Ana Sayfa  |  İletişim  |  RSS 2.0
Kullanıcı Paneli
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Kayıt Ol | Şifremi Unuttum?
Arama :
     
Ana Sayfa

Ana Menü

Sohbetler Menu

İslâmî İlimler Menu

Kısa Mesaj - Üyeler İçin
Misafirlerimiz
Sitedekiler
Şu An Çevrimiçi Olanlar:
Üye: 0
Yok.

Arama Motorları: 2
GooglebotBaidu Spider

Ziyaretçi: 9
Toplam: 11

Çevrimiçi Olan Son Üyeler:
Son 20 Üye: 20
Ali Turgut arafa_kg
arbekbey can ali
cihan talebesi Darussefa
Eliff hadika
Kaplumbaga KARTAL1903
kethuda Mesken-i Ravza
Sail Dervis sır-a yolculuk
talebe tıfıl
Uhud Yabani bahçenin sahte çiçeği
Züveyra şükrü kengil

Bedavacı Team
Son Yorumlar
Yazar: Darussefa, Konu:
İmdâd Kıl
Yazar: Eliff, Konu:
Adam olmak ..
Yazar: Eliff, Konu:
Merhaba
En Çok Okunanlar
» Güya:( .....sükun.....
» 5. Yıldönümü Fotoğraf Y ...
» Hafif bir rüzgar esiyor
» Aşkın Acep Halleri Var. ...
» Derviş olmak; devrilmiş ...
» Hadi Bakalım Buda Bizde ...
» Dervişin Fikri 5 Yaşınd ...
» Acemaşiran Ney Taksimi
» 5. Yılımıza Yenilikler ...
» Şerîat - Tarîkat - Hakî ...
En Son Eklenenler
» Eski Toprak
» ... Gece ve Aşk ...
» Üç Aylar Takvimi
» Son Nefesin Garantisi Y ...
» Hizmet Eden İnsanların ...
» İmdâd Kıl
» Güle Bahçivan Gerek!
» "ÜÇ AYLAR" Geliyor! H ...
» Arşiv Belgelerinde Hac ...
» Ölüm yok mu satın alsam ...
Rasgele Konular
» Hakiki Dost... [Gece İl ...
» Ben Nasıl Konuşurum?
» Muamma Dağarcığı
» Beni Kendinle Meşgul Ey ...
» Hakdan gayrıyı katl içi ...
» Nükteler...
» İki uçlu GönüL...
» Kalpler Ayna Görevi Yap ...
» ''bıçağını bileyip öç ...
» Yar İle Hem-dem Olan Ağ ...
Radyo
Reklam
Takvim
«    May 2012    »
PtSaÇrPrCuCtPz
 
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
 

Ruhuna El-Fatiha
Büyük Hak Dostu
Aziz Mahmud Hüdayi Hz'nin
Vefatı-16 Ekim 1628
 

Münir Arıkan Ailedeki “Evlâd Paniği”ni değerlendiriyor... Çare Aileyi Aile Yapmak”
Paylaş
  Kategori: Haftanın Konusu
  Yorumlar (0)

Münir Arıkan Ailedeki “Evlâd Paniği”ni değerlendiriyor... Çare Aileyi Aile Yapmak”

“Tası, tarağı toplayıp köye dönmek var ama artık oraya bile kaçamayız.”

Aile Paniği

Aileler gün geçtikçe çocuklarıyla ilgili ciddi bir tedirginlik yaşıyorlar. Erken yaşlarda karşılaşılan olumsuz ortamlar, dış faktörler ailelerin kaygılanmalarına neden oluyor. Bir açıdan internet hayatın vazgeçilmezleri arasında görünüyor. Diğer taraftan çocuğun ne ile karşılaşacağını bilememenin endişesi var. Bir durum tespiti yapacak olursak nasıl bir tablo ile karşı karşıyayız?

Çocukların karşı karşıya kaldığı kişilik, kimlik ve ruhsal problemler neler?

Size bu manada çocuklar getiriliyor mu?

Aileler bunun altından nasıl kalkabilir?

Çocuklar, anne baba olmamızın temel sebebidir. Öyle olmasa, eşimizle arkadaş olurduk. Ama aile olduysak. Aile kurduysak. Buradaki temel gaye; kendi değerlerimize uygun olarak gelecek nesillerimizi meydana getirmek ve “onları kendi yaşayacakları geleceğe uygun bir şekilde hazırlamak” değil midir?

Peki çocuklarımızı, hayattaki en önemli annelik ve babalık vazifelerimizi onlar için layıkıyla ve hakkıyla yerine getirerek, münevver bir şekilde yetiştirebiliyor muyuz?




Bu sorunun cevabı kesinlikle ve kesinlikle koca bir Haa-yır’dır! Ve buradaki haa-yır’da pek bir hayır da yoktur.

Peki onları yetiştirmemizin önündeki en büyük engeller nelerdir diye soracak olursak; karşımıza en büyük engel olarak iki ana problem çıkmaktadır ki, bunların birincisi televizyon, ikincisi ise, tamamen batı felsefesi ve ahlaksızlığı üzerine kurulmuş internet’tir.

Çocuklarımız niçin (onlar için iki büyük yok edici tehdit olan) televizyon ve internet belasıyla karşı karşıyadır?

Çünkü babalar, dışarıda geçim ve maişet telaşında, dünyayı kurtarmakla meşguller.

Annelerin de (en masumcası) hanımlar günü, altın günü ve Cuma Sohbetlerinden, çocuklarına ayıracakları vakitleri yok.

Eve geldiklerinde de, çamaşır… bulaşık.. derken… ev işi zor şekerim J Hal böyle olunca da, çocukların ayak altında dolaşmalarından, kendilerine engel olmalarından, işlerini, sohbetlerini, dedikodularını aksatmalarındansa. Odalarına çekilip, kuzu kuzu, ya da kurt kurt televizyon izlemeleri… İnternette dolaşmaları… daha masum ve zararsız geliyor ailelere maalesef. Onların yetiştirilmesinde harcayacakları vakti; akşamları dizi izlerken harcamak da cabası.

Televizyon çok tartışıldı, bu ülkede. Çocukluğu­muzda Amerikan filmlerinde yanak yanağa bir öpüşme sahnesi gelirdi. Lütfen burayı önemseyin, efendim. O öpüşme sahnesi, filmin en beklenmedik anında, aileyi hazırlıksız yakalamak üzere, özel hollwood tasarımı ve kurgusu olarak haince konulmuş bir tuzaktı. O zamanlar daha ahlaklıydık. Hem tüm evlerde televizyon denilen illet yoktu, hem de televizyonu olan evlerde, öyle bir öpüşme sahnesi olunca, tüm ailenin yüzü kızarır, televizyona en yakın olan kişi hemen yerinden fırlar ve televizyonu kapatırdı. Şimdiki çocuklar bilmez, o zamanlar ikinci kanal diye bir şey olmadığı için, kapatmak tek çözümdü. Üstelik uzaktan kumanda diye bir alet de henüz keşfedilmediği için, uzaktan değil, hemen koşulup, elle kapatılırdı. O zararlı sahnenin ne kadar süreceği, tecrübelerle sabitti. Ve bir müddet sonra (o zararlı sahnenin bitimi hesap edilerek) televizyon yeniden açılır ve hiçbir şey olmamış gibi, film o andaki sahnesinden itibaren izlenmeye devam ederdi.
Münir Arıkan Ailedeki “Evlâd Paniği”ni değerlendiriyor... Çare Aileyi Aile Yapmak”

(Şimdi gençler özgürlük adına, toplu taşıma araçlarında dudak dudağa öpüşmeyi, bir ilericilik ve özgürlük eylemi olarak görüyorlar. Amerika’da da ilk öpüşmeler başladığında, inanın ordaki toplum da buna karşı, ahlaklı bir şekilde savunma yaptı, karşı çıktı. Aileyi ve masum çocukları korumak adına, bunu çirkeflik olarak gördü. Ama onları da alıştırdılar. Hatta şimdi o kadar alıştılar ki, milyonlarca kişinin gözü önünde, bırakın öpüşmeyi, yatağa girip, cinsel ilişkide bulunmayı bile sempatik buluyorlar.!)

Peki bunu gören çocuğun ruh hali nasıl olur sizce?

Son yıllarda artan (Kayseri’deki 3 masum yavrumuzun şeref yoksunu bir cani tarafından gaddarca katledilmesi gibi bir çok) tecavüz ve canilik olayında televizyon ve internetin hiç rolü yok mu sizce? Özgürlük sarhoşları, masum gibi görünen (!) talepleri ile, yasaklamaya karşıyız diyorlar. Cinselliği yasaklayan ülkelerde de şöyle şöyle olaylar oluyor diyorlar. Peki yasaklanmayan, her türlü sapıklığın serbest olduğu ülkelerden ne haber??? Her türlü cinsel eylem Hollanda’da serbest de ne oluyor. Yine tecavüz vakaları, kaçırma vakaları, öldürme vakaları… Daha dün koskoca İMF Başkanı olacak adam otelde kadın temizlikçiyi, çırılçıplak kovaladığı, tecavüze yeltendiği için tutuklanmadı mı? Eeee? N’ooldu? Hani özgür bırakınca, sapıklıklar olmayacaktı???

(Not: Ahh keşke, bize ait , gerçekten bize ait bir kanalımız olsa! Haberi haber gibi verse. Çocuklarımızın ruh halini önemsese… Görüntüleri reyting uğruna çocuk kurban törenine dönüştürmese. Ah keşke!)
TELEVİZYONU AÇ AĞLA... KAPAT AĞLA...

Türkiye’de aileler bu hain planı sezmelerine karşın, karşı bir hamle veya karşı bir savunma geliştiremediler.

Televizyon; yıllarca Yeşilçam’ın insafına (!) bırakıldı. Hz. Ömer’in adaleti ve benzeri sözde islami filmleri bile onlar çekti, oynadı. Oynadı diyorum çünkü filmin % 60’ı göbek dansı ve dansözü eşliğinde geçerdi. Nerde bir boşluk bulurlarsa, Arap müziği eşliğinde dansöz oynatmadan o sahneyi geçmezlerdi.

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Yeşilçam’ın mı suçu bu?

Film deyince, aslandan ürkmüş zebralar dibi sağa sola kaçışan, camiamızın, ağabeylerimizin ve ağa ablalarımızın hiç mi suçu yok?

Hani nerde benim filmcilerim? Senaristlerim? Oyuncularım? Işıkçılarım? Kameramanlarım?

Kendi uzmanlarımızı yetiştiremediğimiz için, kendi sektörümüzü de meydana getiremedik.

Ondan sonra, televizyonu aç ağla… Kapat ağla…

1991 yılında o zamanki Amerikan Başkanı Baba Bush’un Türkiye ziyaretinde, Cumhurbaşkanı merhum Özal’la Türkiye’deki sinemalarda Hollywood filmlerinin oynatılmasıyla ilgili bir kota meselesinin konuşulduğu basına yansımıştı. Hatta Bush Amerika’ya döndükten sonra da, kendi işinin takipçisi olmuş, sırf bu iş için koskoca Cumhurbaşkanımızı arama cüretinde bulunmuştu. Yani? Bak takipteyim ha! Ona göre! Yani isteseniz de, kendi ülkenizde, kendi filmlerinizi oynatmada, belli bir kota var, sınırlama var, yasak var.

Düşünebiliyor musunuz? Kültür dediğimiz, üstelik kültürün en yaygın formatında şu anda Amerikan kotası var. Hala var! Şu anda bile var. Hem televizyonlarda hem de sinema salonlarımızda var. Ben oynatamıyorum diyemiyorsunuz! Kendi film sektörünüzü kuramadığınız için, eliniz mahkum, bu ahlaksızlığa boyun eğiyorsunuz.


FİLMLERDEKİ EN KÖTÜLER
NEDEN MÜSLÜMANLAR?

Hal böyle olunca, film deyince, televizyon deyince, benim çocukluğumdan bu güne geçen 30 – 35 yıllık sürede, aklımda kalan şeyler şunlar oldu;

Hocalar pis sakallıdır.

Düzenbazdır. Hilekardır. Üfürükçüdür.

Güzel kadınları göbeklerine muska yazmak için soyar, hatta tecavüz ederken yakalanırlar.

Paragözdür. Şişkodur. Oburdur. Menfaatçidir.

Camiler pistir. Camilere gidenler, ölümü bekleyen ihtiyarlardır.

Müezzinlerin sesi berbattır. Ezan kulaklarımız için bir zulümdür.

Müslümanlar kötüdür. Tembeldir. Bilime, ilime, fenne ve uygarlığa karşıdır.

Hatta bir rüya ile çocuklarını keserler.

En kötü isimler, Müslümanların isimleridir. (Aslında en güzel isimler olmasına rağmen, Müslüman isimlerini anlamsızlaştırmak kastı ile) Allah’a kul olan Abdi = Salak Abdi’dir. Koca sultan Fatih Sultan Mehmet Han’ın kullandığı isim Avni = Avanak Avni’dir. Hicri aylardan birisi olan – 3 mübarek aydan birisi olan – Şaban, İnek Şabandır. Rabbimizin adı olan Gaffur, apartman sakinlerinden evli bir kadına göz diken, cinsel saplantısı olan bir tiptir. Rabbimizin bir başka güzel ismi olan Kadir = her türlü düzenbazlığı çeviren Hallederiz Kadir’dir… Örnekler saymakla bitmez.

Peki hiç düşünmez miyiz? Niye filmlerdeki en kötü karakterlere verilen isimler, Müslümanların en kutsal saydıkları, anlamları ve telaffuzu bile muhteşem, o güzel isimlerdir???
Münir Arıkan Ailedeki “Evlâd Paniği”ni değerlendiriyor... Çare Aileyi Aile Yapmak”

Dolayısı ile televizyonun ve filmlerin, ahlakı, irfanı, karakteri bozmak için, reyting uğruna kutsallarımıza karşı bir savaş verdiğini, şimdi yeniden düşünme vaktidir.

Çünkü şimdi, 35 yıl önce yanak yanağa öpüşme sahnesi geldiğinde televizyonu kapatan aileler, en sapık tecavüz filmlerini bile ailecek izler hale geldiler, maalesef. Tecavüze uğrayan başrol oyuncusu için, ah vah etmeyi edepten sayar hale geldik. Bak gördün mü, kıza tecavüz ediyorlar. Öyle mi efendim. Bakayım… Vah vah. Pek yazık.!!! Traji komik bir sapkın durum içinde bulunduğumuz durum.

Peki çözüm?

Kötü kanalların kanalizasyondaki pislikler sayısınca arttığı günümüzde, masumca, “Bizi beğenmeyen izlemesin” diyorlar.

Ama söz konusu olan şey; bu ülkede, minik yavrularımıza dinini, kitabını öğretmek olduğunda, “serbest olsun, istemeyen gitmesin, isteyen gitsin” demiyorlar. Onu yasaklıyorlar. Küçük çocukları, Kur’an-ı Kerim’in zararlarından (!) korumak için haşa…
YEDİ BAŞLI EJDERHA

1952 yılında Hugh Hefner denilen adam Playboy denilen ilk porno dergisini çıkarttığında, Amerikan toplumu bile ayaklanmıştı. Kamyoncular şimdikilere göre mütevazi sayılabilecek yarı çıplak bir kadın resmini kamyonlarına astıklarında, Amerika’da yer yerinden oynamıştı. Kiliseler Birliği… Aile Dernekleri.. Hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat Senatörler…Peki şimdi? Şimdi, yılın belli günlerinde, kendi aralarında sözleşip, metroya çırılçıplak biniyorlar. Alışveriş merkezleri, çırılçıplak, anadan üryan bir şekilde gelenlere; ücretsiz ayakkabı veriyor diye, soyunup, çarşıya pazara, ücretsiz girmek müzeye çırılçıplak geliyorlar. Canlı yayında soyunmak; medenilik. Canlı yayında konuk bayana sarkıntılık yapmak = moda. En mahrem yerlerinin görünmesi; frikik.

Masum gibi başlayan her hareket, en sonunda kutsallarımızla savaşan 7 başlı ejderhaya dönüyor. Ben şimdilerde islami kesimin düğünlerinde başlayan, davetlilerin huzurunda gelinin duvağını açma merasimlerine şahit oluyorum. Önceleri edebden olsa gerek duvağı açıldığında kızarıp bozaran kızımız, davetlilerin önünde eşiyle ilk öpüşmesini yaşıyor. Şimdilik yanaktan. Filmin sonrasını merak edenler, 35 yıl önce başlayan, yukarıda anlattığım serüvenin sonuna bakabilirler.

Kimse kusura bakmasın. Bu sefer, klasik islami kesim duyarsızlığı içinde kalıp, izlemeyin, televizyonları kapatın, zaping yapın ucuzculuğuna kaçmayacağım.

Kendi evimden televizyonu kaldırdım. 5 yıl. Sonra aldım. Memnun kalmadım. Aldığıma pişman oldum. Şimdi? Yeniden kaldırdım. Ama internet üzerinden lazım olan ve (çoğu zaman lazım) olmayan bir sürü programı izliyoruz.

Çözüm?

Aç kapa mantığından kurtulup, gelecek neslimizi, bir Hz. Ali sevdası ile, onun o kutsal sözü ışığında “kendi yaşayacakları çağa göre hazırlamayı” vazife bilmeliyiz.

Sinema sektörüne yatırım yapmalıyız. Kendi müzisyenlerimizi, sanatçılarımızı, münevver aydınlarımızı yetiştirmeliyiz. Bu alanda kariyer hedefi koyan gençlerimizi teşvik etmeliyiz.

Film festivalleri, senaryo yarışmaları, oyunculuk seçmeleri yapmalıyız.

Kendi kültür kahramanlarımızın hayat öykülerini, kendi kültürümüzün kadim değerlerini, abideleştirmeliyiz.

Bu anlattığım çözümler, size uzaaak bir ihtimal gibi gelmesin Dostlar. Her büyük başarı, küçük bir adımla başlar. Mesela Kültür Merkezlerimizde, kendi kutsallarımıza uygun oynatılan oyunları, tiyatroları ve eğer varsa sinemaları, ailecek gidip, kalitesini sevsek de, sevmesek de, sırf destek olsun diye ziyaret etmeliyiz. Amerikalılar, ilk filmleri sessiz yapmışlardı. Ama o sıkıcı sessiz filmleri bile izleye izleye, dünyanın en büyük film stüdyolarının kuruluşuna kaynak aktardılar. Kendi sektörlerini oluşturdular.

İş adamlarımıza da görev düşüyor. Sponsorluk yapmaları lazım, bu tür faaliyetlere.

Ve belediyelerimiz. Sivil toplum kuruluşlarımız. Vakıflarımız. Derneklerimiz… Topyekun bir kültür hamlesi başlatmalıyız.

Yarışmalar düzenlemeliyiz. Ve küçücük de olsa, yarışma komitesine, maddi bir yardımda bulunup, toplam ödülü arttırmalıyız. Bu sektörü, kendi çocuklarımız için de cazip hale getirmeliyiz. Sadece oyunculuğu değil, müziğini, kostümünü, bilgisayar animasyonunu.. Yani her şeyini…

Aksi takdirde, biz (sarar sarar, tekrar başa) daha çoooookkk Çağrı filmi izleriz,

PEKİ İNTERNET???

Nedir internet?

Televizyonu bir de şöyle düşünün dostlarım. Bir film arşivi. Ama şu andaki kanallar, Sizin izlemek istediğiniz filmleri vermiyor size, o arşivden.

Hah. Tamam işte. İnternet de bunun sanal olanı.

Yani sanal bir kütüphane kurmuşlar.

O kütüphaneye sanal bir google abi’yi kütüphane görevlisi olarak atamışlar.

Kütüphaneye kitap alırken, en çirkeflerini bile alıyorlar. Almama diye bir lüksleri ya da kaygıları yok. Dolayısı ile konu adı yazdığında, ekranına iğrenç görüntüleri, yazılar ve çarpıtıcı bilgiler geliyor.

İşin ahlak boyutu bir tarafa, uzmanlar, Dünya genelinde (bilginin Amerikan tekelinde olması adına) en az 30 - 40 tane google dengi arama motoru olmasının gerekliliğini savunuyorlar. Yoksa tek tip düşünen, ya da düşünemeyen insana doğru gidiyor sonumuz.

Çin erken uyandı. Barbie Bebekleri ilk onlar yasakladı. Tabi İran’ı da unutmamak lazım. Bir Amerikan kültür emperyalizmine maruz bırakmamak adına, barbie bebekleri yasakladılar.

Şimdi kendi internet arama motorlarını kurdular, ki darısı başımıza.

1990’lı yıllarda Excite, Galaxy, Lycos ve Webcrawler arama motorları vardı. Sonra Yahoo ve Altavista geldi. Kendine özel bir algoritmasıyla şimdi kral Google!

Ama İran da uyanmış, en sonunda. Şimdi onlar da kendine özgü bir arama motoruyla bu sektöre girmeye hazırlanıyorlar. Tamamen yerli üretimi olan yeni arama motorlarının adı, bu arama motorunun da amacını ortaya koyuyor; “Ya Hak.”

Televizyonla ilgili söylediğim çözümleri, burada da söylemek zorundayım.

Kimse kendisini kandırmasın. Bilgisayarı bizden daha iyi kullanan, tüm yazılımlara ve internete bizden 10 kat daha fazla hakim olan çocuklarımızı, hem evde yalnız başına, bir başına bırakıp, hem de filtreleme programları koyun, ebeveyn şifreleri koyun diyemeyeceğim. İki dakikada kırarlar şifresini.

Çözüm, palyatif - suni tedbirlerle olduğunda, komik duruma düşüyoruz.

Şimdilerde “İnternetime Dokunma” diye kampanyalar var, yürüyüşler, numayişler…

Peki biliyor muyuz, yeni internet düzenlemesi neler getiriyor???

Maaş azlığı, sosyal haklar, siyasi propagandalar için yürüyüşler yapan anne babalar, kendi çocuklarının ve dolayısı ile kendi geleceklerinin önemine binaen, herhangi bir çaba sarf ediyorlar mı acaba? Hiç sanmam. Umursamazlık sarmış her tarafı.

Kendi internet arama motorumuzun yapılması ile ilgili bir hedefimizin olması lazım. Şimdilik hayal bile olsa, bu konuda bir hedefimizin olması lazım, düşünce boyutunda bile olsa.

Çocuklarımızı teknolojik alanlara kanalize etmemiz, geleceğe hazırlamamız lazım.

Ben burada internetin (ne onunla – ne onsuz ikilemi içindeki şu çaresiz halimizle bile) çirkefliğinden bahsedip, bu güzel sayfalarınızı kirletmek istemem.

Bunlara maruz kalan bir çocuğun ruh halini düşünebiliyor musunuz?

Ekranlarda yarışmalar var. Küçücük çocuklar, allı pullu minik mankenlere dönmüş. En sosyetik psikologlar bile, bunun çocukların ruh halindeki zararını, erken büyüme olgusunun, yaşından büyük göstermenin, en nihayetinde onları bir seks objesi haline dönüştürebileceği riskini inkar etmiyor, edemiyor.

Değerli Dostlarım.

Benim söyleyebileceğim tek şey var bu konuda.

İnternet, batının ahlaksızlık yuvasıdır. Kendi ahlaksızlıklarını, tüm dünyaya pazarlama yöntemleridir. Lütfen 35 yıl öncenin, masum (!) yanaktan öpme sahnelerinin, şimdiki Amerikan filmlerindeki evrimleşmiş haline bakın! Siz anlarsınız, bundan sonrasının nasıl olacağını.

Batı, her türlü ahlaksızlığı, çirkefi, değersizliği bir değer olarak kabul eden, asla ve asla bizim geleneklerimizle, değerlerimizle, inançlarımızla örtüşmeyen ve asla da örtüşmeyecek olan bir değersizlik çukurudur.

Bilimsel gelişmeleri ve yüksek düzeyde yaptıkları Ar-Ge’si bizi aldatmasın. Bu zaten bize Peygamberimizin emri: “İlim Çin’de bile olsa gidip alacağız” “Bilgi Mü’min’in yitik malı. Onu nerede bulursa alsın.”

Ama çağdaşlık diye, uygarlık diye, özgürlük diye… Batının bu aşağılık çirkefliklerini de aldığımızda, kültür, inanç ve değer diye bir şey kalır mı elimizde?
BATI’NIN ÖZGÜRLÜK ANLAYIŞI!

Ben Batı’nın birkaç değerini (!) anlatayım size. Haşa. Bu değer kelimesine dile bir hakaret. Kelimenin bile bir hakkı var, yahu.

“Çocuklarımıza dinini öğretmemeliyiz. Onlar büyüdüklerinde kendi dinlerini, kendileri özgürce seçsin!”

Batı’nın en büyük yaşayan feylesoflarımızdan birisi diye takdim ettiği ve Şubat Ayı’nda Türkiye’ye gelip seminerler veren Alain De Botton diyor bunu. Bizim basın da göklere çıkartıyor. Ne mükemmel adam diye.

İşte batının özgürlük anlayışı bu.

Erkek erkeğe ve kadın kadına evliliklere izin veriyor.

Gönlünüz kaldırıyor mu bunu? Bu arada Hollanda Mahkemesi Azeroğlu Çiftinin 4 masum yavrusunu lezbiyen bir çifte verdi. Aile perişan. Anne çocuklarını palyaço veya kedi kostümü içinde görüyor. Ben sizin annenizim demesi yasak. Hani çocuk sevgisi, insan sevgisi ve demokrasi ateşiyle yanan Batı var ya. İşte bu Batı. O evin içini düşünebiliyor musunuz? Çocuklarının dili de dini de gitmiş durumda, Dostlar. Hani bunların insan sevgisi çok fazla ya. Yakıyorlar, ellerine düşmeye görün siz.

O zaman uyanmamız lazım.

İnternet. Bilgi ve iletişim için şart. Haberleşme için şart.

Peki bilgilerin güvenliğini hiç sorgulamayacak mıyız?

Haberleşme haberleşme için de kullanılır, web cam üzerinden minicik çocukları seks objesi yapmak için de.

Ve bunun çözümü filtreleme, şifreleme, aile koruma bilmem nesi olmaz.


ANNELER YENİDEN ANNELİK VAZİFESİNE DÖNMELİ

Aileler.

Çocuklarınıza sahip çıkmalısınız. Dizi mizi izlemeyi bırakıp, çocuklarınızın gelişimini izlemeye, onlarla vakit geçirmeye başlamalısınız. Çocuklara daha fazla zaman ayırmalısınız.

Anneler, yeniden annelik vazifesine dönmeli. O evrenin en değerli mesleklerinden birisini değersizleştirdiler, haince. Neee???? Sen ev hanımı mısın? Vah vah! Ne yazık! Halbuki çalışıp, bir meslek sahibi olsaydın… Çalışan, meslek sahibi olan bayanlara bir sözümüz asla ve asla olamaz. Ama çalışmayı ve meslek sahibi olmayı, çocuklarını kaybetme bahasına göze alan ailelerin, o çocuğun bir hayrını da göremediklerine şahit oluyoruz.

Benim önerim; aile etkinlikleri. Aile sohbetleri. Aile ziyaretleri. Yeniden bir kaynaşma. Küslüklerin bitmesi… Ambargoların kalkması. Çocuklarımızı tıpkı şanlı tarihimizde, kadim değerlerimizin zirve yaptığı dönemlerdeki gibi, ailecek yetiştirmek.

Evde bir çocuk, ailecek bir etkinlik varsa, televizyona saplanır kalır mı? Televizyon boş bırakılan, yalnız bırakılan çocukların sığınağıdır. Ailecek güzel bir etkinlik var. Çocuk internette zararlı sitelere girer mi? İnternet, özgüveni düşük çocukların, beğenilmeyen, hor ve hakir görülen çocukların kaçış kanalıdır. Sanal sığıntı limanıdır. Gerçek hayattan zevk almayan, alamayan, aldırılamayan çocukların, kaçış yoludur.

Bu kirli yolda, hem bedensel olarak (bedenlerini kameralarla teşhir gibi, en sonunda bedenlerini pazarlama gibi) türlü türlü sapıklıkların veya bedenlerini yok edecek uyuşturucu satıcılarının tuzaklarına düşüp, ya da aldatıldıkları için, dugularıyla oynandığı için intiharı seçip, kendi kendilerini yok etme riski var.

Hem de psikolojik olarak, değer yargılarının yok olması gibi, güçlü arkadaşlık bağlarının, yaşayarak oluşturamadıkları için o cılız sanal bağın kopuşuyla çöküşe girme riski gibi bir çok manevi tehditler ve riskler var.

Kumar gibi parasal kaynaklarını yok edecek maddi riskler var.

Oyun oynarken, (o masum çocuk oyun oynuyorum sanırken) maneviyatını yok edecek, içeriği sapık kılık kıyafetleri ile porno görüntüleri aratmayan sözde bilgisayar oyunları ile zihinsel süreçleri dumura uğratması var. (Mesela bu son söylediğimle ilgili okurlara küçük bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. Sizce, tüm çocukluğunda bilgisayar tasarımı, pornografik görüntülerle dolu oyun kahramanlarının (!) eşliğinde bilgisayar oyunları oynayan bir çocuk, büyüdüğünde eşini beğenebilir mi? Batıda estetik ameliyatların, bizde bile ilk öğretim çağına inen estetik ameliyat uygulamalarının, bu konuyla hiçbir alakası yok mu sizce? Masum bir oyun ama, sürekli bilinçaltında, mükemmel tiple ilgili ölçüler ve oranlar yüklüyor. Zihin onu model olarak kabul ediyor. O yazılım arka fonda, bilinçaltında sürekli işliyor, çalışıyor…)

Çocuklar öylesine bir sanal hayattalar ki, bitkiselden farksız. Artık iyilikleri bile, şu siteye gir, şu butona tıkla, İslam Almanya’da resmi din olsun gibi bir yanlış algının içindeler. Kendi kurdukları bu sanal hayat, onları o kadar gerçek hayattan alıkoyuyor demektir. Yani hayatlarını dolu dolu, doya doya yaşayamadan, büyüyorlar demektir.

Bunun en büyük yıkımı iş dünyasında ve kuracakları yuvada olacak, yakın gelecekte.

Hem hayatı yüzeysel yaşayacaklar, hem de mutlu olamayacaklar…

Dolayısı ile bir an önce, ailecek etkinlikler yapmaya başlamalıyız.

Televizyon izle. Ama amacın olsun. Filmi beraber izle, çocuklarınla. Kritiği yap. Eleştirini yap. Senaryoda nasıl bir değişiklik yapılabilirdi, düşün? Düşündür? Evde tiyatro gibi, filmin o sahnesini sen çekseydin nasıl olurdu? Bu mesaj en iyi nasıl verilirdi? Burada bizim kutsallarımıza bir sataşma var mı? Bunun farkında mıyız? Bunu nasıl telafi edebiliriz? V.b….

İnternette ise, daha çok araştırma ödevleri ile, sunum yapacak bir duruma getirebiliriz, çocuklarımızı. Konu bazlı. Her hafta ayrı bir ödev. Ayrı bir heyecan. Bir yarışma havasında. Ödüllü. Birlikte kullanarak, interneti. En faydalı halinden yararlanabiliriz.

Aksi takdirde, tası tarağı toplayıp, köye dönmekten başka çare yok. Kaldı ki artık köylerde de varlar. Yani kaçış yok.

       
  Bilgi

Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.




Haftanın Sohbeti

[SOHBET İZLE]Osman Nuri Topbaş Hocaefendi : "Yüreğimizin Ulaştığı Her Yerden Mesulüz"
Sohbeti dinlemek için tıklayınız.
Tasavvuf Sohbetleri

[SOHBET DİNLE] Mahmut Zengin : "Allah Seni Bekliyor - Tevbeden Dönme! - Tövbe ve Gözyaşı"
Sohbeti dinlemek için tıklayınız.
Görüntülü Sohbet

[SOHBET İZLE] Ahmet Taşgetiren - 16.Bölüm - "Günaha Karşı Duyarlılık"
Sohbeti izlemek için tıklayınız.
Tefsir Dersleri

[İZLE] Dr. Adem Ergül Tefsir Dersleri 2. Ders " Besmele "
Dersi dinlemek için tıklayınız.
Fıkıh Dersleri

[İZLE] Ahmet Hamdi Yıldırım 2. Ders "Temizlik - Abdest"
Dersi dinlemek için tıklayınız.
Tasavvuf Dersleri

[İZLE] Doç. Dr. Süleyman Derin "İhya Okumaları" 2. Ders
Dersi dinlemek için tıklayınız.
Radyo Sohbetleri

Fatih Çıtlak İle Tasavvuf Sohbetleri -Toplam 14 Bölüm- Her birinde Mârifetullah ikliminde aşk yağmurlarına tutulacağınız,uzun soluklu sohbetler
Sohbetleri dinlemek için tıklayınız.
Mesnevi Sohbetleri

[İZLE] Prof. Dr. Hasan Kâmil Yılmaz " Mesnevi Sohbetleri " Toplam 23 Bölüm
Dersi dinlemek için tıklayınız.
Haftanın Konusu

*Doç. Dr. Fahreddin Yıldız'ın kaleminden :" Allah Elçisinin Örnekliği "
Okumak için tıklayınız.
Tasavvuf Dershanesi

19. Ders "Nakşibendiyye büyüklerine göre Allah’a en çabuk vâsıl eden dört esastan biri=Sohbet "
Okumak için tıklayınız.
Anket

Dervişin Fikri olarak 4 yıldır aynı temayı (görünüm) kullanıyoruz.Sizce değiştirmelimiyiz?

Değişiklik iyidir.
Böyle kalsın.
Bir ay deneyebiliriz

Facebook Sayfamız
Dervişin Fikri

Sayfanızı Da Tanıtın
Dervişin Fikri ile ilgili en güncel haberleri almak ve orjinal videoları seyretmek için açılan sayfada BEĞEN butonuna basınız
Sayfaya gitmek için tıklayınız.
Diline Sahib Çık!



Duyurular

Sayın Editör,Yazar ve Üyelerimiz.Makaleleriniz için seçtiğiniz resimleri önce bilgisayarınıza kayıt edip,sonra yükleyiniz.Diğer sitelerden alıntı resimler bir müddet sonra silinmekte veya değişmektedir.

Dervişin Fikri İslami Portalı'nda Yazılarınızı veya Alıntılarınızı Yayınlamak İçin Üye Kontrol Panelindeki Konu Ekle Linkine Tıklayarak Yazılarınızı Bize Gönderebilirsiniz.

Namaz Vakitleri
Hoş Sadâ

Sami Sultanımız-Özel
Dervişane Musıki
Ayet-i Kerime
Hadis-i Şerif
Dua
Son Dakika Haberleri
  
Ana Sayfa  |  İletişim  | Üye Ol  | 
Copyright © 2008-2009 Dervişin Fikri  | Tüm Hakları Saklıdır © 2008-2009 Dervişin Fikri  | Çeviri By © 2009 zIRyuMRuL
GenelVideolar Hit Statistics
İslami Sitelerin Bulusma NoktasıiSLami Toplist, islami Siteler, ToplistislamiHit.comdomain