Ana Sayfa  |  İletişim  |  RSS 2.0
Kullanıcı Paneli
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Kayıt Ol | Şifremi Unuttum?
Arama :
     
Ana Sayfa

Ana Menü

Sohbetler Menu

İslâmî İlimler Menu

Kısa Mesaj - Üyeler İçin
Misafirlerimiz
Sitedekiler
Şu An Çevrimiçi Olanlar:
Üye: 0
Yok.

Arama Motorları: 3
GooglebotBaidu Spider
Yandex

Ziyaretçi: 5
Toplam: 8

Çevrimiçi Olan Son Üyeler:
Son 20 Üye: 20
can ali cihan talebesi
Darussefa eslem
feride fureyzi
gönül_alemi Kaplumbaga
KARTAL1903 kılınç
muhammetali Nur
pdxwim Sail Dervis
SAKALLI swot
talebe tıfıl
Yabani bahçenin sahte çiçeği Âdi

Bedavacı Team
Son Yorumlar
Yazar: Âdi, Konu:
Aciz Bir Hamakat
Yazar: Âdi, Konu:
20.DERS''RABITA''
En Çok Okunanlar
» Güya:( .....sükun.....
» Aşkın Acep Halleri Var. ...
» Derviş olmak; devrilmiş ...
» Hadi Bakalım Buda Bizde ...
» Dervişin Fikri 5 Yaşınd ...
» Acemaşiran Ney Taksimi
» Bu Dergahta Yananlar Va ...
» Şerîat - Tarîkat - Hakî ...
» 5. Yılımıza Yenilikler ...
» [SOHBET -DİNLE] Mahmut ...
En Son Eklenenler
» Aciz Bir Hamakat
» Sıkı Tut Ellerimi Bırak ...
» Özlemek mi istiyorsun ?
» Bir Kâse Bal...
» SON 3 GÜN "5. Yıldönüm ...
» Çiz Beni Hattat!
» ALLAHU TEALA ,Kimlerle ...
» 20.DERS''RABITA''
» Eski Toprak
» Yazıyorum İşte... [Gece ...
Rasgele Konular
» GÖREVİNE RAZI OLMA
» Derdini Büyütme...!
» Ömer Tuğrul İnançer ile ...
» Nesillerimiz Bize Emane ...
» ASK-I GÖNÜL
» Senin Gibi Olmak Bize Z ...
» Sen Olsan Ne Yapardın?
» Seni Andım Dün Gece
» Çak görüp göğsümü kılma ...
» Mesut Kurtis
Radyo
Reklam
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 

Ruhuna El-Fatiha
Büyük Hak Dostu
Aziz Mahmud Hüdayi Hz'nin
Vefatı-16 Ekim 1628
 

İnsan beyni, değirmentaşına benzer…
Paylaş
  Kategori: Makale - Araştırma
  Yorumlar (9)

Sürükleyici....

 İnsan beyni, değirmentaşına benzer…

Ciğerler oksijenle, mide yiyecek ve içeceklerle beslenir. Ruhun gıdası ise, insanın en zor cevapladığı sorulardan biridir. Ruhu müzikle doyurmaya çalışanlarda var, ibadetlerle huzur bulanda. Hiçbir şekilde ruhunu doyuramayanlar, yaşadığımız yüzyılın en büyük sıkıntılarından biri olsa gerek. Sakinleştirici ilaçlarla ayakta kalanlar, alkolikler, ruh hatsallığına yakalananlar vs. Konumuz ruh değil, beyin. Beynin gıdası nedir?
Bilgi girmeli beyne. Okumak besler insan beynini. Okumak, buğday tanelerinin değirmentaşları arasına atılması gibidir… Her kitap, bir buğday tanesi gibidir… Zor yetişir… Ancak hayatı gıdamız olan, ekmeği elde edebilmek için buğdayın yetiştirilip un haline getirilmesi şarttır.
“Bir buğday tanesi nasıl oluşur?” sorusunun cevabı ile, “Bir kitap nasıl yazılır?” sorusunun cevabı birbirine yakındır. Önce tohum ekilir… Sonra o tohumun yeşermesi, sulanması, yaban otlarından temizlenmesi gerek.
Bir buğday tanesine verilen emek gibi emek verilir her kitap için. Bu emeğin yoruculuğunu da tadını da zihinsel sancı çekenler bilir. Kitapların oluşum sürecini anlatmak için kaleme almadım bu yazıyı. Zor meydana gelen bilgiyle, beyni beslemenin önemi anlatmak istiyorum.
Öğrenme durunca beyin duruyor!
Beyne giren bilginin insan üzerinde ki etkisi, gözle görülen bir şeydir aslında. Kıyafetin rengi, ayakkabının boyası, saçın şekli gibi, ilk bakışta gözle görülecek kadar somut olmasa da, bilgi insan üzerinde görünür. İnsanın konuşma biçimi, konuştuğu konular, ilgi alanları, güldüğü ve ağladığı her şey, bilgiyle ölçülür.
Bu konuya kafa yorarken, kendi arkadaşlarımdan birisi dikkatimi çekmişti. Lise yıllarında çokça beraber olduğumuz, birlikte çok gezip vakit geçirdiğimiz bir arkadaşımın, değişmeyen tavırları dikkatimi çekti.
1992 – 1993 Eğitim yılında, İmam Hatip Lisesi son sınıfta, birlikte öğrenciydik o arkadaşımla. Yaş olarak bende bir yaş büyük, kasları güçlü, yumrukları çok sert bir arkadaşımdı. Lise çağlarının getirdiği delilikleri de, bazen birlikte yaşardık. Birlikte gezdiğimiz gibi birlikte kavgalara da karışırdık.
Bir gün, ben bir kavgaya karıştım. Birkaç kişiden dayak yedim. Sonra biz onları dövmeye çalıştık vs. Bu süreç genelde böyle işler. En son dayağı ben yiyecektim. Beş altı kişilik bir grupla, beni dövmek için okulumuzun önüne gelen o gençleri, benim sınıf arkadaşım görmüş. Neyi beklediklerini sorunca, kavga etmek için geldiklerini anlamış. Dövmek için beni beklediklerini öğrenince, iyice sinirlenmiş. “Siz kim oluyorsunuz ki, benim okulumun önünde, benim en iyi arkadaşlarımdan birisini dövmek için beklesiniz? Ben varken Sait’e kimse dokunamaz. Dağılın buradan yoksa karşınızda beni bulursunuz!” diyerek hepsini okulun önünden uzaklaştırmış. O arkadaşımın hem kasları hem çevresi güçlü olduğu için, beni dövmek için bekleyen gençler dağılmışlar.
Bu olayı bana birkaç gün sonra anlattı.”Seni okul kapısında çok kötü dövecektiler, ben kurtardım! Haberin olsun!” dedi. Benim olaydan haberim yoktu. Kendisine teşekkür ettim.
Aslında yaşadığımız olay bundan ibaretti. Aradan yıllar geçti. Ben 1996 yılında liseyi okuduğum ilçeden ayrıldım. İstanbul’a geldim. Üniversiteyi bitirip öğretmenliğe başladım. Her yıl bir veya iki defa memlekete mutlaka uğrarım. Lise arkadaşlarıma ve gençlik yıllarımda ki dostlarıma karşı vefalı olmayı sevdiğimden, arkadaşlarımı da ziyaret etmeye çalışırım.
Beni dayak yemekten kurtaran o arkadaşımı da, her gidişimde ziyaret eder, birkaç bardak çayını içerim. Ancak ne zaman yanına gitsem, ikinci çayımızı içerken, “Hatırlıyor musun? Seni bir gün çok kötü dövecektiler, ama ben kurtardım!” diyor. Bir sene sonra tekrar çay içerken, aynı cümleyi yine kuruyor. Başka bir arkadaşla kendisini tanıştırsam, biraz muhabbet ettikten sonra, “Okulda Sait’i bir gün çok kötü dövecektiler. Dayaktan ben kurtardım!” diyor.
Yazarlığa başlayıp, kitaplar yayınlamaya başlayınca, yayınladığım kitapları duymuş beni dayaktan kurtaran arkadaşım. Bana telefon açtı. “Ya Sait, senin kitap yazdığını duydum. Şunlardan bana gönderde bir bakayım” dedi. Bende hemen gönderdim. Birkaç ay sonra memlekete gittiğimde, “Benim kitapları okudun mu?” diye merak edip sordum. “Yok okumadım!” dedi. “Senin gönderdiğin kitapları, evdeki dolabın camlı kısmına koydum. Gelen misafirlere gösteriyorum. ‘Bu kitabın yazarı benim sınıf arkadaşım. Bir gün bu yazarı dövecektiler. Dayak yemesine ben engel oldum’ diyorum” dedi.
Aslında yaşadığımız bu olay, birçok lise arkadaşının yaşadığı olaylardan farklı değil. Lise arkadaşlarıyla genelde lise hatıraları konuşulur. Ancak benim dikkatimi başka bir şey çekmişti. Sınıf arkadaşım, liseden sonra eline ne kitap ne kalem aldı. Evlilik, iş-güç derken yaşı kırklara gelmişti. Yaş ilerlemiş, saçlar beyazlamaya başlamış, yüzümüzde kırışıklar belirginleşmeye başlamış olmasına rağmen, o arkadaşımda değişmeyen tek şey, konuştuklarıydı. Liseden sonra beynine bilgi girişi durmuştu. Öğrenme durunca, beyinde durmuş.
Liseden sonra kafasına yeni bir bilgi girmediği için, konuşacak yeni bir şeyi olmayan o kadar insan tanıyorum ki. “Öğrenme durunca beyin duruyor!” gerçeğini fark ettim. Bu gerçek sadece lise mezunları için geçerli değil. “Bizim zamanımızda böylemiydi?” diye başlayan herkes için geçerlidir. Kendi zamanlarında kalmışlar. Maalesef birçok öğretmende de aynı takılmayı görüyorum. “Bizim öğrenciliğimizde böylemiydi?” diye söze başlayan öğretmen, kendini geliştirmemiş, kendini yenilememiş demektir.
Bu yazıyı yazmama sebep olan ve yazıya da başlık olarak attığım o güzel sözle bitireyim. İnsanın beyni değirmentaşına benzer, içine bir şey atmazsanız kendi kendini öğütür.

Sait ÇAMLICA

       
#1 Yazar: nefes                                                                                                                 30 Haziran 2011 09:36 | MSN: --
Kayıt Tarihi: 6.05.2010
Grub : Yönetici
Konu Sayısı: 1519
Yarum: 1738
MSN: --
İnsan beyni, değirmentaşına benzer…

Benzetmeye hayran kaldım...
Açtığı Konular: 1519 | Yorum: 1738    

#2 Yazar: Kaplumbaga                                                                                                                 30 Haziran 2011 11:59 | MSN: --
Kayıt Tarihi: 16.10.2010
Grub : Yazar
Konu Sayısı: 42
Yarum: 442
MSN: --
Her okuma, her araştırma, her gözlemleme ve bunlara bağlı her uygulayış insanı yeniler. Yenilenen insan ise daima gençtir; bu gençlik ruhen olduğu gibi, çoğu kez bedene bile yansır.

Kendini yenileyemeyen insanlardır işte çocuklarıyla ve yeni nesille iletişim bozukluğu yaşayanlar; "kuşak çatışması" denen şey de kendini yenileyemeyen insanların yaşadığı bir şeydir. Yoksa kuşağın bir suçu yoktur burada.

Değirmene değil de, yolculuğa benzetirim ben bu süreci. Zaten her şey bir yol ve yolcu değil midir bu hayatta?

Bu yolculuk içinde en son on yıl önce kitap okuyan bir kimsenin motoru on yıl önce stop etmiş demektir. On yıl sonraki çocuğuyla da bu yüzden yeterince anlaşamaz. BUrada suç çocuğun değil, on yıl önce motoru duran o şahsındır.

Karı koca arasındaki ilişkinin düzeyi de çoğu kez buna bağlıdır. Meselâ on yıl önce evlilik hayatına başlarken yolun aynı yerinde bareberce yanyana durmuşlarken, ilerleyen yıllarda birisi bilgi (=buna bağlı yaşayış) yoluyla kendisini geliştirirken, eşi yerinde sayıyorsa, ileride problemlerin çıkacağı ve belki de yolların ayrılacağı kaçınılmazdır.

Sorarlar bu yüzden çatışma yaşayan ve ayrılan eşlere:

-E, sen bilmiyor muydun, fark etmedin mi evlenmden öne?

Kolayca fark edilecek bir şey değildir ki bu. Evlenirken ya aynı, ya da yakın konumdaydırlar. Ne bilsin eşinin motorunun evlendikten duracağını?

Bu yüzden çift motor değil de tek motorla evlilik yürütülmeye çalışılır.

Düşen uçakların çoğu da tek motorlu olanlardır bu yüzden.

Açtığı Konular: 42 | Yorum: 442    

#3 Yazar: nefes                                                                                                                 30 Haziran 2011 12:36 | MSN: --
Kayıt Tarihi: 6.05.2010
Grub : Yönetici
Konu Sayısı: 1519
Yarum: 1738
MSN: --
birbirinin eksikliği var diye eşler birbirini atmamalı...
En büyük vazife beylerindir bu noktada...Ailesine ilmi ne pahasına olursa olsun verme çabasında olmalıdır,bıkmadan yılmadan...
Sizin tabirinizle''eşinin motoru''eskidi yahut yenilemedi diye yarı yola konulup terk edilmez...
Ne yapıp etmeli tamir etmelidir.Bu da sevgiliyle olur galiba...
Birbirine yoksa eşlerin saygısı,ne ilim fayda eder nede başka bir şey...Eşler arasında yarış olmamalı_
''sen daha bilgilisin,kendini geliştirmişsin'' vs...gibi... Kapatmalı birbirlerinin eksiklerini...Yılmadan bıkmadan seviyorsa kapatmalı...
...............
Karı koca arasındaki ilişkinin düzeyi de çoğu kez buna bağlıdır. Meselâ on yıl önce evlilik hayatına başlarken yolun aynı yerinde bareberce yanyana durmuşlarken, ilerleyen yıllarda birisi bilgi (=buna bağlı yaşayış) yoluyla kendisini geliştirirken, eşi yerinde sayıyorsa, ileride problemlerin çıkacağı ve belki de yolların ayrılacağı kaçınılmazdır.
..............
yollar şu yukarıda söylediğiniz şey için ayrılmamalı...hanGi eş doğru düzgün ilerleme yapmış da onunda eşi yarı yolda kalmış kaplumbağa kardeş...Varsa kusur kendinde aramalı demek ki öğretme bilgisine daha ulaşamamış...Öyleyse neyleyim böyle ilmi,öğretemedikten sonra...
YAŞAYAN ÖĞRETİR,YAŞAYAN İŞLETİR KARŞISINDAKİNE,TARZIYLA DURŞRUYLA VERİR...GÖSTERMELİK BİLGİLER FAYDA ETMİYOR...
Açtığı Konular: 1519 | Yorum: 1738    

#4 Yazar: Kaplumbaga                                                                                                                 30 Haziran 2011 16:16 | MSN: --
Kayıt Tarihi: 16.10.2010
Grub : Yazar
Konu Sayısı: 42
Yarum: 442
MSN: --
Size katılıyorum elbette nefes kardeşim.

Ancak bazen kimi "hastalar" tedavi kabul etmezler; çünkü hasta olduklarına inanmazlar. Çocuk değillerdir ki zorla ilaç içiresiniz.

Üstüne üstlük motoru duran bu kişiler bir de çevrenin dolduruşuyla yanlışlar yapmaya başlamışsa ve siz ne yapsanız da durduramıyorsanız onu... Çünkü motoru duran insanlar ve buna benzer kendini geliştirmeyen herkes etkilenmeye açık insanlardır. Bunları etkileyiciler de her zaman iyi niyetli olmuyor maalesef. Allah muhafaza...

Yoksa insan muti bir hastayla bile bir ömür geçirebilir.
Açtığı Konular: 42 | Yorum: 442    

#5 Yazar: nefes                                                                                                                 30 Haziran 2011 16:31 | MSN: --
Kayıt Tarihi: 6.05.2010
Grub : Yönetici
Konu Sayısı: 1519
Yarum: 1738
MSN: --
:) İçinizde ki sizi kemiren şu derdin ucundan kıyısından yakalamış gibi hissediyourm kendimi kaplumbağa kardeş..

Birde naçizane şunu farkettim cüretimi affedin,elinizdekini sevmeme bahane arar gibisiniz...Verici olmamaya yeminli sanki...
Kimi hasta tedaviyi kabul etmese de sevildimi baş ucunda ölene kadar beklenir,çıtınız bile çıkmaz..Çocuk değillerdir belki ama siz hissettirmeden yapın çocuk muamelesini..Bilmiyorum belki yanlışım ama hayat ortağımı yarıda bırakmaya pekde niyetim yok,olanca dolduruşa gelmesine rağmen diyelim,verdiğiniz örneğe mukabil...
MOtoru duran insanlar çevrenin dolduruşuyla yanlışlar yapar evet haklısınız;ama motoru çepe çevre sarmak korumak kollamak her adımını takip etmek zorundasınız eğer SEVMEYE NİYETİNİZ VAR ise...
Ne zor değilmi şu yalan dünyanın ....oyunlarıyla uğraşmak zorunda kalmak...Yukarıda yazdıklarım yıpratıyor belki insanı ama,ucunda hak rızasını gözetliyorsanız inanın değiyor...O HERŞEYİ GÖREN,DUYAN VE BİLEN...
*******
Üstüne üstlük motoru duran bu kişiler bir de çevrenin dolduruşuyla yanlışlar yapmaya başlamışsa ve siz ne yapsanız da durduramıyorsanız onu... Çünkü motoru duran insanlar ve buna benzer kendini geliştirmeyen herkes etkilenmeye açık insanlardır. Bunları etkileyiciler de her zaman iyi niyetli olmuyor maalesef. Allah muhafaza...

*********
Şu cümlenizi öyle yürekten anlıyorum ki tahmin bile edemessiniz...Nefes alamıyorum sanki okurken yaşıyor gibi oluyorum....
Ama herşeye rağmen hastanızla ilgilenin farkettirmeden çocuk muamelesi yapın ne olur!!!
Affola bu gün çenem düştü...Beni anladığınıza eminim.biraz gayret,yıkım yapmadan evvel...
İnsan yeter ki istesin vallahi her şeyi yapıyor!!!
Açtığı Konular: 1519 | Yorum: 1738    

#6 Yazar: esra                                                                                                                 30 Haziran 2011 18:33 | MSN: --
Kayıt Tarihi: 14.01.2010
Grub : Editör
Konu Sayısı: 194
Yarum: 1567
MSN: --
takip ediyorum aranızdaki hasbihalleri, wink çokta neşemizi yerine getirdi...her söylediğinizdeki çıkarımlarımı size anlatamam...,


burdan yorum yapıp cevaplıyorum smile
ALLAH RAZI OLSUN

AMA LÜTFEN DEVAAAAAMMM....!(Devamı yok mu?)


--------------------
Açtığı Konular: 194 | Yorum: 1567    

#7 Yazar: Kaplumbaga                                                                                                                 30 Haziran 2011 22:00 | MSN: --
Kayıt Tarihi: 16.10.2010
Grub : Yazar
Konu Sayısı: 42
Yarum: 442
MSN: --
Madem ki esra kardeşimiz çıkarımlarda bulunuyor ve devam etmemizi istiyor; devam edelim o zaman. :))

İçimde beni kemiren bir şey yok nefes kardeşim; lütfen buna inanın!

Siz zannediyorsunuz ki kendi özelimden, daha açık söylemek gerekirse eşimle yaşadığım ayrılık acısıyla bunları yazıyorum. Eğer anladığınız buysa yanılıyorsunuz gerçekten. O hikaye biteli çok oldu, on beş sene; üzerine başka hikayeler yazıldı. Yırtıldı atıldı, tekrar yazıldı...

Benim burada anlatmak istediğim toplumsal bir yaranın tahlili. Elbette ben de, geçmişteki benim ailem de toplumun bir parçası olduğuna göre tahliller beni de bağlar. Ama çıkış noktası ben ve ailem değil; burada anlaşalım lütfen!

Ailevi problem yaşayan arkadaşlara hemen her zaman bahsettiğim şeyler bunlar. Hatta daha bir kaç gün önce Face'de buna benzer bir konuya değinmiş; eşler arasında kaybolan sevgi ve aşkı yeniden kurabilmek için İslam ve inanç temelinde buluşmalarını, kurtuluş reçetelerinin kesinlikle inanç içerisinde ve tam bir İslami aile modeliyle kurtulabileceğini belirtmiştim. Örneklemeye de giderek namazlarını birlikte ve mümkünse cemaat olarak kılmalarını söylemiştim. Çünkü eşlerin birlikte ibadet etmeleri kadar onları birbirlerine bağlayan başka bir şey yoktur. Hele de o gece namazı olursa...

İşte tam da burada benim evliliğimi sorguladığını duyar gibi oluyorum nefes kardeşim. Maalesef ben çok istememe ve çok uğraşmama rağmen eşimle birlikte pek fazla namaz kılmadım. Hele hele sabah namazını hiç kılamadım. Namaza kaldırmaya gücüm yetmiyordu ki...

Ha eşim mi? Tahsili mi?

Söyleyeyim. Üç yıl Kur'an kursunda okuduktan sonra, üç yıl da İmam Hatip'de okudu.

Eğer bir yaradan bahsediyorsan nefes kardeşim işte burası benim yaram. Bu yüzden yeni evlilik arayışlarımda eşimin kesinlikle dindar ve mümkünse cemaatimin bir üyesi, hem de aktif bir üyesi olmasını istiyorum. Ve onunla birlikte gece namazlarında buluştuğumuzu düşlüyorum; birlikte secdeye gittiğimizi, birlikte el açtığımızı... Çünkü karı koca arasındaki gerçek aşkların da buralardan besleneceğini düşünüyorum.
Açtığı Konular: 42 | Yorum: 442    

#8 Yazar: esra                                                                                                                 30 Haziran 2011 23:01 | MSN: --
Kayıt Tarihi: 14.01.2010
Grub : Editör
Konu Sayısı: 194
Yarum: 1567
MSN: --
...

tamamda no AF..
talepte bulunmanın sonucu ince sızıymış..yine düşünmeden yazdım af..

eslem hocam siz ne dersiniz şimdi.... feel bir toparlayıcı gerek...

söz/süz kaldık...dua ederiz!


--------------------
Açtığı Konular: 194 | Yorum: 1567    

#9 Yazar: nefes                                                                                                                 1 Temmuz 2011 10:48 | MSN: --
Kayıt Tarihi: 6.05.2010
Grub : Yönetici
Konu Sayısı: 1519
Yarum: 1738
MSN: --
:)Şimdi az çok toparlamaya çalışırsak;

Sayın kaplumbağa hocam inanın şahsi özel yaşantınızı kast etmemişdim.Sizi kemiren dert der iken toplumsal bir yara olarak baktığınızı düşünüyordum...Benim böyle bir kaç yaram vardı da onun için öyle zan ettim...Affınıza sığınırım tekrar size üzüntü verdi isem...


Gelelim bir kaç cümle cevaba...Aslında bu konu çok uzar ,pekde uzlaşacağımıza kanattim yok ama...:)Aslında ikimizde,göz ardı ediyoruz bazı şeyleri ayrı mevzu...
Sözün kısası eksik olan kaçırdığınız bir kaç nokta var .Birlikte seccadede el açmakla aşk beslenmiyor...Ayrı konular.İki yürek zıt kutupta olsa dahi biri diğerini çektimi gerisi gelip bir şekilde besleniliyor.sonra o sen sen o oluyor...Senin halin o oluyor..Bir taraf mutlaka çok güçlü olmalı...
Belki zor anlayabilirsiniz kadınsal bir bakış diyebilirsinzi adına .Tamamen şahsi görüşüm.Huy deyin siz...
Neyse size bir sır hocam;
hayatı bazen her şeyiyle silip yaşamayı öyle çok istiyorum ki,fakat başka derin huzur verici şeyler çekiyor geriye...
Tekrar affınıza sığınırım dua ile...
Açtığı Konular: 1519 | Yorum: 1738    

  Bilgi

Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.




Haftanın Sohbeti

[SOHBET İZLE]Osman Nuri Topbaş Hocaefendi : "Yüreğimizin Ulaştığı Her Yerden Mesulüz"
Sohbeti dinlemek için tıklayınız.
Tasavvuf Sohbetleri

[SOHBET DİNLE] Mahmut Zengin : "Allah Seni Bekliyor - Tevbeden Dönme! - Tövbe ve Gözyaşı"
Sohbeti dinlemek için tıklayınız.
Görüntülü Sohbet

[SOHBET İZLE] Ahmet Taşgetiren - 16.Bölüm - "Günaha Karşı Duyarlılık"
Sohbeti izlemek için tıklayınız.
Tefsir Dersleri

[İZLE] Dr. Adem Ergül Tefsir Dersleri 2. Ders " Besmele "
Dersi dinlemek için tıklayınız.
Fıkıh Dersleri

[İZLE] Ahmet Hamdi Yıldırım 2. Ders "Temizlik - Abdest"
Dersi dinlemek için tıklayınız.
Tasavvuf Dersleri

[İZLE] Doç. Dr. Süleyman Derin "İhya Okumaları" 2. Ders
Dersi dinlemek için tıklayınız.
Radyo Sohbetleri

Fatih Çıtlak İle Tasavvuf Sohbetleri -Toplam 14 Bölüm- Her birinde Mârifetullah ikliminde aşk yağmurlarına tutulacağınız,uzun soluklu sohbetler
Sohbetleri dinlemek için tıklayınız.
Mesnevi Sohbetleri

[İZLE] Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz " Mesnevi Sohbetleri " Toplam 23 Bölüm
Dersi dinlemek için tıklayınız.
Haftanın Konusu

*Doç. Dr. Fahreddin Yıldız'ın kaleminden :" Allah Elçisinin Örnekliği "
Okumak için tıklayınız.
Tasavvuf Dershanesi

19. Ders "Nakşibendiyye büyüklerine göre Allah’a en çabuk vâsıl eden dört esastan biri=Sohbet "
Okumak için tıklayınız.
Anket

Dervişin Fikri olarak 4 yıldır aynı temayı (görünüm) kullanıyoruz.Sizce değiştirmelimiyiz?

Değişiklik iyidir.
Böyle kalsın.
Bir ay deneyebiliriz

Facebook Sayfamız
Dervişin Fikri

Sayfanızı Da Tanıtın
Dervişin Fikri ile ilgili en güncel haberleri almak ve orjinal videoları seyretmek için açılan sayfada BEĞEN butonuna basınız
Sayfaya gitmek için tıklayınız.
Diline Sahib Çık!



Duyurular

Sayın Editör,Yazar ve Üyelerimiz.Makaleleriniz için seçtiğiniz resimleri önce bilgisayarınıza kayıt edip,sonra yükleyiniz.Diğer sitelerden alıntı resimler bir müddet sonra silinmekte veya değişmektedir.

Dervişin Fikri İslami Portalı'nda Yazılarınızı veya Alıntılarınızı Yayınlamak İçin Üye Kontrol Panelindeki Konu Ekle Linkine Tıklayarak Yazılarınızı Bize Gönderebilirsiniz.

Namaz Vakitleri
Hoş Sadâ

Sami Sultanımız-Özel
Dervişane Musıki
Ayet-i Kerime
Hadis-i Şerif
Dua
Son Dakika Haberleri
  
Ana Sayfa  |  İletişim  | Üye Ol  | 
Copyright © 2008-2009 Dervişin Fikri  | Tüm Hakları Saklıdır © 2008-2009 Dervişin Fikri  | Çeviri By © 2009 zIRyuMRuL
GenelVideolar Hit Statistics
İslami Sitelerin Bulusma NoktasıiSLami Toplist, islami Siteler, ToplistislamiHit.comdomain