
Aşkı anlatan sözleri, aşık olanlardan başka kim anlar? Kalpte olan, kalpte yaşayan, fakat bütün iç ve dışı kuşatan, kendisi kuşatılamayan, harfsiz ve kelimesiz, aklın ötesinde bir dille konuşanı, hangi kelimeler tarif eder, tarif edebilir? İşimiz aşkı tarif değilBelki mecazî olanı, hakikisini tanımaya ipucu içindir Ama o kadarı bile insanı, hayatı, hatta tarihi değiştirme gücüne sahipken, gerçek olanı, hakikisi nasıldır, neler yapar?
Söz hakiki aşktan açılınca ayık olanlar susar, susmalıdır “Siz onları görseydiniz deli derdiniz” sırrına hürmet gerekir Onu yalnızca ehli bilir, ehli anlar
Fakat hedefe varan her yol Din-i Mübin sokağından geçer, bunu biliyoruz Gizli-açık şirkle, küfrle, isyanla malul olanların yolculuk iddiası bâtıl, aşıklık davası nefsin hilesidir
Birlikte hatırlayalım: İlâhi rızanın, cennetin, Cemâl'in, seyr u sülûkun ve hakikî aşkın, cümle hayrın yolu birdir: Sahih iman ve salih amel
Hayatı manalı olarak yaşayıp insana özgü kıymetlerle donatmak isteyenler, mütemadiyen “sevgi” milinin etrafında dönüp durmuşlardır Çünkü insanı insan yapan hasletlerin başında sevgi gelir
Sevgi, varlığın özü, sebebi ve birbirine bağlayan gücüdür Cenab-ı Hak, kainatı, mevcudata olan muhabbetinden dolayı yaratmıştır
Muhabbetin Mihrabı Hz Peygamber sav'dir
Muhabbetin mihrabı Hz Muhammed sav Efendimiz'dir O'na ve O'nunla ALLAH'a yönelmeyen sevgi, sevgi değildir Sevilen şeyin ucunda ancak ALLAH ve Rasulü varsa, o sevgide bir kıymet ve derinlik vardır Ruhu insanî semalara yükselten işte bu sevgidir Bunun ötesindeki bütün muhabbetler ya bütünüyle nefsanîdir veya nefsin heva ve arzuları karışmıştır Tamamen nefsani olan sevgiler, insanı aşağıların aşağısına indirmekten başka bir işe yaramazlar
Sevgiden mahrum sîneler yüzlerce sene yaşasalar dahi, hakiki olgunluk adına bir adım yol alamazlar Böyleleri kibir ve enaniyetin karanlık labirentlerinde dolaşıp durdukları için kimseyi sevemez, her şeye, herkese kuşkuyla bakmaktan kurtulamazlar Kin ve nefretle kavrulur, yapayalnız mahvolup giderler
ALLAH'ı Seveni Sevmek
İnanmış her gönül, derinlemesine sevmeyi bin can ile arzu eder Fakat çoğu kere buna muvaffak olamaz Çünkü ALLAH ve Peygamber sevgisini tahsil etmek için “seviyorum” demek ya da kitaplardan sevgi okumak kâfi gelmez Önce aşk boyasıyla boyayacak ustanın önüne varıp, mahviyetle yüzünü yere koymak gerekir Sonra da onu ölesiye sevmek…
ALLAH'ı seveni seven, ALLAH'ı sever Bu bir kanundur Ateşe atılan siyah kömür nasıl ateş rengini alırsa, ALLAH dostunun muhabbetiyle yanan gönül de sevgilisinin rengini alır Onun sevdiğini, yani ALLAH ve Rasulü'nü aşk derecesinde severMürşidini sevmeye başlayan her mürid, muhakkak eskisine nispetle ALLAH ve Rasulü'nü daha fazla sever Mürşidine sevgisi ne kadar çoğalırsa ALLAH ve Rasulü'ne muhabbeti de o kadar çoğalır
Şeyh Sadi Şirazî Hazretleri şöyle der:
Kokusu olmayan kil, gül ile kalırsa gül kokar, Hak aşıkları ile dostluk da bizi onun aşkına iletir
Alemlerin Efendisi ise, yemin ederek şöyle buyurur:
“ALLAH Tealâ'nın en sevgili kulları, ALLAH'ı kullarına, kulları da ALLAH'a sevdiren kişidir”
Benlikten geçip teslim olduktan sonra, Allahu Tealâ gönlü dostuna açar Muhabbet nurları oluk oluk kalbe akmaya başlarKur'an-ı Keritm'de “İman edip salih amel işleyenler var ya; Rahman (olan ALLAH) onları sevdirecektir” (Meryem, 96) buyrularak, bu hakikate işaret edilmektedir Hadis-i Şerifte belirtildiği üzere, Allahu Tealâ, gök ehline filan kulunu sevdiğini söyler ve onların da sevmelerini ister Gök ehli melekler ALLAH'ın sevdiği zatı sevince, yer ehli insanlar da onu sever ve ona yönelirler (Buharî)
Asıl olarak evliyâyı bizlere sevdiren şey, ALLAH'ın kemalinden onlara yansıyan güzelliklerdir Bizler o kemali kimde veya nerede fazla görürsek, elimizde olmadan onu severiz Bu cihetledir ki, ALLAH dostlarının her zerresine yönelen sevgi, gerçekte Hakk'adır
Testinin İçindeki Şerbet
Evliyanın yüzüne akseden nur, görüldüğü yerde ALLAH'ı hatırlatır Fakat muhabbetten habersiz olanlar için o sırf bir cisimden ibarettir
Maddi bedenlerimiz, görünüş ve şekillerimiz birer testi gibidir Güzellik ise, içindeki ilâhi şerbettedir Yabancı kalanlar, yaban duranlar o şerbetten içemezler Testinin dışına bakarlar, içindekinden haberleri yoktur
Cenab-ı Hak ancak sadık aşıklara kâmil mürşidin testisinden ikram eder Onun içindeki ilâhi güzellik şerbeti, ruhaniyetten nasibi olmayanlara görünmez
O Ateş Bir Tutuşunca
Muhabbet ateşi bir tutuşmayagörsün, düştüğü yeri yakar Şems'ini arayan Mevlâna gibi, insanı kararsız bırakıp yollara salarSevgilinin hayalinden başka bir hayalin, ondan başka bir rüyanın gözüne girmesine asla izin vermez Sevgiliyi her anışında, onu rabıtayla hayal ederken lâtifeleri yanmaya başlar Bu yanışı fiziken de hisseder ve bundan derin, tarifi imkansız bir zevk alır Bazen olur ki, onun suretinden başka bütün suretleri, onun isminden başka bütün isimleri unutur Tam bir gaybet hali zuhur eder
Mecnun'a sordular: - Adın ne? - Leylâ, dedi Çünkü kendi adı da dahil olmak üzere alemdeki bütün isimleri unutmuştu Bir tek ad biliyordu, o da Leylâ'nın adı
Fahr-i Kainat Efendimiz böyle bir istiğrak halinde iken, Hz Aişe validemiz: - Ey ALLAH Rasulü, bu hal ne, diye sordu Efendimiz sav: - Sen kimsin, buyurdu Hz Aişe ra: - Ben Aişe'yim ey ALLAH'ın Rasulü, diye cevap verdi Efendimiz sav: - Aişe kimdir? - Karın Aişe, ya Rasulallah, diye açıklamak zorunda kaldı
ALINTI |