Ebu Hureyre (r.a) Resulullahatan naklen şöyle buyurur: Cennete öyle ağaçlar vardırki bir süvarionun gölgesindeyüz sene at koşturur yinede bitmez. Dilerseniz şu ayeti okuyun: Uzamış gölgeler (vakıa süresi ayet 30) Hatta hiçbir beşerin görmediği hiçbir kulağın duymadığı beşer kalbine gelmeyen güzel şeyler vardır. Dilerseniz bu manaya işaret eden şu ayeti okuyun: Hiçbir nefis kendisi için ne gibi göz kamaştırıcı şeylerin in bulunduğunu bilemez." (Secde sûresi, âyet:l7)
Mirac, merdiven demektir. Resulullah efendimizin göklere çıkarıldığı, bilinmeyen yerlere götürüldüğü gecedir. Recebin 27. gecesidir. İsra suresinin ilk âyet-i kerimesinde, Mirac bildirilmektedir. Mutezile fırkası, Resulullah efendimizin bir anda, Cenneti, Cehennemi ve daha birçok yerleri gezip gelmesine akıl erdirememiş, “Miracı kabul etmek, Allah’a mekan ittihaz etmek olur” diyerek Miracı inkâr etmiştir. Allahü teâlâ, Hazret-i Musa ile Tur dağında konuşmuştur. Tur dağı Allahü teâlânın mekanı mıdır? Elbette değildir. Cennete giren müminler de Allahü teâlâyı görecektir. Cennet de Allahü teâlânın mekanı değildir. Allahü teâlâ mekandan münezzehtir.
“İki şey vardır, insanların çoğu onun değerini bilmezler: Sıhhat ve boş vakit” (Hadis-i Şerif)
KUR'AN'DA ZAMAN
Kuran-ı Kerim üzerinde dikkatleri canlı tutmak için zamanı hatırlatan tabirleri sıkça kullanır. Her çeşit farz, vacip ve nafile namazlar zaman tanzimine de yönelik gayeler taşımaktadır. Bu açıdan, din, amirlerin büyük çoğunluğuyla, insana zamanı azami ölçüde değerlendirmeyi öğretmektedir. Hatta asıl gaye budur denilebilir.
Kur'an'ın Zamanı İfade Şekli:
“Zaman” lugat açısından “uzun veya kısa vakit” anlamına gelir. Kur'an, zaman yerine daha çok vakit kelimesini tercih eder ve kullanır. Bu kelime lugat yönüyle “bir iş için belirlenen zamanın nihayeti” demektir. Kur'an-ı Kerim'de zamanla alakalı gün, hafta, yıl, asır, vakit, saat kelimeleri bir ferd için hangisi daha önemli ise önem miktarı kadar tekrar edilmiştir. Ferd için en ehemmiyetli gün olduğundan Kur'an'da en çok zikredilen “Yevm” yani “Gün” kelimesidir ki 475 defa zikredilmektedir. Kur'an-ı Kerim ilk sayfalarından itibaren, en son sayfalarına kadar, hiç fasıla vermeden, okuyucusuna zaman mefhumunu hatırlatmaktadır.
I. İman Esasları 1. Mümin, bir olan, kendinden başka ilah bulunmayan, her şeyi gören, bilen, işiten, hiçbir şeye muhtaç olmayan, yaratan, öldüren, dirilten, daimâ hayy ve kayyûm olan bir Allah’a inanır. (Bakara 2/285, 255; İhlas 112/1-4) 2. Allah’ın nurdan yaratılmış özel kulları olan, O’nu gece gündüz kesintisiz olarak zikreden, O’nun emrini yerine getirip O’na asla isyan etmeyen meleklere inanır. (Bakara 2/285; Enbiya 21/19-20, 27; Tahrim 66/6) 3. Hz. Adem’den itibaren son peygambere kadar gelen,
Yaşadığımız çağa "Uzay Çağı, Atom Çağı, Teknoloji Çağı" gibi isimler veriliyor. Bu çevrede tanımlar yapılıyor, yorumlar getiriliyor. "Çağın gereği" diye bir takım "dogmalar" sıralanıyor ardarda... Çıkmaz sokaklar, mecburî istikametler gösteriliyor insanlara: Akıl, bilim ve demokrasi adına teklifler, çözümler... Her ne kadar demokrasi bukalemun gibi her ülkede ayrı bir kılığa bürünse de, kim cüret edebilir, demokrasinin icaplarına karşı çıkmaya?
Peygamber (s.a.v) Efendimiz Hazretleri bundan 1400 küsur sene evvel, İstanbul'un ehemmiyetine ve bu mübarek beldeyi fethedecek kumandan ve askerlerin şerifine işaret ederek, fethi bu suretle teşvik buyurmuşlardır. Ardarda gelen "Sahabi Orduları" nın uzun çölleri aşarak üç bin kilometrelik bir mesafeyi kat edebilmeleri hep bu şerefe nail olabilmek içindi. Surların dışı Eyüp civarında sayısız Sahabe'ye mübarek bir medfen olduğundan Osmanlı zamanında aynen Mekke ve Medine gibi, buraya gayr-i müslim ayağı bastırılmazdı. Çünkü bilinen yirmi-otuz Sahabi kabrine ilaveten bilinmeyen binlercesinin mevcudiyeti tarihi bir hakikattir.