 |
| Sitedekiler |  | Şu An Çevrimiçi Olanlar:
Üye: 0
Arama Motorları: 3
|
| Baidu Spider | Googlebot | | Yandex |
Ziyaretçi: 12
Toplam: 15
Çevrimiçi Olan Son Üyeler:
Son 20 Üye: 20
Bedavacı Team
|  |
|
| Ruhuna El-Fatiha |  | Büyük Hak Dostu Aziz Mahmud Hüdayi Hz'nin Vefatı-16 Ekim 1628
|  |
|
|  |  |
 |
Azap içre olanın derdi ciltlere sığmaz. Paylaş
|
|
| Kategori: Makale - Araştırma
|
| Yorumlar (1)
|

Kalem ve kağıt derdini anlatmak için vardır. Derdini dinleyecek, onunla hemdert olacak bir dosta sahip olmadığında anlayabilirsin ancak bunu.
Izdırabın çekilmez olduğu hatta dolup taştığı, gözyaşına dönüştüğü anda sarılırsın kaleme. Çünkü derdin zaten birine bir şey söyleyememendir; ancak kalem sen ne söylemek istersen onu yazar daha da ötesi ne sana itiraz eder ne hatanı yüzüne vurur ne dinlemekten sıkılır ne de söylediğinden çekinirsin ona karşı. Böyle olduğundan vazgeçilmezi olur kalem ve kağıt ızdırap çekenin.
Duygular insanlar için vardır. Yeri gelir dolup taşar insanda ve de an gelir –hani derler ya ölü toprağı serpilmiş diye- ruhsuz olur hiçbir şey hissedemez. İnsan mısın yada ne.... olduğunun çıkmazına düşer adeta. Aslında her ikisi de insan içindir ama bunları yerli ve zamanlı yaşadığında. İşte böyle anlarda insan kendini anlatmak ister. Dertlidir çünkü yada aksine çok sevinçlidir. İnsan bu her ikisini de paylaşmak ister biriyle. Derdini paylaşmak ister çünkü derman arayışı içindedir; sevincini paylaşır ziyadeleşsin diye. İşte her iki anıda paylaşabildiğidir insanın dostu. Paylaştığı ve derman bulduğudur , sevincini arttırdığıdır insanın dostu.
Öyle insan da vardır ki o insan ızdırap daha doğrusu azap içindedir. Daha doğrusu azap içindedir ızdırap değil. Çünkü ızdırap kutsal bir dava uğruna çekilen çilenin insanın vicdanında duyduğu acıdır. Ancak azap öyle değildir. Her ikisi de benzerdir ama aynı değildir. O yüzden biz günahlardan ötürü kabirde çekilen acıya kabir azabı diyoruz kabir ızdırabı değil.
İnsan vardır ki azap içre yaşar. Ona ne bir dost sözü tesir eder ne bir tabip tavsiyesi. Azaptır ki ona suküt ettirir her şeye karşı çünkü her şey onun için artık hiçbir şey olur. Ölüm dahi bir kurtuluş vesilesi görülür onun gözünde ve o dahi onun ruhunu acıtamaz acıtması gerektiği kadar. O artık dünyada bedenini taşımak zorunluluğunu yüklenmiş cesetten farksızdır. Çünkü o azap içredir. Azap!
Azap arapçada lezzet kelime kökünden gelir. Tat alan anlamına gelir ancak bu bir yemekten, bir içecekten aldığın tat değildir. Bu aşk acısının insanın ruhunda hasıl ettiği melankolik olma halidir. Böyle bir insanının da hayatında artık ne duracağı yer vardır -nerde dursa orası dar gelir- ne elini tutacağı bir sevgilisi ne uğrana yaşayacağı veya ölebileceği bir davası ne de her şeyden öte bir kahramanı. Zaman onun için tamamen doldurulma zorunluluğu olmaktan ibarettir yani yaşaması bu zorunluluktan ibarettir. Böyle bir insanda yaşadığı bu duygusal buhranları tek bir dille dile getirebilir o da; kaderini kendi belirlediği kalem ve kağıt ile.
Zaten belli belirsiz bir çok sıkıtı içinde olan Azab kime anlatsın ki derdini? Birine anlatsan “boş ver takma kafana geçer.” der, ötekine anlatsa kendini anlatmaktan aciz görür kendini karşısındaki anlayamaz daha ötekine anlatmaya çalışsa dinlenemez muhatapsız kalır ortada. Onunda bu yüzden bir dostu yoktur kalem ve kağıttan gayrı. Bu böyleyken nasıl olsun ki? “Nerde dostan gelecek derdine derman?” der ve tek dostunu bulur böylece.
Azap içre olanın azab içre olan anlar ve bilmiyorum ki böyle bir dertten muzdarip biri yaşar mı bu devirde? Bu yüzden asırlar öncesinde arar kendi gibisini ve de bulur:
söylemek istesem gönüldekini dilime dolanan ıstırap olur yazsaydım derdimin ben bir tekini ciltlere sığmayan bir kitap olur
Azap içre olanın derdi ciltlere sığmaz. Bu dertten muzdarip olan birisi anlatsa anlatsa sayfalarca anlatır. Bu dertten muzdarip olan birisinde anlatsa anlatsa satırlarca anlatır sayfalardan anlamlı. Anlatır ama sesi kalemin mürekkebi muhatabıda kağıt olur. Onuda anlatır ama anlatılamaz olduğunu anlatmak için…İşte böyle...Alıntı
|
|
|
#1 Yazar: Kaplumbaga 9 Ocak 2011 11:19 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: 16.10.2010
|
| Grub : Yazar
|
| Konu Sayısı: 42
|
| Yarum: 442
|
| MSN: --
|
|
Yazı, sadece derdi, ıztırabı paylaşacak biri bulunamayınca yapılan bir şey değildir. Evet, başlangıçta öyledir, ilk yazı hayatına başlangıçta yani.
Sanırım zamanla duygular, sözcükler de yazıya alışıyor ve dilin ucuna gelmekten vazgeçip kalemin ucuna koşuyor.
Bu yüzden bin tane eşiniz dostunuz olsa da yine de bir odaya kapanır, yazının kıskançlığına teslim edersiniz kendinizi. Yazı, içine aldıkça sizi, kıymetli kumaşlar gibi en güzel sözcüklerini serdikçe önünüze, siz de yazıya bağlanırsınız. Çünkü içinizdeki duygulara en güzel giysileri, artık sadece yazının dükkânında buluyorsunuzdur.
Siz yazdıkça o dükkânın içinde ilerlersiniz. En güzel giysiler de daima dükkânın en diplerindedir. Bu yüzden ısrarla yazının en derinlerine kadar gitmeli, tüm odalara bakarak en güzel giysileri bulmak gerekir.
Bazen vazgeçer ve yazının dükkânına uğramak istemezsiniz. Ama bu nafile bir çabadır. Çünkü sözcükler ve duygular inat eder, çıkmaz dışarı, bekler dururlar; çoğalırlar iyice.
Ve bir süre sonra artık içinizde çoğalan bu duygu birikimlerine dayanamaz ve tıpkı baraj kapaklarının açılışı gibi kaleme uzatırsınız elinizi.
Ve ne olursa ondan sonra başlar her şey. Yazılar kendiliğinden akmaya başlar. Siz ancak seyredersiniz o zaman. Bu yüzden bir okuyucudan daha fazla tadı da ancak siz alırsınız.
"Yazmasam ölecektim" der ya Sait Faik... Yeter ki duygularımız kaleme alışmasın. Yeter ki yazının dükkânından giyinmeyi adet edinmesin.
Çoğu zaman yazı acıtsa da bizi vazgeçemeyiz yine de ondan. Çünkü duygularımız, dışarı çıkmalarını istemesek de bizi dinlemeyen ve kendilerini dışarı atan hırçın çocuklar gibidir.
İşte o zaman bizim yapacağımızı tek şey, duygularımızı iyi yetiştirmek, iyi beslenmelerini sağlamaktır. Dost meclislerinin çorbalarıyla beslenirse duygularımız, dışarı gitseler, yazıya koşsalar da bizi endişeye sevk etmezler artık. Hatta güzel çocuklar yetiştiren anne babaların sevincini duyarız artık. |
| Açtığı Konular: 42 | Yorum: 442 |
|
|
|
| Bilgi |
|
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.
|
|
|
|  |  | | Haftanın Sohbeti |  |

[SOHBET İZLE]Osman Nuri Topbaş Hocaefendi : "Yüreğimizin Ulaştığı Her Yerden Mesulüz"
|
|
| Tasavvuf Sohbetleri |  |

[SOHBET DİNLE] Mahmut Zengin : "Allah Seni Bekliyor - Tevbeden Dönme! - Tövbe ve Gözyaşı"
|
|
| Görüntülü Sohbet |  |

[SOHBET İZLE] Ahmet Taşgetiren - 16.Bölüm - "Günaha Karşı Duyarlılık"
|
|
| Tefsir Dersleri |  |

[İZLE] Dr. Adem Ergül Tefsir Dersleri 2. Ders " Besmele "
|
|
| Fıkıh Dersleri |  |

[İZLE] Ahmet Hamdi Yıldırım 2. Ders "Temizlik - Abdest"
|
|
| Tasavvuf Dersleri |  |

[İZLE] Doç. Dr. Süleyman Derin "İhya Okumaları" 2. Ders
|
|
| Radyo Sohbetleri |  |

Fatih Çıtlak İle Tasavvuf Sohbetleri -Toplam 14 Bölüm- Her birinde Mârifetullah ikliminde aşk yağmurlarına tutulacağınız,uzun soluklu sohbetler
|
|
| Mesnevi Sohbetleri |  |

[İZLE] Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz " Mesnevi Sohbetleri " Toplam 23 Bölüm
|
|
| Haftanın Konusu |  |

*Doç. Dr. Fahreddin Yıldız'ın kaleminden :" Allah Elçisinin Örnekliği "
|
|
| Tasavvuf Dershanesi |  |

19. Ders "Nakşibendiyye büyüklerine göre Allah’a en çabuk vâsıl eden dört esastan biri=Sohbet "
|
|
| Anket |  |
| Dervişin Fikri olarak 4 yıldır aynı temayı (görünüm) kullanıyoruz.Sizce değiştirmelimiyiz? |
|
|
| Duyurular |  | |
|
 |
|