Kur'ân-ı Kerîm'de uyku hakkında şöyle buyrulmuştur:
"Uykunuzu, sizin için bir rahat ve huzur vesîlesi kıldık. Onunla dinlenir ve ruhlarınız sizden ayrılmadan, şuursuz ölü gibi sükûnet bulursunuz." (en-Nebe', 9)
Kur'ân-ı Kerîm, insanın dış dünya ile irtibâtının tamamen kesildiği uykuyu "ölüm hâli", uykudan uyanma durumunu da "yeniden diriliş" olarak vasıflandırır.
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de:
"-Cennet ehli uyur mu?" diye sorulan soruya:
"-Uyku, ölümün ikiz kardeşidir; Cennet ehli ise ölmez!.." diye cevap vermiştir. (Beyhakî, Şuabü'l-Îman, IV, 183, nu: 4745)
Peki, Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, ne zaman ve ne kadar uyurdu? O'nun uykusu nasıldı?
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem'in getirdiği yaşayış düzeninde hayatı tanzim eden faktör, saat değil, güneştir. Güneş batsa bile mesâîyi sürdürme, güneş doğsa bile uykuya devam etme yoktur. O'nun uyku zamanı, yatsı namazından sonra ve sabah namazından önceki zaman dilimidir. Eğer geceleri, ihtiyacı karşılayacak kadar uyuyamamışsa ve imkân da varsa, öğle namazından sonra, en çok bir saat kadar "Kaylûle" (öğle uykusu) uyurdu.
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- dâimâ sağ tarafına yatar, sağ elini yanağının altına koyardı. Yolculuk esnasında da sağ tarafı üzerine yatar, sağ kolunu da kendisine yastık yapardı. Eğer kısa süreli bir istirahat yapacaksa, sırt üstü uzanmayı tercih ederdi.
Abdullah ibni Mesud -radıyallâhu anh- anlatıyor:
Bir gün Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir hasırın üzerine yatıp uyumuştu. Uyandığında hasır, vücudunun yan tarafında iz bırakmıştı. O sırada Hazret-i Ömer geldi ve:
"-Ey Allâh'ın Rasûlü!.." dedi. "Daha yumuşak bir yatak üzerinde yatsan ne olur?!"
Bunun üzerine Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
"Benim dünya ile ne kadar alâkam var? Ben, bu dünyada, çok sıcak bir günde yolculuk ederken bir ağacın altında azıcık dinlenen, sonra da oradan kalkıp giden bir yolcu gibiyim!.." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 301; Tirmîzî, Zühd, 44; İbn-i Mâce, Zühd, 3)
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yüzükoyun yatmaktan hoşlanmaz, ashâbını bundan men ederdi ve bu hususta:
"Bu yatış tarzı, Allâh'ın sevmediği bir tarzdır." buyururdu. (İbn-i Hanbel, IV, 388)
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in yatakları ise, bazen içi hurma yaprakları ile dolu bir deri, bazen ikiye katlanmış bir örtü, bazen hasır, bazen de alalâde bir yataktı. (Bkz: Buhârî, Rikak, 17; Müslim, Libâs, 37; Ebû Dâvud, Libas, 42) Kupkuru toprağa yattıkları da olurdu.
Hazret-i Âişe -radıyallâhu anhâ- şöyle buyurmuştur:
"Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- her gece, uyumak üzere yatağına girdiklerinde, İhlâs, Felak ve Nâs sûrelerini okur ve iki elini birleştirerek üfler, daha sonra da elleri ile vücutlarından ulaşabildiği yerleri sıvazlardı. Böylece ellerini önce başına, sonra yüzüne ve daha sonra da göğüs, kol, diz gibi vücudunun ön tarafında bulunan uzuvlarına sürerdi. Ve bu hareketi, üç defa tekrar ederdi." (Buhârî, Fezâilu'l-Kur'ân, 14; Ebû Dâvud, Edeb, 98; Tirmîzî, Deavât, 21)
Hazret-i Enes -radıyallâhu anh- buyuruyor ki:
"Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yatağına girdiğinde şöyle duâ ederdi: «el- Hamdülilahi'llezî et'amenâ ve sekânâ ve kefânâ ve avânâ. Fe kem min men lâ kâfiye lehû ve lâ mü'viye» (Bizi yedirip içiren, bütün ihtiyaçlarımızı karşılayan ve akşam olunca sığınacak bir yuva bahşeden Allâh'a hamd ü senâlar olsun. Nice yaratıklar vardır ki, Allah onların ne tam olarak ihtiyaçlarını karşılamış, ne de başlarını sokacakları bir yuva vermiştir. Şükürler olsun Rabbime!..)"
|