 |
| Sitedekiler |  | Şu An Çevrimiçi Olanlar:
Üye: 0
Arama Motorları: 4
|
| Googlebot | Yandex | | Baidu Spider | MSN |
Ziyaretçi: 11
Toplam: 15
Çevrimiçi Olan Son Üyeler:
Son 20 Üye: 20
Bedavacı Team
|  |
|
| Ruhuna El-Fatiha |  | Büyük Hak Dostu Aziz Mahmud Hüdayi Hz'nin Vefatı-16 Ekim 1628
|  |
|
|  |  |
 |
Bir milletin takvimi, onun tarihi demektir. Yeni yıla az kala.. Paylaş
|
|
| Kategori: Makale - Araştırma
|
| Yorumlar (3)
|

İskender Pala soyle der:
Bir milletin takvimi onun tarihi demektir. Takvim bize geriye doğru düşünme imkânı verir ve kodlarımızın derinliğini, sağlamlığını, kadimliğini gösterir.
Mesela Çin bizim on iki hayvanlı takvimimize benzer bir takvim kullanır ve bir Çinli bu geleneksel takvim sayesinde on beş bin yıl geriye doğru kendi tarihinin sınır taşlarını hatırlar, söz gelimi sekiz bininci yılda milletinin başına gelenleri hafızasında tutar. Bu ona kimlik verir.
Yahudiler 29 veya 30 günlük ayları olan ve bir yılı on iki, bazen on üç ay süren bir kameri takvimi altı bin yıldır kullanırlar. Bu onların genlerinde geçmişe doğru bir aidiyet hissini ayakta tutar ve tarihi unutturmaz.
Japon takvimi Şinto kaç bin yıldan beri hâlâ aynıdır ve bir Japon bununla gurur duyar.
İmdi, bu takvimlerin Miladi takvime göre çok kullanışlı olduğu söylenemez, ama hiçbir Yahudi veya Japon bunu değiştirmeyi düşünmez.Üstelik değiştirmedikleri sürece dünya milletleri arasında geri kaldıkları, çağdaşlıktan uzak düştükleri fikrine de kapılmazlar.
Onlar bilirler ki takvim değiştirmek, hafızayı değiştirmektir.
Sanki zamanı bir yerinden yırtıp asıl parçayı saklamak gibi...
Takvimi değiştirdiğiniz vakit kimliksiz, tarihsiz, hafızasız bir millet olma tehlikesi vardır.
Çünkü o zaman size kimlik veren geçmiş olayları kendi medeniyet birikiminize göre değil, kabul ettiğiniz yeni takvime göre anlamlandırmaya başlarsınız.
Hatırladığınız tarih ve geçmiş, sizin yaptığınız tarih değildir artık. Siz orada etken konumdan edilgen hale düşersiniz ve tarihsel başarılarınız, icatlarınız, keşifleriniz, dünyaya yaptığınız katkılar hep yeni takvimin sayfalarına işlenir.
Mesela Konstantinepol 857'de değil 1453'te fethedilmiş olur ve tabii "Belde-i Tayyibe" fikri aradan kalkıverir.
Ayasofya algısı Eyüp Sultan algısından önde durur ve İstanbul'un Konstantinepol kimliğini baskın kabul etmeye hazır hale gelirsiniz. En basit tanımıyla Hicret'ten koparılıp Noel'e bağlanır, Noel kutlamaları için özel ve tüzel hazırlıkları arttırırsınız. İşin ilginç yanı bu değişikliği de laiklik adına yapmış, Hicri takvimden kaçıp Gregoryan takvime kapılanmışsınızdır. Hak Peygamber'den kaçıp Papa'ya sığınmak yani...
KKOV email grubu

Şimdi hep unutturulmaya çalışılıyor Ay Takvimi –Hicrî takvim- tüm dünyada Niçin unutturuluyor? Çünkü müslümanın hayatıyla sıkı sıkıya ilişkilidir ay takvimi.. Bayramlarından tutun, muhtelif günlerde tutulan oruçlar, eyyam bıyd, hac, hayz, nifas, iddet hakeza..Hepsi ay takvimine göre.. Tevbe Suresi'nde de ayet var zaten, Rabbimiz te'kid ediyor bunu.. Müslümanın herşeyi bu takvime göredir. Takvim bozulursa ahkâmın çoğu gidecek, o yüzden gayret ediyorlar.. Gerçekten de şimdi bizler ayların adını dahi bilmiyoruz maalesef.. Madem onlar unutturmak için gayret ediyorlar, bizler de unutmayalım inşaAllah.. Mesela tarih atarken ay takvimine-Hicri takvime göre atalım, günlüklerimizi yazarken ve başka şeylerde de buna dikkat edelim, sahip çıkalım.. Muhabbetle
Ayşe

Ay takvimi konusunda rahmetli onkolog Haluk Nurbaki hocamızın şu tespitini birkaç defa okumakta fayda var; “… iki türlü takvim vardır arz üzerinde. Bir tanesi şemsî yani güneşin dönüşümüne bağlı olan takvim. Bugün halen dünyanın büyük çoğunluğunda kullanılan takvim budur. İkincisi de kamerî takvimdir. Kameri takvimde milletimiz çok iyi bilir gerek Ramazan dolayısıyla gerekse mübarek geceler dolayısıyla senenin belli günlerinde dönüşümlü olarak daha çok on gün fark atarak seyreden bir takvimdir. Bu da kamerin hareketlerine bağlı bir takvimdir. Arz üzerindeki bir takım olaylara baktığımız zaman aslında arzın biyolojisi kameri takvimle planlanmıştır. Çiçeklerin açmasından tohumların yetişmesine kadar canlıların doğurmasına kadar hepsi kameri takvime tabidir. Bunu hepiniz farkında olmadan izlersiniz. Bütün hayvanların doğum süresi ya 21 gündür ya 28 gündür yahut onun katlarıdır. Yani haftaya tabidir. Hiçbir doğum biyolojik hadise şemsi takvime göre ayarlanmış değildir. Hepsi kameri takvime göre ayarlanmıştır. Bunun daha ilginci insan hücresinin vücut içerisindeki mitozudur ki o da kameri takvime ayarlanmıştır. Bundan dolayı da kanser tedavisi yapılırken tedavilerde duymuşsunuzdur 21. gün 28. gün 15. gün gibi belli hücre mitozlarına göre ayarlarlar. Demek ki aslında asıl takvim kameri takvimdir. Fakat kullanılışı itibariyle şemsi takvime nazaran pek pratik değildir. Yani insanlar senenin günlerini gelecek senede aynı günlerde yaşamak isteyecekleri için şemsi takvimi daha çok tercih etmişlerdir.” Bir de hadiseye şu açıdan da bakabiliriz. Bilirsiniz devre mülkler var. Yılın belli gününde sıran gelir gidersin. Her sene aynı yere gitmek zorundasındır. Cebinde paran dahi olsa devre mülkünü es geçip serbest bir tatil yapamaz, değişik yerler göremezsin. Bağlısındır yani! Güneş takvimi de işte belki böyle bağlıyor hepimizi. Kullanımda rahatlık kadar monotonluk da katıyor yani hayatımıza. Ay takviminde ise daha bir serbestsin. Yılın her ayını/gününü başka başka mevsimlerde, iklimlerde yaşama, tatma imkânın var. Aynı zamanda bu sebebten her zaman teyakkuz halindesindir. Yani maaşının günü belli bir memur gibi yan gelip yatıp durmazsın. Bilincin devamlı açıktır. Devamlı Ay’ın hareketlerini gözlemler ve de müjdelenen mübarek günlerin yolunu gözlersin. Tembellik yoktur yani. Bir diğer sonucu; hicrî takvimin tüm günlere, mevsimlere aynı zamanda da insanlara Allah’ın adaletini göstermesi olsa gerek. Yani bin aydan daha değerli olan Ramazan Ay’ı, hicrî takvimin her sene on gün daha erkene gelmesi sebebiyle her mevsimi tek tek geziyor. Her mevsim manevi anlamda bu bereketli zaman dilimlerinden nasibini alıyor. Böyle değil de her sene mesela yaz aylarına geldiğini düşünelim. Mevsimlere haksızlık aynı zamanda da bir zorluk olmaz mıydı insanlara? Ömrü altmış yıl olan birisinin Ramazan orucunu her sene yaz aylarında tuttuğunu düşünün! Dünyanın istisnai bölgeleri hariç şüphesiz bu insanlar için bir güçlük olurdu ki bu Allah’ın, peygamberleri ile de telkin ettiği kolaylaştırma ilkesine ve de adaletli olma vasfına belki ters düşerdi. Haluk Nurbaki hocamız, “Hiçbir doğum biyolojik hadise şemsi takvime göre ayarlanmış değildir.” derken, Mevla aklıma yazının başında değindim hicrî yılbaşını düşürdü. Hüzün dedik, çile dedik… Ama doğum cihetinden bakarsak, evet, bu da bir doğumdu belki! İnsanlığa -ki Mekke dönemindeki çekilen bir sancılı dönem sonrasında- büyük bir doğumu muştuladı Hicret, hicri yılbaşı dolayısıyla Hicrî takvim. Yine aynı noktadan hareketle maziyle bağlantındır, kültürünle göbek bağındır hicrî takvim. Ne’ye yakınsan o’sundur aslında! Ne’yle irtibatın varsa o rabıta seni o’nlaştırır! Bu babtan bugünkü halimizin de bir fotoğrafı çekilirse durum biraz daha net anlaşılır galiba. Yani hicrî takvim İslam kültürünün ve medeniyetinin hem birleştirici hem kökleri sağlamlaştırıcı çimentolarından biridir Allahualem. Binaenaleyh Arab toplumundan ziyade merhum Nurbaki hocamızın da belirttiği gibi dünyadaki hayvan-bitki tüm diğer canlıların ve insanların ve de biz Müslümanların asıl ve asil takvimidir Hicrî Takvim. Bu konuda farklı bilgileri olan kardeşlerimiz, büyüklerimiz varsa bilgilerinden müstefid olmayı arzu ederiz. Bizim kıt aklımız ancak bu kadarına erdi. Eminim ki bunlardan ziyade daha nice büyük ve önemli faydası vardır. Şüphesiz Allah ve resulü sallallahüaleyhivesellem daha iyi bilir. Amennâ ve sadakna, semi’nâ ve ata’nâ!
http://www.facebook.com/note.php?note_id=462739392815&ref=notif¬if_t=like |
|
|
#1 Yazar: Ayşe Reşad 24 Kasım 2010 00:53 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: 12.11.2010
|
| Grub : Üye
|
| Konu Sayısı: 20
|
| Yarum: 58
|
| MSN: --
|
|
Bugün 18 Zilhicce 1431 Çarşamba
Yeni yıla 11 ya da 12 gün kaldı :) |
| Açtığı Konular: 20 | Yorum: 58 |
|
|
|
|
#2 Yazar: Ayşe Reşad 24 Kasım 2010 01:25 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: 12.11.2010
|
| Grub : Üye
|
| Konu Sayısı: 20
|
| Yarum: 58
|
| MSN: --
|
|
Senden de olsun canım ;)
İlk olarak bu siteden de başlanabilir pekala..
Mesela şu yukarıdaki tarihin yanına hiç değilse hicri tarih yazılabilir ne dersin?
24 Kasım 2010- 18 Zilhicce 1431 |
| Açtığı Konular: 20 | Yorum: 58 |
|
|
|
|
#3 Yazar: Ayşe Reşad 24 Kasım 2010 10:34 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: 12.11.2010
|
| Grub : Üye
|
| Konu Sayısı: 20
|
| Yarum: 58
|
| MSN: --
|
|
İnşaAllah :) |
| Açtığı Konular: 20 | Yorum: 58 |
|
|
|
| Bilgi |
|
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.
|
|
|
|  |  | | Haftanın Sohbeti |  |

[SOHBET İZLE]Osman Nuri Topbaş Hocaefendi : "Yüreğimizin Ulaştığı Her Yerden Mesulüz"
|
|
| Tasavvuf Sohbetleri |  |

[SOHBET DİNLE] Mahmut Zengin : "Allah Seni Bekliyor - Tevbeden Dönme! - Tövbe ve Gözyaşı"
|
|
| Görüntülü Sohbet |  |

[SOHBET İZLE] Ahmet Taşgetiren - 16.Bölüm - "Günaha Karşı Duyarlılık"
|
|
| Tefsir Dersleri |  |

[İZLE] Dr. Adem Ergül Tefsir Dersleri 2. Ders " Besmele "
|
|
| Fıkıh Dersleri |  |

[İZLE] Ahmet Hamdi Yıldırım 2. Ders "Temizlik - Abdest"
|
|
| Tasavvuf Dersleri |  |

[İZLE] Doç. Dr. Süleyman Derin "İhya Okumaları" 2. Ders
|
|
| Radyo Sohbetleri |  |

Fatih Çıtlak İle Tasavvuf Sohbetleri -Toplam 14 Bölüm- Her birinde Mârifetullah ikliminde aşk yağmurlarına tutulacağınız,uzun soluklu sohbetler
|
|
| Mesnevi Sohbetleri |  |

[İZLE] Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz " Mesnevi Sohbetleri " Toplam 23 Bölüm
|
|
| Haftanın Konusu |  |

*Doç. Dr. Fahreddin Yıldız'ın kaleminden :" Allah Elçisinin Örnekliği "
|
|
| Tasavvuf Dershanesi |  |

19. Ders "Nakşibendiyye büyüklerine göre Allah’a en çabuk vâsıl eden dört esastan biri=Sohbet "
|
|
| Anket |  |
| Dervişin Fikri olarak 4 yıldır aynı temayı (görünüm) kullanıyoruz.Sizce değiştirmelimiyiz? |
|
|
| Duyurular |  | |
|
 |
|