Ana Sayfa  |  İletişim  |  RSS 2.0
Kullanıcı Paneli
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Kayıt Ol | Şifremi Unuttum?
Arama :
     
Ana Sayfa

Ana Menü

Sohbetler Menu

İslâmî İlimler Menu

Kısa Mesaj - Üyeler İçin
Misafirlerimiz
Sitedekiler
Şu An Çevrimiçi Olanlar:
Üye: 1
Sail Dervis

Arama Motorları: 3
GooglebotYandex
Baidu Spider

Ziyaretçi: 13
Toplam: 17

Çevrimiçi Olan Son Üyeler:
Son 20 Üye: 20
Ali Turgut arafa_kg
arbekbey can ali
cihan talebesi Darussefa
Eliff hadika
Kaplumbaga KARTAL1903
kethuda Mesken-i Ravza
mhmmdrmz sır-a yolculuk
talebe tıfıl
Uhud Yabani bahçenin sahte çiçeği
Züveyra şükrü kengil

Bedavacı Team
Son Yorumlar
Yazar: Darussefa, Konu:
İmdâd Kıl
Yazar: Eliff, Konu:
Adam olmak ..
Yazar: Eliff, Konu:
Merhaba
En Çok Okunanlar
» Güya:( .....sükun.....
» 5. Yıldönümü Fotoğraf Y ...
» Hafif bir rüzgar esiyor
» Aşkın Acep Halleri Var. ...
» Derviş olmak; devrilmiş ...
» Hadi Bakalım Buda Bizde ...
» Dervişin Fikri 5 Yaşınd ...
» Acemaşiran Ney Taksimi
» 5. Yılımıza Yenilikler ...
» Şerîat - Tarîkat - Hakî ...
En Son Eklenenler
» Eski Toprak
» ... Gece ve Aşk ...
» Üç Aylar Takvimi
» Son Nefesin Garantisi Y ...
» Hizmet Eden İnsanların ...
» İmdâd Kıl
» Güle Bahçivan Gerek!
» "ÜÇ AYLAR" Geliyor! H ...
» Arşiv Belgelerinde Hac ...
» Ölüm yok mu satın alsam ...
Rasgele Konular
» "Donandı Her Yer Kandi ...
» "Ben" ve "Ret" Mü' ...
» İNŞİRAH SURESİ
» Sultanahmet Cami'nde y ...
» Çile Üstüne Çile
» Yürekler tutuşmadan , d ...
» Vefa mı Cefa mı.....
» PAS-LAN_DIK
» Kimi zaman gözyaşı içte ...
» Hedefi olmayan gemiye h ...
Radyo
Reklam
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 

Ruhuna El-Fatiha
Büyük Hak Dostu
Aziz Mahmud Hüdayi Hz'nin
Vefatı-16 Ekim 1628
 

Bir Osmanlı Hanımefendisi: Müşerref Çelebi (Topbaş)
Paylaş
  Kategori: Haftanın Konusu
  Yorumlar (1)

Bir Osmanlı Hanımefendisi: Müşerref Çelebi (Topbaş)
1915 yılında Konya’nın Kadınhanı ilçesinde dünyaya geldi. Doğduğu yıl, Birinci Dünya Savaşı’nın hüküm sürdüğü savaş ve mahrumiyet yılları idi. Büyük dedesi, “Seyyidü’l-Muhaddisîn” ünvânı ile anılan, ezberinde kırk bin hadîs-i şerîf bulunan, beş Mushaf yazmış, hattat Ahmed Kudsî Efendi’dir. Dedesi Mehmed Hulûsî Efendi ise, dinini güzel yaşamaya çalışan, hâfızlara husûsî bir muhabbet besleyen sâlih bir kimsedir. Topbaş âilesi, tasavvuf ehli, ilim ve hayır işlerine düşkün ve islâmî hizmetlere gönül vermiş, ticâretle uğraşan bir âiledir.

Müşerref Hanım da böyle dindar bir âile çevresinde doğup büyümüştür.
Babası Ahmed Hamdi Topbaş, annesi Âdile Hanım’dır. Son dönem ârif ve âlimlerinden merhum Mûsâ Topbaş Efendi ve merhum Muammer Topbaş bey, ana-baba bir erkek kardeşleridir.

Müşerref Hanım, iki yaşındayken âile Konya’dan Mercan’a (Beyazıd) hicret eder. O dönemde İstanbul, Osmanlı Devleti’nin başkenti olarak zor yıllar yaşamaktadır. Millî Mücâdele’nin devam ettiği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu yıllardır. Müşerref Hanım, bu dönemde sekiz yaşındadır. 1920’li yılların başından itibaren Erenköy’e taşınırlar. Müşerref Hanım, burada mutlu bir çocukluk geçirir. İlkokulu bitirir. Babası Ahmed Hamdi Bey, çocuklarına Kur’ân-ı Kerîm öğretmek için evine aldığı bir hâfızı, çevresine “bahçıvan” olarak tanıtmak mecburiyetinde kalmıştır. Çünkü 1930’lu yıllar, din eğitiminin yasaklandığı, dînî eğitim vermek veya almak isteyenlerin takibe alınıp cezalandırıldığı yıllardır.

Müşerref Hanım, babasına çok düşkündür. Genç kızlık dönemine gelince, âile içinden dest-i izdivâca tâlip olanlar (kendisiyle evlenmek isteyenler) çıkınca, babası onu akrabaya vermek istemediğini söylemiştir. Çok geçmeden kerîmesini, Isparta eşrâfından kumaş tâciri Nazif Çelebi Bey’e vermiştir. Bunu duyan Müşerref Hanım:
“-Beni vermişler, öyle mi?!” diyerek hayretini ifade eder. Böylece onun hayatında yeni bir dönem başlamış olur.

1934 yılında, Müşerref Hanım, Nazif Bey’le evlenir. Düğün arabası, soğuk bir havada, onu, içinde kayınvâlide, kayınbirader ve görümcenin bulunduğu kalabalık bir konağa “gelin” olarak getirir. Kayınpederi, Medine’ye kütüphâne müderrisi olarak tayin edilmiş, bir müddet sonra da orada vefât ederek Cennetu’l-Baki’e defnedilmiştir.

İlk bebeği Nûri, 33 günlükken zaturre olur ve hayata gözlerini yumar. Yaşadığı bu ızdırabı ve hüznü hafifletmek için hâfız olmaya karar verir. Üç yıl içinde, kucağında üç çocuğu olduğu hâlde hıfzını tamamlar. Bu durum, Kur’ân-ı Kerîm’i çok seven babası Ahmed Hamdi Bey’e de çok büyük bir sürpriz olur. Bu haberi ilk aldığında sabaha kadar uyuyamaz ve sabah olunca ablalarına koşarak kızı hakkındaki iftihar ve mutluluk duygularını dile getirir. En kısa zamanda Süleymaniye Câmii’nde bir hâfızlık cemiyeti tertiplenir. Üzüntü ile sarıldığı Kur’ân-ı Kerîm limanı, ona “hamele-i Kur’ân” olma tâcını giydirmiştir. Onun giydiği bu taç, hayatının çeşitli safhalarındaki imtihan, sıkıntı ve üzüntülerini hafifleten bir derman olmuş ve Rabbine karşı tevekkül ve teslimiyetini arttırmıştır.

Müşerref Hanım’ın Nazif Bey’le evliliğinden beş kız, iki erkek evlâdı dünyaya gelmiştir.
Nazif Çelebi Bey, dînî esaslara riâyet eden, Türk örf ve âdetlerini hayatına tatbik etmekte çok titiz bir insandı. İlim Yayma Cemiyeti’nin kurucularındandı. İşletme Fakültesi mezunu idi ve iyi Fransızca konuşurdu. Yok edilmeye çalışılmış ve neredeyse unutulmaya yüz tutmuş Osmanlıca ve Hat Sanatı’nı canlandırmak için elinden geleni yapmıştır. Kendi âilesini, evlatlarını, çevresindeki gençleri Osmanlıca öğrenmeye ve Hat sanatını canlandırmaya teşvik etmiştir. Müşerref Hanım da, beyinin bu gayretlerine elinden gelen katkıda bulunurdu. Osmanlıca dersleri verir, öğrencilerine kitap alımı hususunda destekte bulunur, şahsî hayatında da günlüklerini hep Osmanlıca tutardı. O da eşi gibi, genel kültüre, güncel hâvâdislere ve çeşitli ilimlere düşkündü. Atlas inceler, roman okumadan uyumaz, son dönemde hastayken bile başucundan kitapları eksik olmazdı.

Nazif Bey’in hat ilmine merak ve teşviki sayesinde, meşhur hat üstadlarından Halim Özyazıcı, 1952 yılı Ekim ayından itibaren, konaklarına gelip gitmeye ve isteyenlere ders vermeye başladı. Müşerref Hanım, bu esnada 45 yaşındaydı ve kızları Nükhet, Güzide, Melike, Sütude ve Nuriye ile gelini Mesude Hanım onunla birlikte hat dersleri meşk etmeye başladılar. Hattat Halim Bey, güleryüzlü, şakacı, çocuklarla samimi ve derslere itina gösteren bir beyefendi idi. 1964 yılında, Halim Bey’in bir trafik kazası ile vefâtının ardından, bu hat dersleri, Hattat Hamid Aytaç Beyefendi ile devam etmiştir. Müşerref Hanım, icâzeti olmamakla beraber, İbnü’l-Emin Mahmud Kemal İnal’ın “Son Hattatlar” adlı eserinde zikredilmiştir. Mahmud Kemal, eserlerinden örnekler vererek, onun çalışmalarını takdir etmiştir.

O, ömrü boyunca şiar edindiği tevâzuyu bu konuda da göstermiş ve bir gün bile kendisini “hattat” olarak vasıflandırmamıştır. Fakat hocasının izni ile hat dersleri vermeye başlamıştır. Son dönemde âilesinden üç tane hattat hanım yetişmiştir. Seksen altı yaşına kadar yazmayı sürdürmüş ve bu esnada pek çok hanıma hat dersleri vermiştir. Hattat Hilâl Kazan, Nermin Şişmanoğlu ve yeğeni Sâre Çizmecioğlu, onun tedrisatında yetişmişlerdir.

Yeğenlerinden Âdile ve Hümeyrâ Hanımlar, Erenköy’den Süleymaniye’ye sabah altıda hat dersine giderler, Müşerref Hanım daha önceden odunları sobaya atarak kahvaltı sofrasını hazırlar ve onları güler yüz ve mütebessim bir çehre ile karşılardı. Kahvaltıyı müteâkib yemek odasında hat dersine başlanır, bir kısmı vapurda aceleyle yazılmış derslerin kontrolüne geçilirdi. Kimin kalem, mürekkep ve kâğıt gibi ne ihtiyacı varsa, burada temin edilirdi.

Müşerref Hanım, insanları çok seven, müsafirperver, kapısı her zaman açık, küçükten büyüğe herkesin hâlini hatırını soran, hizmet ehli, eski zaman terbiyesi ile büyümüş müstesnâ bir hanımdı. Eşinin haberli habersiz gelen misafirlerine karşı her zaman büyük bir tazim ve sevgi ile hizmet ederdi. Konakta hiçbir zaman misafir eksik olmazdı; kâh üniversite öğrencileri, kâh Ramazan’larda her gün ağırlanan tanrı misafirleri, kâh Süleymaniye Câmii’ni gezmeye gelen turistler… Konağın bu hâli, bir dergâhı andırıyordu.

Hizmet ve sabır, Müşerref Hanımın hayatının ana unsurlarıydı. Misafirlerine, âilesine, yeğenlerine nezâketle davranır, kâl ile değil, hâl ile örnek olurdu.

Ramazanlarda konağa, kamyonetle yiyecek içecek gelir, her gün iki-üç yatılı misafir bulunur, bahçeye dahî sofralar kurulurdu. Selâm veren içeriye girer, bahçedeki sofrada iftarı beklerdi. Gece kalan misafirler için büyük bir hizmet aşkı ile sahurlar hazırlanırdı.

Yine Ramazan aylarında hâssaten iki hatim indirilirdi. Müşerref Hanım, gündüzleri okuduğu mukabelenin yanı sıra, ertesi gün okuyacağı cüzü, çalışma bâbından bir gece evvelinden hazırlardı.

Hâfızlığa çalıştığı yıllarda ise, sabah namazından sonra uyumaz, hocası gelinceye kadar ezberini hazır ederdi. Eşi Nazif Bey’in konak içinde kurdurduğu zil sistemi sâyesinde, ev ahâlisi erkenden uyanırdı. Nazif Bey, çocukları alıp sabah namazına Süleymaniye Câmii’ne giderdi. Eve döndüklerinde çocuklar, hazırlanmış kahvaltı sofrası ve sobanın üzerinde kızartılmış mis gibi kokan tereyağlı ekmeklerle karşılanırdı.

Müşerref Hanım, eşinin iş hayatına da evden yardımcı olur, bazen sabahlara kadar çalışarak onun muhâsebesini tutardı. Efendisinin titizliğine rağmen, onun bir dediğini iki etmez ve onu çok severdi. Kendisini, eşinin, insanların ve Kur’ân-ı Kerîm’in hizmetine vakfetmiş bir insandı.

Hayatı boyunca oldukça dindar bir insan olan Müşerref Hanım, Mehmed Zahid Koktu Hazretlerine intisabı ve İzmirli Zehra Hanım ile tanışmasından sonra daha çok mânevî hayata meyletmişti. Kendisini, “âhiret kardeşim” olarak vasıflandırdığı Zehra Hanım, Bediüzzaman’ın öğrencilerindendi. Zehra Hanım’la tanışmasını müteâkib daha mazbut ve daha münzevî bir hayat sürmeye başlamıştı. Âdeta “halk içinde Hak’la beraber” bir hayat sürüyordu. Bu tanışmanın ardından Zehra Hanım, 10 yıl gibi uzun bir süre, Müşerref Hanım’la beraber bu konakta kaldı. Bazen gece yarılarında başlayan sohbet ve ibâdetler, sabahlara kadar sürerdi. Üç öğün Zehra Hanımın odasına yemek gittiği hâlde, o bazen çok az yemek yer, bazen de hiç yemezdi. Müşerref Hanım, onun yemek istemediği zamanlarda odasına gidip bizzat yedirdiği de olurdu.

Zehra Hanım’la olan mânevî ahbablıkları, Müşerref Hanım’ı çok yönlü şekillendirdi. Bir gece, bütün ziynet ve takılarını toplayarak etrafındaki fakir ve gariplere dağıttı. Daha sade bir kıyafete büründü. Tam 27 sene boyunca, üç ayların tamamını oruçlu olarak geçirdi. O, genellikle yatağında uyumaz, evin girişindeki küçük odada seccadesinin üzerinde kıvrılır, ağlayarak zikreder, Cenâb-ı Hakk’ı tesbih eder ve ibâdetle meşgul olurdu.

Süleymaniye’de şu anda Suffa Vakfı’na âit olan konakta, Çelebi’lerin toplantı ve sohbetleri bitmezdi. Devrin ileri gelen ilim, fikir, sanat ve siyâset erbâbı bu toplantılara büyük bir iştiyakla katılırdı. Buraya katılanlar arasında İbnü’l-Emin Mahmud Kemal İnal, Sabahaddin Zaim, Nevzat Yalçıntaş, Fatin Rüşdü Zorlu, Ömer Nasuhi Bilmen, Şeref Güzelyazıcı, Hasan Basri Çantay, Necmeddin Erbakan, Dr. M. Hulûsî Baybal, Celal Ökten, İ. Hami Danişmend ilk akla gelenlerdir.

Her şeyin fânî olduğu bu dünyada, Çelebi âilesinin işlerinin bozulmasıyla beraber konak hayatı da sona erdi. O hareketli, canlı, sesli, kalabalık konak derin bir sessizliğe gömüldü. Müşerref Hanım’ın imtihanları, bununla da sınırlı kalmadı. Çocuklarının ayrılıkları, evliliklerinin nihayet bulması ve 1977 yılında konaktan ayrılmak zorunda kalmaları, onu ve eşi Nazif Bey’i derinden sarstı. Konağı süsleyen eşya, levha ve mobilyaların hepsinin Haseki’deki eve sığmaması sebebiyle bir kısmının elden çıkartılması, bütün âile fertlerini hüzne boğdu.

Nazif Bey, şeker hastasıydı. 1988 yılında Hakk’ın rahmetine kavuştu. Âile, bunun üzerine Erenköy’e taşındı. Müşerref Hanım, çocukluk günlerinin geçtiği Erenköy’e yine gelmişti. Erenköy’deki kardeşlerine daha yakın, ama geçirmiş olduğu mesut günlere daha uzak bir şekilde, sabır, tevekkül içinde yaşama azmi devam etti. 1995 yılına, yani 80 yaşına kadar hat dersleri vermeyi sürdürdü. Öğrencilerine hat dersi verirken, bir yandan da bizzat hazırladığı limonata, kurabiye gibi ikramlarla gönüllerini alırdı.
2007 yılında, 92 yaşında vefat etti. Son günlerine kadar okumaya, kendini geliştirmeye devam etmişti. İlk çıktığı günden itibaren Altınoluk dergisinin takipçilerindendi. Her yıl, günü gelmeden ücretini gönderip aboneliğini bizzat kendisi yeniletir ve dergi ulaşmadığında takip ederdi.

Cumhuriyet döneminin ilk hanım hattatı olan Hâfız Müşerref Hanım, sayılamayacak kadar çok güzel vasfı ve kıymetli eserlerini evlatlarına, öğrenci ve dostlarına bıraktı. Daima İslâm’ın güleryüzü, sabır ve hizmet ehli, çalışkan ve örnek ruhu, sâliha ve mütedeyyin hayatı, sâdeliği, edebi, nezâketi oldu. O, güzel bir kul, güzel bir insan, güzel bir eş ve güzel bir anne idi. Ruhu şâd olsun. Cenâb-ı Hak, mekânını cennet eylesin. Âmin..

       
#1 Yazar: Kaplumbaga                                                                                                                 31 Ekim 2010 07:58 | MSN: --
Kayıt Tarihi: 16.10.2010
Grub : Yazar
Konu Sayısı: 42
Yarum: 438
MSN: --
"...İlk bebeği Nûri, 33 günlükken zaturre olur ve hayata gözlerini yumar. Yaşadığı bu ızdırabı ve hüznü hafifletmek için hâfız olmaya karar verir.."

Hayatımıza giren ve bizi üzüntüler içerisinde bırakan ne fırsatlar kapısını kaçırmaktayız belki de böyle; öyle değil mi?
Açtığı Konular: 42 | Yorum: 438    

  Bilgi

Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.




Haftanın Sohbeti

[SOHBET İZLE]Osman Nuri Topbaş Hocaefendi : "Yüreğimizin Ulaştığı Her Yerden Mesulüz"
Sohbeti dinlemek için tıklayınız.
Tasavvuf Sohbetleri

[SOHBET DİNLE] Mahmut Zengin : "Allah Seni Bekliyor - Tevbeden Dönme! - Tövbe ve Gözyaşı"
Sohbeti dinlemek için tıklayınız.
Görüntülü Sohbet

[SOHBET İZLE] Ahmet Taşgetiren - 16.Bölüm - "Günaha Karşı Duyarlılık"
Sohbeti izlemek için tıklayınız.
Tefsir Dersleri

[İZLE] Dr. Adem Ergül Tefsir Dersleri 2. Ders " Besmele "
Dersi dinlemek için tıklayınız.
Fıkıh Dersleri

[İZLE] Ahmet Hamdi Yıldırım 2. Ders "Temizlik - Abdest"
Dersi dinlemek için tıklayınız.
Tasavvuf Dersleri

[İZLE] Doç. Dr. Süleyman Derin "İhya Okumaları" 2. Ders
Dersi dinlemek için tıklayınız.
Radyo Sohbetleri

Fatih Çıtlak İle Tasavvuf Sohbetleri -Toplam 14 Bölüm- Her birinde Mârifetullah ikliminde aşk yağmurlarına tutulacağınız,uzun soluklu sohbetler
Sohbetleri dinlemek için tıklayınız.
Mesnevi Sohbetleri

[İZLE] Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz " Mesnevi Sohbetleri " Toplam 23 Bölüm
Dersi dinlemek için tıklayınız.
Haftanın Konusu

*Doç. Dr. Fahreddin Yıldız'ın kaleminden :" Allah Elçisinin Örnekliği "
Okumak için tıklayınız.
Tasavvuf Dershanesi

19. Ders "Nakşibendiyye büyüklerine göre Allah’a en çabuk vâsıl eden dört esastan biri=Sohbet "
Okumak için tıklayınız.
Anket

Dervişin Fikri olarak 4 yıldır aynı temayı (görünüm) kullanıyoruz.Sizce değiştirmelimiyiz?

Değişiklik iyidir.
Böyle kalsın.
Bir ay deneyebiliriz

Facebook Sayfamız
Dervişin Fikri

Sayfanızı Da Tanıtın
Dervişin Fikri ile ilgili en güncel haberleri almak ve orjinal videoları seyretmek için açılan sayfada BEĞEN butonuna basınız
Sayfaya gitmek için tıklayınız.
Diline Sahib Çık!



Duyurular

Sayın Editör,Yazar ve Üyelerimiz.Makaleleriniz için seçtiğiniz resimleri önce bilgisayarınıza kayıt edip,sonra yükleyiniz.Diğer sitelerden alıntı resimler bir müddet sonra silinmekte veya değişmektedir.

Dervişin Fikri İslami Portalı'nda Yazılarınızı veya Alıntılarınızı Yayınlamak İçin Üye Kontrol Panelindeki Konu Ekle Linkine Tıklayarak Yazılarınızı Bize Gönderebilirsiniz.

Namaz Vakitleri
Hoş Sadâ

Sami Sultanımız-Özel
Dervişane Musıki
Ayet-i Kerime
Hadis-i Şerif
Dua
Son Dakika Haberleri
  
Ana Sayfa  |  İletişim  | Üye Ol  | 
Copyright © 2008-2009 Dervişin Fikri  | Tüm Hakları Saklıdır © 2008-2009 Dervişin Fikri  | Çeviri By © 2009 zIRyuMRuL
GenelVideolar Hit Statistics
İslami Sitelerin Bulusma NoktasıiSLami Toplist, islami Siteler, ToplistislamiHit.comdomain