 |
| Sitedekiler |  | Şu An Çevrimiçi Olanlar:
Üye: 0
Arama Motorları: 3
|
| Baidu Spider | Yandex | | Googlebot |
Ziyaretçi: 10
Toplam: 13
Çevrimiçi Olan Son Üyeler:
Son 20 Üye: 20
Bedavacı Team
|  |
|
| Ruhuna El-Fatiha |  | Büyük Hak Dostu Aziz Mahmud Hüdayi Hz'nin Vefatı-16 Ekim 1628
|  |
|
|  |  |
|
|
| Kategori: Makale - Araştırma
|
| Yorumlar (8)
|

Ben, bir hiçim, sesim, sözüm, yârin sadâsıdır, yârin sözüdür. Ben bir resimim, benim ressamım o güzeldir. Sen sanıyorsun ki, konuştuğum zaman ağzımdan çıkan sözler,
benim sözümdür. Hayır; anahtar kilide sokulur da açılırken ses çıkarır ya, işte benim sözlerim böyledir.”
Hz.Mevlana
|
|
|
#1 Yazar: Darussefa 2 Kasım 2010 17:34 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: --
|
| Grub : Ziyaretçi
|
| Konu Sayısı: 0
|
| Yarum: 0
|
| MSN: --
|
|
Dilim bun ları söylerken gönlüm tarifi imkansız haykırışlarda...
|
| Açtığı Konular: 0 | Yorum: 0 |
|
|
|
|
#2 Yazar: swot 2 Kasım 2010 17:52 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: 8.03.2010
|
| Grub : Editör
|
| Konu Sayısı: 113
|
| Yarum: 212
|
| MSN: --
|
|
Beni söylediklerimde arama..! Ben söyleyemediklerimde gizliyim.. O göremediğin koskoca derya gönlümdür,
Gördüğün sahil ise dilim.. Kıyılarıma vuran dalgalara şaşma..! Onlar aşktan gel-git'im. Beni kendinde,kendimde arama..! Ben hem bende hem sende bir gizim..! Beni Mecnun'dan,Leyla'dan sorma..! Ben yalnız Mevla'dan bir izim ..
--------------------
Kalbin lîsânı, niyetin suskun nazarıdır.. |
| Açtığı Konular: 113 | Yorum: 212 |
|
|
|
|
#3 Yazar: esra 2 Kasım 2010 18:29 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: 14.01.2010
|
| Grub : Editör
|
| Konu Sayısı: 194
|
| Yarum: 1567
|
| MSN: --
|
|
"Dilim bun ları söylerken gönlüm tarifi imkansız haykırışlarda..."
dilinin söyledikleri haykırışsa söylemediklerinde kaybolmaya geldim,,,yine kapıyı tıklatalım bakalım kaç vurmada açılır YA HAYY...
--------------------
Hissesizliğime acı,fenâdan yanmışım..Cefâdan yanmışım..Fenâdan yanmışım,fâniyim,âcizim...Âcizlerden yanmışım,kadirsin çek canımı bu acziyetten..Afviyetini nasib kıl kavlime.. Can tükenmek üzre, ey cân! Sekeratta elinden bir müjde,Estağfirullah..Estağfirullah,Estağfirullah El-azîm..Affet! .... Canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-iyar.... |
| Açtığı Konular: 194 | Yorum: 1567 |
|
|
|
|
#4 Yazar: HUZUR 2 Kasım 2010 22:26 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: --
|
| Grub : Ziyaretçi
|
| Konu Sayısı: 0
|
| Yarum: 0
|
| MSN: --
|
|
Bizler ki Bir Desenin Renkleriyiz.. Hepimiz Aynı Kalemin Ahengiyiz.. |
| Açtığı Konular: 0 | Yorum: 0 |
|
|
|
|
#5 Yazar: Nur 2 Kasım 2010 22:29 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: 24.03.2010
|
| Grub : Editör
|
| Konu Sayısı: 262
|
| Yarum: 616
|
| MSN: --
|
|
Dokunsan ağlarım artık, sevincim yüreğimde saklı…Lisanıma şükür yakışır benim. hüznü sevişimdendir gözlerimdeki masûmiyet…hüznü, duama burak bilişimdendir ONA yakınlığım..
--------------------
Deli gönlümü Yâr'dan gayrısı ne bilsin.. Ne bilsin yüreğime dokunmayan beni.. Yüzüm gülerken gözlerimde oynaşan hüznü kim bilsin.. Sırrım'da sızım'da bir O'na aşina!! |
| Açtığı Konular: 262 | Yorum: 616 |
|
|
|
|
#6 Yazar: Kaplumbaga 3 Kasım 2010 00:34 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: 16.10.2010
|
| Grub : Yazar
|
| Konu Sayısı: 42
|
| Yarum: 442
|
| MSN: --
|
|
"...anahtar kilide sokulur da açılırken ses çıkarır ya, işte benim sözlerim böyledir.”
Hiç kimse sevgili Mevlânâmız kadar güzel ifade edemez zaten bunu. Ah, o ne güzel bir kilit! Ve ne güzel bir anahtar dönmekte o kilidin içinde!
Anahtar dönerken ses çıkartıyor; amma velâkin o sesi bütün dünya duyuyor. O ses, aynı şekilde bütün dünyadaki gönüllerin kilidini açıyor. Ve bütün dünyada yankılanıyor.
Ah, ben o kilidin kapısının önündeki paspas olam! Paspas olam da tüm âşıklar üzerime bassınlar.
"Dilim bun ları söylerken gönlüm tarifi imkansız haykırışlarda..." Görüyoruz efendim! Gönül deryanızdaki dalgaların şahlanışını görüyoruz. Ve o sizin gönül deryanızın kıyısında durarak dalgalarınızın azıcık da bizim ayaklarımızı ıslatmasını ümit ediyoruz.
|
| Açtığı Konular: 42 | Yorum: 442 |
|
|
|
|
#7 Yazar: hiç 3 Kasım 2010 12:48 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: 22.08.2010
|
| Grub : Üye
|
| Konu Sayısı: 2
|
| Yarum: 19
|
| MSN: --
|
|
ALEM BUĞDAY BEN SAMAN ALEM YAHŞİ BEN YAMAN...ŞAH-I NAKŞİBEND
--------------------
Derviş; laleye benzer hüznü içinde,tebessümü herdaim yüzünde...=) |
| Açtığı Konular: 2 | Yorum: 19 |
|
|
|
|
#8 Yazar: HUZUR 4 Kasım 2010 23:33 | MSN: -- |
|
 |
| Kayıt Tarihi: --
|
| Grub : Ziyaretçi
|
| Konu Sayısı: 0
|
| Yarum: 0
|
| MSN: --
|
|
Hiç olmayanın hiçliğine hiç acır mıydın?
Bilmiyorum, bugünlerde sevdiğini hiç beklemediği bir anda ahirete gönderen kardeşlerim benim hissettiğimi mi hissediyor? Elimdeki her fotoğrafın zamanını ikiye ayırırım: Babamlı olduğum günler/babamsız kaldığım günler. Fotoğraf karesinde babam yoksa yakıcı bir sitem yapışır yakama: "Baban hayatta ama sen İstanbul'da evdesin ha!" "Babanla görüşmek varken, bak başkasının telefonuna bakıyorsun yine!" "Babanın yanında değilsin ve yayladasın demek!" 2004 yılı. Haziran ayı. Babamın vefatına bir ay kalmışmış. Nereden bileyim! O günlerde Ankara'ya gidiyorum. Gerede'de yol Samsun ve Ankara diye ayrılıyor. Babam Samsun'da. Ben ise, hiç tereddütsüz Ankara'ya devam ediyorum. Babamın vefatından önce babama en yakın olduğum nokta orasıydı. Bu kadar yakınken babama, ben Ankara'ya gitmiştim. O gün bugündür Gerede yol ayrımına her geldiğimde içim kanar. Hesap sorarım kendime. Direksiyonu sağa kırsaydın ya! Aramızdan ansızın ayrılıveren sevdiklerimiz, yokluklarıyla hayatımızın başkahramanı oluverir. Öyle ki onsuz geçirdiğimiz her an, ondan uzak kaldığımız her mekân, ona ilgisiz durduğumuz her hal şaşırtıcı olur sonraları... Şimdi hayatta olsa babam, "işler yoğun, bayrama gelirim inşaallah..." der miydim? Babamdan cılız da olsa bir aferin alacağımı bilsem, yolculuklar için bir sürü geçerli/geçersiz mazeret üretir miydim? Cevabı yine kendim vereyim. Hayatta olsaydı şimdi, babamın varlığı sıradan olurdu. Ve ben yukarıdaki sorulara evet derdim. Bekletirdim babamı. İşlerden sonrasına bırakırdım onu. Onun olmadığı yerlerde olmayı hakkım bilirdim. Onu aramadan geçirilmiş bir günü normal sayardım. Şimdi hayatta olan sevdiklerime davrandığım gibi davranırdım ona da. Varlığı sanki suçmuş gibi gözümden düşürürdü babamı. Yaşıyor olması sanki gereksizmiş gibi sıradan ederdi babamı. Garip ama gerçek: Şu anda ölecek olsalar her biri başkahramanımız olacak sevdiklerimizle birlikte yaşıyoruz. Varlıklarını kanıksadığımız sevdiklerimizin öleceğini biliyoruz. Varlığımızı kanıksamış sevdiklerimiz de bizim öleceğimizi biliyor. İşte kanıksamalar, o unutmalar, o ihmaller hayatı hayat yapıyor. Sanki avcısına bakan vurulmuş ceylan gibi gözlerimiz. Bir o kadar güzel. Bir o kadar açık. Bir o kadar çaresiz. Bir o kadar sessiz ve itirazsız. Bir başka boyutu daha var bu duruşun. Ölünce sevdiklerini başkahramanı yapanların, sevdiklerinin eksilmesini kanıksayışımız. Sevdiklerince başkahraman yapılmaya aday, varlığı kanıksanmış olanların sevdiklerince gece gündüz ölüm sonrası başkahraman yapılışlarını fark etmeyişimiz. Ne kadar çok ölüm haberi alıyoruz. Ne kadar çok ölüm haberi almaya alışıyoruz. Sayılara vuruyoruz ölenleri. Bir ölü, iki yaralı. Üç ölü, beş yaralı. Ölen, birinin kızı. Sabah öylesine okula uğurladığı can parçası. Hiç vazgeçilmezi. Ömür boyu hep arayacağı. Yanında yeterince olamadığı için hep çırpınacağı. Ama bize göre sadece bir rakam o: 1. Ölen, bir kızın babası; akşam evde beklediği, rüyalarının adamı. Hep kucakladığı. Hep kucaklamak isteyip de kucaklayamayacağı. Ömrünün her anında bir acı hıçkırık olarak yokluğunu bileceği. Yüreğinde sessizce büyüteceği dipsiz bir uçurum... Ama bize göre yine kupkuru bir rakam o: 1 Öğrenir öğrenmez de sıfırlarız o rakamı. Unutkanlığımız her defasında konfor sunar bize. Babasız kalmış çocukların acısına sağırlaşır kalbimiz. Evladını genç yaşında toprağa koymuş ananın gözyaşına körleşir gözümüz ve gönlümüz. O hançerler değmez hiç tenimize. O hıçkırıklar ulaşmaz göğsümüze. Herkesi kendi kuyusunda yapayalnız bırakırız. Vurdumduymazlığın ortasında yumuşacık yastıklar arasında bir dünya kurarız kendimize. Ölüme uzak. Ölenleri sadece rakamla sayan. Hemen ardından da sıfıra indiren bir unutkanlık. Mahzun olmuş/olacak gönüllere teselli sunmak için cebimde ümit yok. Ama bizim sıfır saydıklarımızı sayan Biri'yle tanıştırmak istiyorum sizi. Bizim hiç olduğu için acımadığımıza hepten acıyan, üstelik hiç olduğu için acıyan bir Rahman'ın "ellerinde" buluyorum teselliyi. Rahman'ın acımasını anlamak için şöyle bir test yapsak kendimize: Küçücük bir kuş gördük diyelim. Yavru kuş. Belli ki annesinden uzakta: acırız. Bir de fark ettik ki yavru kuşun bir kanadı kırık: daha çok acırız. Az sonra gördük ki, diğer kanadı da kırık: daha da çok acırız. Meğer bir ayağı da kırıkmış: daha da daha da acırız. O da ne! Öteki ayağı da kırıkmış: daha daha daha da acırız. Az sonra kör olduğunu da fark ettik: daha daha daha daha da acırız. Belki ağlamaya başlarız. Sonunda sağlam bir tek gövdesi olan kuşun ezilip gözden kaybolduğunu farz edelim. Öyle ki bizden önce yoldan silinmiş olsun cesedi. Acır mıyız? Hiç sanmam! Olmayan kuşa niye acıyalım ki? Acımamızı en çok hak ettiği anda, kuşun birden acınası olmaktan çıkması insafsızlık değil mi? Doğrusu şu ki, insanın şefkati, merhameti, acıması ille de bir nesne arar kendine. Nesne yoksa, acıma başlamaz, merhamet gerçekleşmez.
Yani: Uzakta da olsa bir annesi bile olmayan, kırık bir kanadı bile olmayan, kırık da olsa bir bacağı dahi olmayan, kör de olsa bir gözü bile olmayan, olmayan bir kuşa acıyamıyoruz. Oysa, Rahman'ın "acıma"sı, kuşun en acınası hali içindir: yokluğuna acır. Merhametiyle yoğu var eder O. Rahmetiyle olmayan kuşun dile gelmeyen varlık duasını kabul eder. Biz bir şeye var olduktan sonra acırız; belki de acımayız. Ama O yokluğuna acıdıklarını var eder.
Şimdi yokmuş gibi uğramadığımız sevdiklerimize bizden daha çok uğrayan ve seven Biri var. Kıymetini ancak yok olunca anladığımız sevdiklerimizi yokluğunda da kıymetli bilen Biri var. Acımasın bir yanımız diye var olduğu halde hiç saydığımız o başkahramanları yokluktan çıkarıp, unutulmuşluktan alıp başkahramanı yapacak denli önemseyen Biri var. Biri var... Üstelik, 1 rakamı ile açıklayamayacağımız kadar biricik Biri.. ...var. senai demirci |
| Açtığı Konular: 0 | Yorum: 0 |
|
|
|
| Bilgi |
|
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.
|
|
|
|  |  | | Haftanın Sohbeti |  |

[SOHBET İZLE]Osman Nuri Topbaş Hocaefendi : "Yüreğimizin Ulaştığı Her Yerden Mesulüz"
|
|
| Tasavvuf Sohbetleri |  |

[SOHBET DİNLE] Mahmut Zengin : "Allah Seni Bekliyor - Tevbeden Dönme! - Tövbe ve Gözyaşı"
|
|
| Görüntülü Sohbet |  |

[SOHBET İZLE] Ahmet Taşgetiren - 16.Bölüm - "Günaha Karşı Duyarlılık"
|
|
| Tefsir Dersleri |  |

[İZLE] Dr. Adem Ergül Tefsir Dersleri 2. Ders " Besmele "
|
|
| Fıkıh Dersleri |  |

[İZLE] Ahmet Hamdi Yıldırım 2. Ders "Temizlik - Abdest"
|
|
| Tasavvuf Dersleri |  |

[İZLE] Doç. Dr. Süleyman Derin "İhya Okumaları" 2. Ders
|
|
| Radyo Sohbetleri |  |

Fatih Çıtlak İle Tasavvuf Sohbetleri -Toplam 14 Bölüm- Her birinde Mârifetullah ikliminde aşk yağmurlarına tutulacağınız,uzun soluklu sohbetler
|
|
| Mesnevi Sohbetleri |  |

[İZLE] Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz " Mesnevi Sohbetleri " Toplam 23 Bölüm
|
|
| Haftanın Konusu |  |

*Doç. Dr. Fahreddin Yıldız'ın kaleminden :" Allah Elçisinin Örnekliği "
|
|
| Tasavvuf Dershanesi |  |

19. Ders "Nakşibendiyye büyüklerine göre Allah’a en çabuk vâsıl eden dört esastan biri=Sohbet "
|
|
| Anket |  |
| Dervişin Fikri olarak 4 yıldır aynı temayı (görünüm) kullanıyoruz.Sizce değiştirmelimiyiz? |
|
|
| Duyurular |  | |
|
 |
|