 |
| Sitedekiler |  | Şu An Çevrimiçi Olanlar:
Üye: 0
Arama Motorları: 4
|
| MSN | Googlebot | | Baidu Spider | Yandex |
Ziyaretçi: 6
Toplam: 10
Çevrimiçi Olan Son Üyeler:
Son 20 Üye: 20
Bedavacı Team
|  |
|
| Ruhuna El-Fatiha |  | Büyük Hak Dostu Aziz Mahmud Hüdayi Hz'nin Vefatı-16 Ekim 1628
|  |
|
|  |  |
 |
Nasreddin Hoca'nın Tasavvufi Yönü Paylaş
|
|
| Kategori: Makale - Araştırma
|
| Yorumlar (1)
|
*Nasreddin Hocamıza bakışınızı değiştirecek zevkle okuyacağınız bir yazı

... Sahte şeyh ve dervişlerin de ortaya çıktığı bu dönemde¸ Ahmed Yesevî’yle başlayan Türk tasavvuf geleneğinin bir devamı sayılabilecek üç büyük mutasavvıf; Mevlana (1207-1273)¸ Hacı Bektaşi Veli (1208?-1271) ve Yunus Emre (1241?-1321?) dönemin tasavvuf zirveleridir. Bu çağın diğer önemli bir büyüğü ise fıkralarıyla günümüze kadar eskimeden ve eksilmeden gelen Nasreddin Hoca’dır.
Sivrihisar yakınında Hortu Köyü’nde doğup¸ Konya medreselerinde okuduktan sonra Akşehir’e yerleşmiş bulunan Nasreddin Hoca (1208-1284)¸ bu üç büyük mutasavvıfın çağdaşıdır. Yunus ve Hacı Bektaşi Veli yaşadıkları mekan itibariyle ( Eskişehir ve Kırşehir) Nasreddin Hoca’ya biraz daha uzaktırlar. Mevlana ise çok daha yakında¸ Konya’dadır.
Aynı dönem ve aynı topraklar üzerinde yaşamış bulunan bu iki şahsın karşılaşıp karşılaşmadıklarına dair bir bilgiye sahip değiliz. Gerek Nasreddin Hoca fıkralarında gerekse Mevlana’nın eserlerinde görüştüklerine ait herhangi bir işaret de bulunmuyor. Her ne kadar Mesnevi’de¸ örneğin hanımının; Hoca’nın getirdiği eti kedinin yediğini söylemesiyle kediyi tartması fıkrası gibi¸ bazı hikayelerin bulunması da görüştüklerine dair tarihi bir belge niteliğinde değildir.
Her ne kadar Mevlana ile irtibatı hususunda yeterli bir bilgiye sahip olmasak da Hoca’nın tasavvufla ilgisi olduğuna dair bazı ip uçları bulunmaktadır. Mevlana’nın kendisine büyük bir saygı beslediği mutasavvıf Seyyid Mahmud Hayrani (v. 1268) ile yine dönemin tanınmış alim ve ariflerinden olan Seyyid Hacı İbrahim’den ders okumuş olması sebebiyle Hoca’nın tasavvufi bir yönünün olduğunu söyleyebiliriz. Fakat bu tasavvufi yön¸ tekkesi ve müntesipleri olan bir şeyhlik mertebesinde değildir.
Hoca¸ bir köy imamının oğlu olarak doğmuştur. Medrese tahsili gördükten sonra bir müddet gölge kadılığı yapmış daha sonra ise hocası Mahmud Hayrani’nin bulunduğu Akşehir’e yerleşerek imamlık ve müderrislik görevlerinde bulunmuştur. Bazı fıkralarından anladığımıza göre kadı olmak istemiş fakat rüşvetle iş yapan kadıları gördükten sonra bu işten vazgeçmiştir. Hoca fıkralarında görülen kadılar aldıkları rüşvet ve hocanın onlara ders vermesiyle gündeme gelir. Belki Hoca’yı çok istediği kadılıktan vazgeçiren şey de O’nun tasavvufi yönüdür.
İmam olarak görev yaptığı dönemde kendisine sorulan sorulara İslam’ın ruhuna uygun¸ akılcı ve muhatabın anlayacağı bir şekilde cevap verir. Uyuz olan keçisini¸ kara sakız ile tedavi etmesi öğütlenen bir köylü bu söze inanmayıp keçisini getirerek “Nefesin keskindir bir okuyuver Hoca’m” demesi üzerine “Nefesim keskindir amma¸ kara sakızsız fayda etmez. Ben nefes edeyim¸ zararı yok. Sen de biraz kara sakız alıp keçiye sür” cevabını vererek¸ köylüyü kırmadan meseleyi usulüne uygun olarak halleder.
Komşusu olan bir hanım¸ kızının her gün kendisiyle tartıştığını bu nedenle Hoca’nın¸ kızına bir nefes etmesini veya bir muska yazmasını ister. Bunun üzerine Hoca “Biliyorsun komşucuğum¸ artık yaşlandım. Muskamın da¸ nefesimin de gücü kalmadı. İyisi mi sen ona bir koca bul. O ona muska da yazar¸ nefes de eder. Bir de çocuğu oldu mu işi başından aşar. Böylece mum gibi yumuşak¸ melek kadar sakin bir hale gelir” diyerek¸ bu işin muska ve nefes işi olmadığını gösterir.
Konakladığı bir handa tavandaki ağaçların çürüyüp dökülmekte olduğunu görür. Hancıya¸ bir usta çağırıp tavanı yeniletmesi gerektiğini söyler. “Hoca sen bilmiyor musun ki her mahluk kendi dilince Allah’ı zikreder” diye işi geçiştiren hancıya “Biliyorum da ondan korkuyorum ya zaten. Ya zikrederken coşar¸ cezbelenir de secdeye kapanırlarsa!” cevabıyla tedbir ve tevekkülün nasıl olması gerektiğini göstermiş olur.
Belki bir müntesip seviyesinde tasavvufi yönü bulunan Hoca¸ müslüman bir kişide ortaya çıkan olağanüstü hal olarak tarif edilen kerametin ulu orta gösterilmesine karşıdır. Kısa zaman önceye kadar XIII. yüzyılda yaşadığı kabul edilen fakat yapılan son araştırmalarda 1348 yılında hayatta olduğu anlaşılan ve böylece Hoca’yla karşılaşmış olması mümkün olmayan mutasavvıf şair Şeyyad Hamza ile ilgili fıkrası bu konuya güzel bir örnektir.
Hoca’nın da hazır bulunduğu bir toplulukta Şeyyad Hamza; “Benim kemâlâtıma son yok. Her gece bu alemden geçer¸ göklere uçar¸ oradan dünyayı seyrederim” demesi üzerine Nasreddin Hoca “Sen göklerde uçarken¸ hiç eline samur gibi yumuşak bir şey dokunuyor mu?” diye sorar. Şeyyad Hamza’nın “Evet” demesi üzerine¸ “İşte¸ o eline dokunan yumuşak şey¸ benim eşeğin kuyruğudur” cevabıyla bir mutasavvıfın böyle bir tavra girmemesi gerektiğini de muhatabına öğretir.
Kendisi keramet hususunda bu tavrı gösterirken¸ bazı kimseler Hoca’nın bir keramet göstermesini isterler. Hoca “Tamam” der. “Şu karşıdaki ağacı bana doğru yürüteceğim” diyerek ağaca seslenir: “Ey ağaç yürü!.” Ağacın yürümediğini gördüğünde yerinden kalkar ve ağaca doğru yürümeye başlar. Ne yaptığını soranlara; “Bizde gurur¸ kibir yoktur. Ağaç bize gelmezse biz ağaca gideriz.” Cevabıyla kerametin bir gösteri ameliyesi olmadığını izah etmiş olur.
Ne var ki “Şeyh uçmasa da müridi uçurur” derler. Hatırası efsaneleşmiş bir halk kahramanıdır Hoca. Halk hafsalasında ulu bir din büyüğü hüviyetine ulaşmıştır. Hoca’nın¸ hayatında gösteremediği keramet¸ vefatından sonra gerçekleşir.
1284 yılında vefat eden Hoca’nın cenazesi yıkanır ve kefenlenir. Cenaze namazı kılınıp mezarlığa götürülürken¸ koşarak gelen birisi: “Ey ahali! Nasreddin ölmemiş. Şimdi minarede gördüm¸ selâ veriyordu” der. Cemaat¸ cenazeyi olduğu yere bırakarak minareye yönelir. Fakat minarede kimse yoktur. Tekrar cenazenin bulunduğu yere döndüklerinde¸ cenaze yoktur. Görürler ki cenaze kendi kendine mezarlığa gitmiştir. Bir diğer kerameti ise şöyledir: Hoca’nın vefatından iki yüz yıl sonra bir Cuma günü¸ Hoca’nın türbedarı tam Cuma namazı başlayacağı sırada koşarak Akşehir Ulu Camii’ne gelir ve yüksek sesle¸ “Ey cemaat! Biraz önce türbeyi kilitleyeceğim sırada Hoca Nasreddin bana göründü ‘Çabuk Ulu Cami’ye koş¸ bütün cemaati buraya çağır. Şayet gelmeyen olursa¸ canına kıyarım’ dedi” der. Halk önce türbedara inanmak istemez. Fakat türbedar ısrar ederek “Şimdi Nasreddin Hoca türbede sizi bekliyor¸ durmayın!” deyince camiyi boşaltarak türbeye doğru yürürler. Cami tam boşaldığı anda orta kubbe büyük bir gürültüyle çöker. Böylece Hoca Nasreddin ölümünden sonra gösterdiği bir kerametle Akşehir halkını bir tehlikeden korumuş olur.
Bu anlatılanların doğruluğunu bilemiyoruz ama fıkralarının tasavvufi yönden izahının yapılması¸ Hoca’nın tasavvufi yönüne ilişkin önemli bir vesikadır.
Mevlana’nın torunlarından Burhaneddin Çelebi (1814-1897) Hoca’nın 121 fıkrasını alarak tasavvufi yönden izah etmiştir. Fikret Türkmen tarafından yayınlanan ve incelemesi yapılan bu eserde güzel izahlar yanında¸ fıkrayla ilgisi olmayan izahlar da mevcuttur. İzahlarda¸ ayet ve hadislerle birlikte Mesnevi’den de yararlanılmıştır. Hoca’nın bir gece uyanıp bahçede çamaşır ipine serilmiş olan kaftanını insan sanarak ok atması ve sabahleyin kaftanı olduğunu anlayarak “ Ya Rab sana şükürler olsun¸ içinde ben olmuş olsaydım çoktan ölürdüm” diye şükretmesi anlatılan fıkranın izahını Burhaneddin Çelebi şöyle yapar:
“Kendini kendinde ara. Kendine himmetin yüksek olsun. Kendini kendin helak etme. Nefsini bilen Rabb’ini de bilir. Ok ve yay gibi uğraşılarla nefsinizi acizleştirin. Tefekkürle kendini bulup¸ aklını başına al” demeyi tarif eder.
Netice olarak; Hoca Nasreddin¸ şeyh veya bir şeyhin halifeliğini yapan bir mutasavvıf değilse de en azından bir müntesip olarak tasavvufi yönü bulunan bir şahsiyettir kanaatindeyiz. Fıkraları dikkatle incelendiğinde bu hususta ip uçları bulunacaktır. Dönemin önemli mutasavvıflarıyla kesin irtibatı ise ancak bulunabilecek yeni belgeler sayesinde kurulabilecektir. Alim YILDIZ
Kaynaklar: AKÜN¸ Ö. Faruk: “Divan Edebiyatı” DİA. IX/389-427¸ İstanbul 1994 BANARLI¸ N. Sami: Resimli Türk Edebiyatı Tarihi I¸ İstanbul 1987 CENGİZ¸ H. Erdoğan: Divan Şiiri Antolojisi¸ İstanbul 1983 ÖNDER¸ Mehmet: Güldüren Gerçek¸ Akşehir 1964 ÖNDER¸ Mehmet: Nasreddin Hoca¸ İstanbul 1971 ÖZBEK¸ Abdullah: Bir Eğitimci Olarak Nasreddin Hoca¸ Konya 1990 ÖZKAN¸ İsa: Türkiye ve Türkmen Lehçesiyle Nasreddin Hoca Fıkraları¸ Ankara 1999 TECER¸ A. Kutsi: “Nasreddin Hoca”¸ İ.A. IX/103-109¸ Eskişehir 1997 TÜRKMEN¸ Fikret: Letâif-i Nasreddin Hoca (Burhaniye Tercümesi)¸ Ankara 1989 |
|
|
#1 Yazar: Sail Dervis 16 Şubat 2011 16:45 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: 5.05.2009
|
| Grub : Yönetici
|
| Konu Sayısı: 1993
|
| Yarum: 1201
|
| MSN: --
|
|
*Dünya gözü ile türbesini ziyaret etmek istediğim bir kaç büyük şahsiyetten biridir Hocamız...Rabb lutfeder.Zira merak ediyoruz,neler yansıyacak gönlümüze...Aklımıza gelince elimizde olmadan gülümsüyoruz:)
Allah sırrını yüceltsin.
--------------------
Ey gönül kendini vezn etmeye kantar ara bul! Yürü git, kantarına hâlis olan a’yar ara bul! Kapatırlar seni bir hâl-i haraba yalınız Ol karanlık geceler kendine bir yâr ara bul |
| Açtığı Konular: 1993 | Yorum: 1201 |
|
|
|
| Bilgi |
|
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.
|
|
|
|  |  | | Haftanın Sohbeti |  |

[SOHBET İZLE]Osman Nuri Topbaş Hocaefendi : "Yüreğimizin Ulaştığı Her Yerden Mesulüz"
|
|
| Tasavvuf Sohbetleri |  |

[SOHBET DİNLE] Mahmut Zengin : "Allah Seni Bekliyor - Tevbeden Dönme! - Tövbe ve Gözyaşı"
|
|
| Görüntülü Sohbet |  |

[SOHBET İZLE] Ahmet Taşgetiren - 16.Bölüm - "Günaha Karşı Duyarlılık"
|
|
| Tefsir Dersleri |  |

[İZLE] Dr. Adem Ergül Tefsir Dersleri 2. Ders " Besmele "
|
|
| Fıkıh Dersleri |  |

[İZLE] Ahmet Hamdi Yıldırım 2. Ders "Temizlik - Abdest"
|
|
| Tasavvuf Dersleri |  |

[İZLE] Doç. Dr. Süleyman Derin "İhya Okumaları" 2. Ders
|
|
| Radyo Sohbetleri |  |

Fatih Çıtlak İle Tasavvuf Sohbetleri -Toplam 14 Bölüm- Her birinde Mârifetullah ikliminde aşk yağmurlarına tutulacağınız,uzun soluklu sohbetler
|
|
| Mesnevi Sohbetleri |  |

[İZLE] Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz " Mesnevi Sohbetleri " Toplam 23 Bölüm
|
|
| Haftanın Konusu |  |

*Doç. Dr. Fahreddin Yıldız'ın kaleminden :" Allah Elçisinin Örnekliği "
|
|
| Tasavvuf Dershanesi |  |

19. Ders "Nakşibendiyye büyüklerine göre Allah’a en çabuk vâsıl eden dört esastan biri=Sohbet "
|
|
| Anket |  |
| Dervişin Fikri olarak 4 yıldır aynı temayı (görünüm) kullanıyoruz.Sizce değiştirmelimiyiz? |
|
|
| Duyurular |  | |
|
 |
|