahane, maksat daima O'dur." İşte Mevlâna'daki âşk ve sevgili.. Çünkü o, herkesi seviyor, herkesi kabul ediyordu. Onca insanlar ceset ve kalıp itibariyle çok, fakat maya ve ruh bakımından tekli. Bir rubaisinde "Yine gel, yine gel.. Her kim olursan ol. yine gel.. İster kâfir ol, ister mecûsi, ister putperest. İster yüz kerre bozmuş o! tövbeni.." diyor ve ilâve ediyordu: "Umutsuzluk kapısı değil bu kapı. Nasılsan öyle gel.." Bütün bir insanlığı çağırıyor, aydınlık, nurlu kapısında, onlara gerçek yolu, Hak yolunu gösteriyordu. Bu çağrıya uyanlar, onun etrafında kümeleşiyor. hidayet yolunu seçiyorlardı. Bilgini, cahili, zengini, fakiri, köylüsü-kentlisi, sultanından çobanına kadar Mevlâna'nın kapısında, ona uyanlar arasındaydı. Bu ilâhî bir çağrıydı. Konya bir gönüller yurdu, âşıklar kabesı olmuştu. Nitekim bu çağrı Mevlâna devrinde de, Mevlâna'dan sonra da gönüllerde aksini bulmuş, onun mübarek türbesi, onu sevenlerin bir sığınağı, zıya retgâhı olmuştu. Artık simdi Mevlâna cağrılıyordu. Gecen yılların Mevlâna ihtifallerinde biz de Ona şöyle sesleniyorduk artık: Gel. yine de gel. yine de... Gel, cana can ver, imâna imân, Gel vuslatı hasretinden güç olan.. Dillerde senin adın. gönüllerde sen... Umutsuzlara umut, çaresizlere çare sen.. Her yüzde sen, her yönde sen. Ey köpük köpük aşk olup coşan Ey semâ semâ dökülen, taşan.. Gel.. Ölümsüzlük tahtından haber ver bize.. Bizi bizden al götür, O Mesnevi ummanına. O İlâhî aşk kervanına. Ey yılları yıllara ulayıp aşan, Ey nesillerden nesillere ulaşan.. Doyumsuz sevgine doymuyor ihvan.. Sulha, sükûna susamış cihan.. Yetiş imdada aman ey büyük dost.. Ey koca Sultan. Bir kerre değil asla, bin kerre gel. Yine de gel, yine de gel, yine gel. |
|
|
#1 Yazar: esra 4 Mart 2010 11:53 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: 14.01.2010
|
| Grub : Editör
|
| Konu Sayısı: 193
|
| Yarum: 1560
|
| MSN: --
|
|
ve mevlana derki...aşk bir hastalık degildir.. devam edin hocam..bugün olsun dinleyim can kulagıyla sizi...
Ne olur beni de kendine benzet. Beni de sen gibi yak!” Bunun üzerine Hz Şems, şöyle konuştu: “Sen zaten sevgi için seçilmişsin. Senin gönlünde bir aşk güneşi gizli. Şimdi bazı bulutlar ona perde oluyor. Eğer güneşin meydana çıkmasını diliyorsan, bütün bildiklerini unut ve bana tam teslim ol. Tıpkı toprağın çiftçiye teslim olduğu gibi… Zira aşk deryasında teslimiyet yelkeni açmadan yol alınmaz.” Hz Mevlânâ bu teklife bütün kalbi ile “Kabul!” dedi. Ve Hz Şems hemen ilk imtihanına başladı: “Öyleyse çarşıya git, bir şişe şarap al da, içelim… ” Hz Mevlânâ o güne kadar hiç içki içmemiş, daima içkinin haram olduğunu söylemiştir. Buna rağmen Hz Şems’in söylediğinde mutlaka bilmediği bir hayır vardır diye derhal çarşıya koşar. Bir şişe şarabı alır. Hızlı hızlı geri dönerken çarşının en kalabalık yerinde şişe birden elinden kayar ve yere düşer. Hz Mevlânâ kırılan şişenin başında öylece durur. Kalabalık başına üşüşür. Bir de bakarlar ki dökülen şaraptan etrafa mis gibi gül kokulan yayılmaktadır. Hz Mevlânâ anlar ki bu bir teslimiyet sınavıdır. Ve imtihanı kazanmanın sevinci içinde doğruca Hz Şems’ine koşar…
burda kaldım sizi beklemekten hocam....fakat siz dualarnızı eksik etmeyin tanımasakta sizi,bizim hakkımızdaki hüsnü zanlarınıza layıkmıyız???? hocamı talebeyi bulur talebe mi hocayı... içi boş....bihaber yada dolu fakat bulunmayı bekleyen gönüllere merhem olmanız.kifayetsiz kelimeler...yazılamayacak sözler...kalbinizin bize göre konuşması..biz bu ağırlıga dayanamayız ki...biz kaldıramayız dualarınızı çünkü kabımız dar hocam.... kalbi dua ve saygılarımla...
--------------------
Hissesizliğime acı,fenâdan yanmışım..Cefâdan yanmışım..Fenâdan yanmışım,fâniyim,âcizim...Âcizlerden yanmışım,kadirsin çek canımı bu acziyetten..Afviyetini nasib kıl kavlime.. Can tükenmek üzre, ey cân! Sekeratta elinden bir müjde,Estağfirullah..Estağfirullah,Estağfirullah El-azîm..Affet! .... Canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-iyar.... |
| Açtığı Konular: 193 | Yorum: 1560 |
|
|
|
|
#2 Yazar: Darussefa 4 Mart 2010 13:37 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: --
|
| Grub : Ziyaretçi
|
| Konu Sayısı: 0
|
| Yarum: 0
|
| MSN: --
|
|
yanılmıyorsam hoca talebeyi bulur.afff .bilsayar bozuldu.anlamıyorum teknolojiden. sınavdan sınava imtihandan imtihana fark vardır.ameller niyetlere göredir.doğru tektir yanlış çoktur.telafisi mümkün olmayan hadiseleri rabbim yaşatmasın.RABİA ADEVİYYA HZ.gibi sadece ve sadece kendi zatıyla hemdem eylesin.ilk önce rabbulalemin kendi nurunu yarattı.sonra o nurdan resulünün nurunu hepimiz biliyoruz o nurlar bölündü.sonra gözümüzün nurunu kalbimizin nurunu ve dilimizin nurunu hal böyle olunca [ gözümüzü zatından başkasına baktırmasın .kalbimizi kendinden başkasına meylettirmesin.dilimizide zikrinden gayrısıyle meşgul ettirmesin] sevgileride kendi uluhiyyetinde noktalandırsın.imtihanlarımızıda hafif eylesin .rabbim iki cihanda rezil rüsva eylemesin.başımızı öne eğdirmesin. Aşka teslim olmak güzelde............özür diliyorum yazamıycam. kalbim titredi. |
| Açtığı Konular: 0 | Yorum: 0 |
|
|
|
|
#3 Yazar: esra 4 Mart 2010 13:58 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: 14.01.2010
|
| Grub : Editör
|
| Konu Sayısı: 193
|
| Yarum: 1560
|
| MSN: --
|
|
bütün yorumlarınızla...imameyi yaktı ateş hocam..bizimde titredi kalbimiz... ........ duanıza amin deme cesaretini gösteremeyecek kadar aciz zavallı;yorumlarınıza layık olmak isteyecek kadarda umutluyuz....
--------------------
Hissesizliğime acı,fenâdan yanmışım..Cefâdan yanmışım..Fenâdan yanmışım,fâniyim,âcizim...Âcizlerden yanmışım,kadirsin çek canımı bu acziyetten..Afviyetini nasib kıl kavlime.. Can tükenmek üzre, ey cân! Sekeratta elinden bir müjde,Estağfirullah..Estağfirullah,Estağfirullah El-azîm..Affet! .... Canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-iyar.... |
| Açtığı Konular: 193 | Yorum: 1560 |
|
|
|
|
#4 Yazar: Darussefa 4 Mart 2010 14:00 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: --
|
| Grub : Ziyaretçi
|
| Konu Sayısı: 0
|
| Yarum: 0
|
| MSN: --
|
|
Sarp dağları aşarak, gelebilmek mesele!...
Gönülden masivayı silebilmek mesele!...
İnsan ilim öğrenir, herşeyi bildim sanır, asıl hüner kendini bilebilmek mesele!...
Sevgi için belki çok şeylere katlanır, Ferhat gibi dağları delebilmek mesele!...
Nefsine hoş gelene gönül verir seversin, nefsine zor geleni sevebilmek mesele!...
Ölmek elbet mukadder insan için velakin, asıl ölmeden evvel ölebilmek mesele!...
|
| Açtığı Konular: 0 | Yorum: 0 |
|
|
|
|
#5 Yazar: esra 4 Mart 2010 14:04 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: 14.01.2010
|
| Grub : Editör
|
| Konu Sayısı: 193
|
| Yarum: 1560
|
| MSN: --
|
|
asıl ölmeden evvel ölebilmek mesele!... ALLAHU EKBER....lütfen devam edin....
--------------------
Hissesizliğime acı,fenâdan yanmışım..Cefâdan yanmışım..Fenâdan yanmışım,fâniyim,âcizim...Âcizlerden yanmışım,kadirsin çek canımı bu acziyetten..Afviyetini nasib kıl kavlime.. Can tükenmek üzre, ey cân! Sekeratta elinden bir müjde,Estağfirullah..Estağfirullah,Estağfirullah El-azîm..Affet! .... Canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-iyar.... |
| Açtığı Konular: 193 | Yorum: 1560 |
|
|
|
|
#6 Yazar: Darussefa 4 Mart 2010 14:04 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: --
|
| Grub : Ziyaretçi
|
| Konu Sayısı: 0
|
| Yarum: 0
|
| MSN: --
|
|
Mâşıta Hatun
O, firavun’un kızının hizmet karıydı. Bir gün firavun’un kızının saçlarını taramak için tarağı alırken besmele çekti. Kız bunu duydu, hemen koşup babasına haber verdi. Firavun hemen maşita hatunu yanına çağırtıp ondan hesap sordu. O, içindeki iman heyecanıyla cesur bir şekilde firavuna:
“-sene bizim gibi bir fanisin! Nasıl olurda tanrı olabilirsin?”dedi.
Firavun buna çok öfkelendi:
“-demek sende musaya iman ettin, ona tâbî oldun, öyle mi?” dedi.
Ardından maşıta hatuna işkence yaptırmaya başladı. Fakat maşıta hatun, her şeye rağmen tevhid akidesinden dönmüyordu. Bunun üzerine onun beş yaşındaki kızını gözünün önüne getirdiler:
“-eğer firavunun tanrılığını kabul etmezsen, kızının gırtlağını keseceğiz!” diye tehdit etiler.
Maşıta hatun yine imanından dönmedi. Nihayet kızını gözlerinin önünde katlettiler ve kanlarını da maşıta hatunun yüzüne sürdüler. O hala büyük bir aşk ve vecd içinde:
“-Allah birdir! Allah birdir! Musa onun resulüdür!” diyordu.
Firavun ve avânesi, bu duruma iyice sinirlendiler. Bu sefer onun üç aylık çocuğunu getirdiler. Açlıktan ağlayan bebeği annesine doğru uzattılar. Çocuk süt emmek için annesinin göğsünü aramaya başladı. Hemen geri çektiler ve:
“-eğer davandan ine vazgeçmezsen, bu çocuğu da fırına koyacağız!” dediler.
Maşıta hatun, bu acıya da sabrederek imanından vazgeçmedi. Bir rivayete göre de çocuk ateşlerin arasında dile gelip de şöyle demiştir:”-Anneciğim! Sakın imanından vazgeçme, sabret! Cennet ile senin aranda bir adım mesafe kaldığını görüyorum!”
Bu sözü duyanların çoğu Hz. Musa’ya iman ettiler.
Nihayet maşıta hatun şehit edildi. O da cennete yavrularının yanına gitti.
Bir hadis-i şerifte maşıta hatunla ilgili şöyle buyrulmaktadır:
Übey bin ka’b (ra) nın anlattığına göre rasulullah s.a.v miraç gecesinde bir hoş koku duymuş ve:
“ey Cebrail, bu güzel koku da nedir?” diye sordu.
Cebrail a.s da şöyle buyurdu:
“bu maşita hatun’un, iki çocuğunun ve kocasının kabir kokusudur |
| Açtığı Konular: 0 | Yorum: 0 |
|
|
|
|
#7 Yazar: esra 4 Mart 2010 14:07 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: 14.01.2010
|
| Grub : Editör
|
| Konu Sayısı: 193
|
| Yarum: 1560
|
| MSN: --
|
|
Ateş olmak hostur amma; Yanık olmak başkadır başka... size yoldaşım bugün ...
Aşıkların sevinçleri de, kederleri de Hak'tır. Hizmetleri de, hizmetlerine karşılık aldıkları da Hak'tır. Bir âşık, sevgilisinden başkasını seyre dalarsa, o gerçek âşık değildir. Onun aşkı boş bir sevdadır. Aşk öyle bir ateştir ki, alevlenince, sevgiliden başka ne varsa, hepsini yakar, yandırır. "LA" kılıcı,Hak aşkından başka ne varsa,hepsini keser,silip süpürür.Bir bak da gör, "LA" (YOK) dan sonra ne kalır?Ancak, "İLLALLAH" kaldı,hepsi gitti.
--------------------
Hissesizliğime acı,fenâdan yanmışım..Cefâdan yanmışım..Fenâdan yanmışım,fâniyim,âcizim...Âcizlerden yanmışım,kadirsin çek canımı bu acziyetten..Afviyetini nasib kıl kavlime.. Can tükenmek üzre, ey cân! Sekeratta elinden bir müjde,Estağfirullah..Estağfirullah,Estağfirullah El-azîm..Affet! .... Canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-iyar.... |
| Açtığı Konular: 193 | Yorum: 1560 |
|
|
|
|
#8 Yazar: Darussefa 4 Mart 2010 14:21 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: --
|
| Grub : Ziyaretçi
|
| Konu Sayısı: 0
|
| Yarum: 0
|
| MSN: --
|
|
yavuz sultan süleyman mısır seferine çıkıyor orya vardığında çadırını kurduruyor sultan sultanın çadırının temizliğini yapan kadınlar var onlardan birtanesi birgün temizlik yaparken sultanı görüyor ve sultana aşık oluyor ama nasıl bir aşk yakıyor kadıncağızı ne yapayım derdi düşüyor içine ben bunu sultana nasıl söylerim düşünün koca sultan celadetli birde aklına birşey geliyor bir kağıda DERDİ OLAN NEYLESİN yazıp sultanın yastığının altına koyuyor ve akşam sultan yatağında yastığının altında bu yazıyı görüyor ve karşılık yazıyor DERDİ OLAN SÖYLESİN yazıp oda yastığın altına koyuyor ertesi gün kadın temizliğe geldiğinde bu yazıyı görüyor tabi içinde bir heyacan bir ümit var ama çakinceli sonuçta karşısındaki koskaca yavuz sultan han var bu sefer kağıda YA ÇEKİNİYORSA yazıp yine yastığın altına koyuyor akşam sultan bu yazıyı görüyor ve cevap yazıyor ÇEKİNMESİN SÖYLESİN sabah kadıncağız bu yazıyı görüyor bu sefer tamam söyleyeceğim deyip cesaretini, topluyor sultan çadırına girerken SULTANIM diyor yavuz sultan han BUYUR diyor kadıncağız sultanın buyur demesiyle bile heyacanlanıyor titremiye başlıyor kalp atışları hızlanıyor celadetli padişah yavuz han kadına BUYURSANA KADIN diyor kadın bu ses karşısında hiç birşey diyemiyor ve oracıkta yığılıp kalıyor tabi yavuz sultan han durumu anlıyor o yazıları bu kadının yazdığını anlıyor ve bu tablo karşısında yanındakilere şunu söylüyor HAKİKİ AŞIK SEVDİĞİNİN YANINDA KALBİNİN DURACAĞI HALE GELENDİR DİYOR acaba fani bir mahbup karşısında bile bu ruh haletine giriliyorsa hakiki mahbup olan sultanlar sultanının karşısında ne olunur |
| Açtığı Konular: 0 | Yorum: 0 |
|
|
|
|
#9 Yazar: esra 4 Mart 2010 14:26 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: 14.01.2010
|
| Grub : Editör
|
| Konu Sayısı: 193
|
| Yarum: 1560
|
| MSN: --
|
|
bende takat kalmadı artık....kabımız hakkaten dar.... darüssefa hocam... gemi fırtına yüklü.dinecek elbette deryamız var..... sabretmek....te aşıyor bizi... [ gözümüzü zatından başkasına baktırmasın .kalbimizi kendinden başkasına meylettirmesin.dilimizide zikrinden gayrısıyle meşgul ettirmesin AMİN AMİN AMİN.....
--------------------
Hissesizliğime acı,fenâdan yanmışım..Cefâdan yanmışım..Fenâdan yanmışım,fâniyim,âcizim...Âcizlerden yanmışım,kadirsin çek canımı bu acziyetten..Afviyetini nasib kıl kavlime.. Can tükenmek üzre, ey cân! Sekeratta elinden bir müjde,Estağfirullah..Estağfirullah,Estağfirullah El-azîm..Affet! .... Canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-iyar.... |
| Açtığı Konular: 193 | Yorum: 1560 |
|
|
|
|
#10 Yazar: Darussefa 5 Mart 2010 13:26 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: --
|
| Grub : Ziyaretçi
|
| Konu Sayısı: 0
|
| Yarum: 0
|
| MSN: --
|
|
Aşk-ı Gönül Dikensiz gül gibi görsede gönül, Ümidi acıyla bilemektir aşk. Kapanınca birgün bütün kapılar, Vuslatı ahrette dilemektir aşk. Kıvrımlı, upuzun öyle bir yol ki, Asırlar, içinde noktadır sanki. Belki Züleyha’dır, Yusuf’tur belki, Belki de beyhude bir emektir aşk. Aça dursun bir gül hasret çölünde Bülbülün nabzıdır atar gülünde, Göçmen kuş misali yarın gönlünde, Birkaç günlüğüne tünemektir aşk. Kurşun geçmez, kılıç kesmez hasreti, Yaşamayan anlatamaz gurbeti, Bazen bir ömürdür aşkın diyeti, Eceli yürekte belemektir aşk. Âşığın her zaman böyledir hali, Mecnun’u var eden Leylâ hayali, Bîsütün önünde Ferhat misali, Dağları kalburla elemektir aşk
|
| Açtığı Konular: 0 | Yorum: 0 |
|
|
|
| Bilgi |
|
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.
|
|
|
|  |
 |
| Haftanın Sohbeti |
 |

***YENİ*** [SOHBET DİNLE] Osman Nuri Topbaş Hocaefendi: "Halin İyi Olabilmesi İçin Dikkat Edilecekler 2. Bölüm "
|
|
| Görüntülü Sohbet |
 |

*** YENİ *** [SOHBET İZLE] Ahmet Taşgetiren - 10. Bölüm : " İslam'ın Şartları "
|
|
| Fıkıh Saati - Sesli |
 |

Sual: "Babanın verdiği para ile açılan marketin miras hukuku açısından durumu"
Sual: "Boşanmış Ailelelerde Çocukların Yaş ve Cinsiyete Göre Durumu"
|
|
| Haftanın Konusu |
 |

***YENİ*** " Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir'in kaleminden içinde bulunduğumuz Rebiulevvel ayına uygun bir muhabbet aşısı : " Bir Nefes Ümit "
|
|
| Tasavvuf Dershanesi |
 |

12. Ders Müridin Aile İçinde Riâyet Etmesi Gereken Âdâbı
|
|
| Duyurular |
 |
|
|
| Anket |
 |
| Dervişin Fikri içeriğinde en beğendiğiniz bölüm hangisidir? |
|
|
 |
|