AVARİF-ÜL
ME'ARİF (TASAVVUFUN ESASLARI)
Yazar:
Sühreverdi
GİRİŞ
SÜHREVERDİNİN HAYATI
VE ESERLERİ
1.Hayatı:
" Devrin siyasi ve kültürel durumu
Müellifin yaşadığı çağ Abbasi
hilafetinin yıkılışına tekaddüm eder.
Bu dönem aynı zamanda İslam dünyasında
medreselerin ve tekkelerin kurulup yaygınlaşmaya başladığı dönemdir.
İbn-i Arabi, N. Kübra, A. Geylani, Razi
gibi büyük kametler bu dönemde boy gösterir.
" Müellifin adı ve nesebi
Adı Ömer bin Muhammed Künyeleri Ebu
Hafs, Ebu Abdullah, Ebu Nasr, Ebul Kasım Nesebi Ebubekir (ra)' e dayanır.
Sühreverdi 6 aylık çocukken babası kadılık makamında bir iftira sonucu idam
edilir.
Lakabları, Şihabuddin, Şeyh-ül İslam,
Şeyh-uş Şuyuh,
" Memleketi ve doğumu
Doğum yeri Irak-I Acem bölgesinin kuzey
batı köşesinde Cibal eyaleti, Zencan'a bağlı küçük bir kasaba olan Sühreverdi 16
yaşına kadar burada, geri kalan ömrünü Bağdat'ta geçirdi. Doğum tarihi H. 539
Şabanın ilk gecesi (27 Ocak 1145)
" Yetişmesi ve hocaları
1.Abdulkahir Es-Sühreverdi (d.488)
Sühreverdi'nin amcasıdır.
Ebulkasım b. Fadlan (ö. 565)
Ebul Muzaffer Hibetullah eş Şibli (ö.
563)
Ebul Feth ibn-ul Batti (ö.564)
Ma'mer bin El Fahir (ö.564)
Ebu Zür'a el Makdisi (ö.566)
Ebul Fütuh et Tai (ö. 555)
A. Kadir Geylani (ö. 561)
Bir ara uzlete çekildi. Daha sonraları
irşad ve vaazlara başladı. Zamanın halifesi (Nasır) kendisine ciddi hürmet
gösterdi. Halife tarafından muhtelif yerlere (Harezm, Konya vs.) elçilik
vazifesi ile gidip gelmiştir. Hayatının sonlarına doğru gözlerini kaybetti. 26
Kasım 1234'te vefat etti. Bahauddin veled, İbnu Farid, İbni Arabi'lerle mülakatı
olmuştur. Münziri, Hafız Zeynettin gibi kimseler kendisinden icazet almışlardır.
" Halife ve müridleri
1. Ebu Cafer Muhammed bin Ömer es
Sühreverdi ( ö.655)
2. Bahauddin Zekeriyya el Multani (ö.
661)
3. Necmuddin Alibuzguş eş Şirazi
(ö.678)
4. Kemaleddin İsfahani (ö.635)
5. İzzeddin b. Abdüsselam (ö.660)
6. Sadi-i Şirazi (ö.691)
2. Eserleri:
1. Avarif-ül Mea'rif
En meşhur eseridir. 63. Bölümden
meydana gelir. Muhtelif konuları bakımından Kuşeyri Risalesi, Kut-ul Kulup ve
İhya ile ciddi benzerlik gösterir. Yıllarca tekkelerde hassaten okutulmuştur.
2. Nuğbet-ül Beyan Fi tefsir-ül Kur'an
3. Reşf-ul Nesayih-il İmaniye ve
Keşf-ul Fadayih-il Yunaniye
4. İrşad-ül Müridin ve Mecd-ad Talibin
5. İ'lamül hüda Akidetü Erbaa'tü-t Tüka
6. Er-Rahik-ul Mahtum
MÜELLİFİN ÖNSÖZÜ
Allah (cc) kalp temizliğine ermiş
olanlara kendini tanımaya bahşeder. Onlar zikirle hoş ve derin nefes alırlar.
Dünyayı ve menfaatini hor görür geceleri kaim, gündüzleri saimdirler. Dünyevi
lezzetlere bedel Kur'an'dan tad alırlar. Kur'an ve sünnete bağlılıklarından
ötürü. Onlara taraf-ı ilahiden halkı irşad, Hakk'a davet vazifesi verilmiştir.
Bir kavmin sayısını arttıran onlardan olur.
İlmi Tasavvuf, saf gönüllere, ihlaslı kalplere inen Rabbani bir hak vergisidir.
1. BÖLÜM
TASAVVUF İLMİNİN
MENŞEİ
Tasavvuf hali, zevki ve keşfi bir
ilimdir.
İnsan tabiatının devamlı değişen
istekleri cehaletin, gafletin, bir çeşitidir. Sufilerin kalpleri ise Allah ile
doludur.
Her ilmin kendi sahasında temel
dinamikleri belirlenip usulleri tayin edilmiştir. Tasavvuf da bu tasniften
nasibini almıştır.
Allah gökten su indirdi, demek nurları
taksim etti, dereler onunla dolup taştı ayeti ise Allah Teala'nın ezelde taksim
ettiği nur kalplerde dolup taştı manasına gelir. Fıkıh, dünyada tam manasıyla
züht hayatı yaşayan tasavvuf aliminin ilmidir. Birinci dereceden ilim, istikamet
ve hidayet kaynağı Peygamberimiz (SAV) dir.
Aşağıda olan her şey mütevazi olur. Din
insanın kendisini Rabbine adaması onun karşısında varlık iddia etmemesidir.
İlim pınarlarının suyu kalbe ulaşınca
kalp gözleri tam manasıyla açılır. Kişi hakkı batıldan ayırdeder.
İbn-i Abbas: En iyi ibadet dini
anlamaktır.
Efendimiz (SAV)'in ilim ve marifeti,
bütün varlıların isimleri kendisine öğretilen Hz. Adem (AS)'den intikal
etmiştir.
Gerçek sufi mukarrebdir.
Ebrar, mukarrebin haliyle hallenmedikçe
"mutasavvuf", hal kendilerinde tahakkuk ederse "sufi" olur.
2. BÖLÜM
SUFİLERİN DUYDUKLARINI
ANLAMALARI
İşitmenin hayırlı oluşunun alameti,
kişinin Hakk'tan duyduğunu bütün özellik ve vasıflarıyla anlayarak işitmesi ve
dinlemesidir.
Sufi anlatılan ve ilham edilene kulak
verir.
Şibli: "Kur'an'ın nasihatleri kalbi
Allah ile beraber olan ve göz açıp kapayıncaya kadar da olsa O (cc)'ndan gafil
olmayanlar içindir."
Anlayış makamı, sohbet ve konuşma
yeridir. O da kalbin işitmesinden ibarettir. Müşahade makamı ise kalbin
basiretli olmasıdır. Anlayış, ilham ve semain tabi neticesidir.
Kalbin ölümü nefsin şehvetlere dalmasındandır.
Allah Teala'ya kulak vermeye mani olan
her şey nefisden kaynaklanır.
Anahatlar umumi bir bakışla idrak
edilir. Tefarruat ise insan yaratılışının kifayetsizliği sebebiyle tamamiyle
idrak edilemez.
Tohum eken hakime benzer, tohum ise
doğru söze benzer.
Heva ve hevesten tad almak asalak bir
dikenin gelişmekte olan bir bitkiye mani olması gibidir.
Sufinin kalbi ilahi sevginin bütün
lezzetleriyle konakladığı yerdir. Saf sevgi ruhu huzur-u ilahiye ulaştıran bir
bağdır.
Rasulullah (SAV) kainat yaratılmadan
önce makam-ı istikrara en yakın kişi olmuş, temkin sohbetine katılmış
bulunduğundan bütün hal ve davranışlarında ilahi n urlar apaçık görülmüştür.
Fehimden ilme, ilimden amale ulaşılır.
Ayetler, ilahi hususiyet ve vasıflar
taşır. Okunması ve dinlenilmesiyle ilahi tecelliler yenilenir ve kişi Allah'ın
azamet ve cemalinin aksettiği bir ayna olur.
Cafer-i Sadık "Allah kullarına kelamı
ile tecelli eder, fakat onlar bunu idrak edemezler."
Duydukları ve dinledikleri Allah katından olunca, duyduğu gördüğü, gördüğü
duyduğu olur. Sonu evvelki haline döner. Evveli sonu olur.
Konuşana sözünü bitirinceye kadar
mühlet vermek, dinlerken sağa sola bakmamak ve hatibin yüzüne bakmak iyi dinleme
adabındandır.
Rasulullah (SAV)'tan gelen haberleri,
salihlerin hayatını, ahiret ahvalini dinlemek, ilim öğrenmek isteyene
gereklidir.
3.BÖLÜM
TASAVVUF İLMİNİN
FAZİLETİ
Ulema, ümmetin yol göstericisi, delili,
dinin direğidir.
Süfyan b. Uyeyne "İnsanların en cahili bildiği halde yapmayan ve en faziletlisi
ise Allah'tan en çok korkandır."
" İlmi ile amil olmayan alimin ilmi
bereketiyle amele dönmesi umulur. İlim hem farz hem de fazilettir. Kitap ve
Sünnete istinat etmelidir.
Farz ilim, ihlas ilmidir. Tehlikeli
davranışları incelikleriyle bilmektir. Vakit ilmidir. Helali bilmeye yarayan
ilimdir. Alış-veriş, nikah ve talak ilmidir. Cahili olduğu ilmi elde etme
ilmidir. İlmi tevhidi öğrenmek, yerine getirilmesi farz olan şeyleri amel etmeyi
bilecek kadar öğrenmek, emir ve nehy ilmini öğrenmek farz olan ilimdir
denilmiştir.
Ebu Ali el Cüzcani: Allah'tan istikamet
üzere olmayı isteyenlerden ol, keramet sahibi olmayı isteyenlerden değil.
Kırık kalpli ve amelinden ötürü kendini
sorumlu tutmak, nefsini itham etmek, keramet ve keşiften üstün tutulmalıdır.
Yakin bir defa hasıl oldumu yeni
harikuladeliklerle yakin artmaz. Bulunduğu makam istiğna makamı olduğundan ilahi
kudretin harikuladelikler vasıtasıyla bilinmesine ihtiyacı olmadığı gibi, bunda
ilahi bir hikmet de yoktur.
Eğer kişi marifet yolunda ilerlerken
keramet ve harikuladeliklere rastlarsa bu caiz ve güzeldir, rastlamazsa bu mühim
olmadığı gibi eksiklik de değildir.
Bütün ilimlerin tahsili esnasında dünya
muhabbeti ve takvanın hakikatlerinden uzak kalmak tahsile mani olmaz hatta bazen
bu ilmi elde etmeye (çünkü ilimle uğraşmak çok zordur) yardımcı olur.
Ehl-i tasavvufun ilmi, dünya ile elde
edilmez, heva ve hevesten kaçınmadıkça bu ilmin hakikatlerine ulaşılmaz. Takva
medresesi dışında da öğrenilemez.
Sufiler, muhabbetin her çeşidine
vakıftırlar. Muhabbet-i Zati'den muhabbet-i sıfatı, kalbi muhabbetten ruhi
muhabbetin farkını bilirler.
Saf bir takva ve zühdde kemal, ilimde
üstün olmakla elde edilir.
Kalp aynası cilalanmış kimse, Levh-i
Mahfuz'dan bazı bilgilere sahip olabilir. Külli ilimleri ihata eden, cüz'i
ilimlere dönmeye onlarla uğraşmaya ihtiyacı yoktur.
Yaşanmayıp çok ilim elde etme düşüncesi
şeytanın bir aldatmacasıdır.
İlm-ül verase ilm-ül diraseden geçer.
Hakka'l yakin derecesi ilimleri vicdanidir. Müşahade makamından üstündür.
Sahabe yakin ilmini kendileri
hallederken, fetva ilmini tabiine havale ediyordu. Mufassal bilgi, kalp
temizliği, üstün seciye ve kabiliyetle elde edilir. Mücmel bilgi ilmin aslıdır.
Allah (cc) kuluna hayır murad ettimi
onu taate muvaffak kılar.
Salih amel, salih amele götürür. Alim
ve zahid sufi kendini kimseden üstün görmez. Tercih edildiğinde aleyhinde bir
fitne olmasından korkar.
4. BÖLÜM
SUFİLERİN HALLERİ VE TARİKATLERİ
En mühim şey, her türlü kin ve
düşmanlıktan arınma. Kin adavete saik dünya sevgisi, makam ve mevki tutkusu.
Kötü sıfatlar değiştikçe perdeler
kalkar, sünnete muvafakat mümkün olur. Resulullah (sav)' a intiba eden ilahi
muhabbetten en çok nasib dar olandır.
Resulullah (sav)'intiba etmekle elde
edilen başarıların en şereflisi Allah (cc)'a sığınma ve ilticadır. Bunda ruhi
bit istiğrak ve dua makamına yakın olma gizlidir.
" Murad" ilahi yardıma mazhar olmuş,
şuhum aleminin kötülüklerinden korunmuş demektir.
Tasavvuf nefsin tabii arzularına sed
çekme, açlık ve dünyayı terkle elde edilir. Mutabakat yolu dışındaki bir hareket
mahrumiyet, sünnete ittiba ise hikmetli konuşmayı netice verir.
Sehl b. Abdullah: Kitap ve sünnetin kabul etmediği bütün vecd halleri batıldır.
5. BÖLÜM
TASAVVUFUN MAHİYETİ
Tasavvufun mahiyeti "fakr" oluşturur.
Fakrın sıfatı; yokluk anında sükunet ve rıza, varlıkta dağıtma ve isar.
Fakir, Allah' a arzedilecek haceti
olmayandır.
Fakir, hiçbir şeye malik olmayan, hiç
bir şeyin de kendisine malik olmadığıdır.
Fakir, kulluk vazifesiyle meşguldür.
Rabb'isinin hacetini bildiğini bilir.
Tasavvuf, fakr ve zühdü cem eden bir
isimdir. Tasavvuf edeptir, güzel oydur.
Sadık müridin izn-i ilahiye olan
bağlılığı sağlamlaşmadıkça zenginliğe dalıvermesine izin verilmez.
Tasavvuf iyi geçinme, alınana üzülmeme,
altınla toprağı bir görmedir.
Tasavvuf, kendinde ölüp Hakk'la
dirilmedir.
Sufi toprak gibidir, ona her şey
atılır, ama ondan sadece güzel ve hoş şeyler çıkar.
Tasavvuf çiledir, sıkıntıdır,
ıstıraptır.
6. BÖLÜM
SUFİ KELİMESİNİN KÖKÜ
Sufiler yün giyerler yün (suf) e
izafeten "sufi" denir.
Huzur-u ilahide ön safta bulunduklarından "saff"a izafeten
Safevi kelimesinden türemiştir. Eshab-ı suffe'ye izafeten.
Horasanlılar yerleştikleri mağaraya
izafeten "Şikufiyye", Şamlılar ise "Cuiyye" ile adlandırılırlar.
Tercihe şayan ise "suf" ( yün) e nisbet
edilenidir.
Sufi, H.200'üncü yıla kadar kullanılan
bir kelime değildir.
7. BÖLÜM
MUTASAVVIFLAR VE
ONLARA BENZEYENLER
Kişi sevdiği ile beraberdir.
Müteşebbihin sufilere olan sevgisi,
sufilerin ruhlarının kendisini anladığı gibi kendi ruhunun da onları anlaması ve
yakınlaşmasından kaynaklanır.
Sufiyye yolunun basamakları; iman, ilm,
zevk.
Sufinin telvini (halden hale geçmek)
kalbini bulma, mutasavvıfınki kalp mertebesinden nefis mertebesine düşerek,
nefsini görmekle gerçekleşir. Müteşebbihin telvini yoktur.
Sufinin şarabı saf ve halis,
mutasavvıfınki biraz karışık, müteşebbihin şarabı ise daha katkılıdır.
İbn- i Ata: "Cenab-ı Hakk'ı dünyevi
endişe veya menfaatı nedeniyle seven zalim, ahiret için seven muktesid,
iradesini Cenab-ı Hakk'm iradesine terkeden sabıktır.
Cüneyd: "Marifete ihtiyacı olanla
karşılaştığın zaman ona ilimle değil, rıfk ve hilmle yanaş." Sufilerle veya
müteşebbihlerle beraber olan şaki olmaz.
8.BÖLÜM
MELAMETİLİK VE
MELAMETİLER
Melameti, halis, sadık kimselerdir ki
amellerine başkalarının vakıf olmasını istemezler. Amelinin ortaya çıkmasından,
günahının ortaya çıkmasından korktuğu gibi korkar.
Sufi ise ihlasından dolayı kendi ihlasını da unutmuştur.
Osman el Mağribi: "Melameti; halkı
aradan çıkaran, fakat nefsine karşı bunda muvaffak olamayan kimsedir. Bu
"muhlis"tir. Sufi ise kalbinden ve amelinden halkı çıkarıp nefsini de bertaraf
eden kimsedir ki bu da "muhlas"tır."
Arif gerektiğinde amelini maslaha için
izhar eder.
Melameti, mutasavvıftan ileri, sufiden
geri bir mertebededir.
Melamatiyye Usulüne Göre Zikir:
1. Dil ile
2. Kalp ile
3. Sır ile
4. Ruh ile
9. BÖLÜM
SUFİ OLMADIKLARI HALDE
SUFİ GÖRÜNENLER
Fitneye tutulmuş çarpık kimselerin
zannettiği şeyler melametilerde yoktur.
"Kalenderiyye", kalp temizliğinin
verdiği sarhoşlukla şer'i hudutları bozan, bir arda oturma ve birlikte olma
konusundaki her türlü kayıtları ve adabı ortadan kaldıran gruptur.
Allah ile beraber olduğuna inandıkları
kalplerinin güzelliği ve temizliği ile yetinirler.
Kimisi ibahilerin yolunu tutarak
içlerinin Allah'a ulaştığını iddia ederek, bunun da ulaşılması gereken hedef
olduğunu savunmuşlardır.
Şeriatın reddettiği her şey zındıkadan
başka bir şey değildir.
Aldatılmış olan bu tür kimseler,
şeriatın kulluğun gerektirdiği bir hak ve vecibe, hakikatin da kulluk görevinin
inceliklerine vakıf olmak, demek olduğunu bilemediler.
Hz. Ömer (ra): "Kendisini töhmet
altında bırakacak duruma sokan kimse, bu yüzden hakkında da kötü düşünen
kimseleri kınamasın."
Allah(cc) her hangi bir şeye hululdan
münezzeh olduğu gibi, kendisine de her hangi bir şeyin hululünden münezzehtir.
Hakikat derecesine ermiş bazı
muhakkiklerin, sohbetlerinde duydukları gibi konuşmaya ve yanlış anlamaya sebep
olacak sözler söylemeye cesaret etmelerinin sebebi, uzun muamele ve mücahade
neticesinde zahiri ve batıni olarak bu sözlerin kendilerine gelmesi, sufiye
topluluğunun esasları olan takvada sadakat, dünyaya karşı gösterilen zühd ve
kemal gibi prensiplere sımsıkı sarılmalarıdır.
10. BÖLÜM
ŞEYHLİK MAKAMI
Şeyh, Allah'ı kullarına gerçek manada
sevdiren, kullarını da Allah(cc)'a sevdiren ve yaklaştıran kimsedir.
Şeyh, ittiba-i Resul(sav)'u şart koşar
ve oraya götürür.
Tezkiy-i nefis yoluyla Cenab-ı Hakk'ı
bildirir ve sevdirir.
Şeyhin üzerinde Cenab-ı Hakk' m verdiği
bir vakar vardır.
Şeyhlik yolundaki salik nefsini
iradesiyle iyiliğe sevkeder.
Kalbin biri nefse diğeri ruha bakan iki
yüzü vardır.
Şeyh, kendi nefsini daha önce nasıl
düzeltmiş ise müridini de öylece düzeltir.
Hz. İsa: "İkinci doğumu
gerçekleştiremeyen kimse, semanın melekutuna yükselemez."
Akıl, mülk aleminde tasarrufa sahip
olduğu için matematik ilminin delillerine vakıf olabilir. Fakat,
melekut alemine yükselemez.
Şeyhlik konusunda salih salikin durumu
1-Mücerred Salik: Cenab-ı Hakk'ın
kendisine lutfettiği kadar nasibini alır. Nefse ait bazı sıfatlardan dolayı
şeyhliğe erişemezler.
2. Mücerred Meczup: Farzların dışında
belli bir amelleri ve seyr-i sulukları olmadığı halde Allah(cc)'m
kendilerine lutfettiği kadar, ruhi huzur ve sükuna erişilen hallerden nasibini
alabilirler. Şeyhlik makamına layık olamazlar.
1. Salik-i Meczub: Diğer ikisine
nazaran daha açık, lutf-u ilahiye daha mazhar, daima avlar ama avlanmaz. Bazı
sıfatlardan dolayı şeyhlik makamına ulaşamazlar.
2. Meczub-u Salik: Mutlak şeyhlik
makamına en layık olanlar ; "Perde-i gayb kalksa yakinim ziyadeleşmeyecek."
diyebilenler. Halin etkisinden kurtulmuş, hal ona değil o hale galiptir.
Bedenler ve kalıplar Hakka yaklaştırılmış ruhların uzanıp kısalarak secde eden
gölgeleri gibidir. Asılları şehadet aleminde kesif, gölgeleri latiftir. Gayıp
aleminde ise asıllara latif, gölgeleri kesiftir.
Şeyhlik makamına eren;
Hakkal yakine ulaşmış bir arif ,
Maddi - manevi, nurani ve zulmani
perdelerden sıyrılmış,
Hakk tarafından sevilen, nazarı deva,
sözü şifa,
Sukutu Allah'la
Lutf-u kahrı bir gören kimsedir.
11.BÖLÜM
HADİMLER VE ONLARA BENZEYENLER
Cenab-ı Hakk: Davut (as) 'a " Ey
Davut bana talip olan ve beni isteyen birini gördüğün zaman onun hizmetçisi
ol" diye vahyetmiştir.
Şeyh her konuda Cenab-ı Hakk'ın
muradını, hadim ise niyetini bilir. Hadim her işini Allah için, Şeyh ise
Allah ile birlikte, O' ondan gafil olmaksızın yapar.
Hizmet, kişinin Allah ile beraber
olabilme halini düzeltmek ve devamlı yaptığı nafileler hariç sair
nafilelerden daha hayırlıdır.
Yapılan hizmet ne olursa hepsi de
kendi arzuları ile başkalarına hizmeti tercih ettiği ve sufiler grubuna
benzemeye çalıştığı için onların bereketine nail olur.
" Onlar kendileriyle bulunanların
şaki olmadığı bir topluluktur"
12.BÖLÜM
SUFİLER GÖRE HIRKANIN HÜKMÜ
Hırka giymek, Şeyh ile mürit ile
arasında bir bağlantı kurmak, müridin nefsi ile kendi arasında şeyhin
hakemliğini kabul etmesi ve şeyhine ait elbise ile talibin nefsinde şeyhin
iradesinin hakimiyet tesis etmesi demektir.
Kendiliğinden yetişen ağaç,
yapraklansa da meyve vermez, meyve verse de bakımlı meyve gibi olmaz.
Hırka giymek sünnet-i Peygamberi'de
açıkça yoktur. Kabulü maslahata dayanır.
*Batını yönü ile şeyhine itiraz
eden bir müridin feyz alıp, felaha ermesi pek nadirdir.
Şeyh, hırkanın şartlarını yerine
getireceğine ve edebine riayet edeceğine dair müritten söz alır.
Mürit, şeyhe bir emanettir, heva ve
hevesle tasarruf edilmez. Müridin şeyhin sohbetinden izinsiz ayrılması uygun
değildir. Müridin süt emme zamanı şeyhin sohbet vakitleridir.
Hırka
1.Müritlik hırkası Sadece gerçek
müridlere giydirilir.
2.Teberrük hırkası Mürid olmayıp
onlara benzemeye çalışanlara giydirilir.
Hz. Yusuf (as)'un gömleği Hz. Yakup
(as)'un gözlerini nasıl açmışsa şeyhin giydirdiği hırka da müridde aynı
tesirleri yapar.
Teberrük hırkası giydirilene
şeriatın sınırlarına sıkı sıkıya bağlı kalması tavsiye edilir. Bu haldeki
kimse müridlik hırkası giyme seviyesine yükselebilir. Hırka konusunda
yapılan tercihler (renk, cins) dinden ve hakikatten bir şey değildir. Hırka
giydirme ve giydirmemede bir beis yoktur.
13.BÖLÜM
RİBAT (TEKKELER)'DE YAŞAYAN
DERVİŞLER
Ribat ve tekkelerde yaşayan
dervişler "ne ticaret ne de alışverişin kendilerini Allah'm zikrinden
alıkoymadığı" kimselerdir.
Ribatın aslı, atların bağlandığı
yer idi. Sonraları ardından gelecek tehlikelere karşı, içindekileri korumak
için hudut boylarındaki tekkelere "ribat" denilmiştir. Salih bir müslüman
vesilesiyle çevresindeki nice kimseler ıslah olur. Ribat; bir ibadetin
ardından diğerini gözlemektir. Ribat, nefisle savaştır.
*Masivayla ilişkiyi kesen, bütün
organlara hakkını tam veren, kefalet-i ilahi ile yetinen... kimse hakiki
murabıttır.
14.BÖLÜM
SUFFE ASHABI VE
RİBATLARDAKİ DERVİŞLER
Çokça temizlenmeyi severler. Ribat
onların evi ve ikametgahıdır. Ribatlardaki dervişlerin içlerinden kin
sökülüp atılmıştır. Zahidler halveti, sufiler halvet de- encümeni tercih
ederler.
* Cemaat evlerindeki kaidelerle
gençler üzerindeki nefsin hakimiyeti daraltılır. Gözlerin ona çevrilmesi,
üzerimde davranışlarını kontrol eden bakışların çoğalması ile gençler cemaat
içinde murakabe altına alınır ve terbiye edilirler.
Hizmet, başkalarına karşı
davranmanın ve hizmet etmenin lezzetini almış, muamelenin tadına varmış,
ribatlara ilk defa giren, acemi ve mübtedilerin yapacağı iştir. Kalp kazanma
bereketine ve abidlere yardım sevabına böylece nail olur.
15.BÖLÜM
MURABITLAR VE SUFİLERİN ÖZELLİKLERİ
Mevzii ve arizi bir takım
kusurların varlığı, işin ruhuna zarar vermez. Mü'min seven ve sevilen, iyi
geçinen ve iyi geçinilen insandır. Zıddında hayır yoktur. Karşılıklı
murakabe altındadırlar. Tefrika nefsin zuhuruyla ortaya çıkar.
Ruveym: "Sufiler aralarında
anlaştıkları ve kınamayı kaldırdıkları vakit helak olurlar."
Nefis, kalple karşılaştığında ondan kötülük ve şer def'olur.
Şikayet eden de şikayet edilen de
şeyh tarafından tekdir edilir.
Dervişler kusurlarından dolayı
istiğfar ederler, kusurda ala ısrar etmezler.
Af ve özür dilendiğinde kabul edip
reddetmezler. Af diledikten sonra kardeşlerine bir şey takdim etmek
sünnettendir.
Sufi yapılan bir iltifattan dolayı
kalbine bir gurur gelirse, kendini bundan alıkor.
Ribatlardaki dervişlerin dünyevi
tasa ve meşgaleye düşmemeleri için ihtiyaçları giderilir.
Şeyh, vaktini bütünüyle Hakk'a
veremeyen dervişlerin ribatlardan yedirilip içirilmelerini uygun görebilir.
Sufiler ve şeyhler, gençleri başı
boşluktan korumak için onları istihdam ederler. Hakiki derviş ve mürid döner
dolaşır gene ribata gelir.
16.BÖLÜM
SEFR VE İKAMET ADABI
A. Başlangıçta sefer edip nihayette
ikameti tercih edenler
1. Sefer vesilesiyle ilim öğrenmek
için. İlm kastıyla evinden çıkan Allah yolundadır. Ona cennetin yolu
kolaylaştırılır.
2. Şeyh aramak ve sadık ihvan
bulmak için. Sadık ve salih kimselerle görüşme inkişafa vesiledir.
Nazarı ve vakarı fayda sağlamayanın
sözü de tesir ve fayda sağlamaz. Sözün nuraniliği kalp nuraniyeti kadardır.
Kalp nuraniyeti de istikametin ve ubudiyyetin hakkıyla ifasıyla gerçekleşir.
3. Alışkanlık ve hoşa giden
şeylerden uzaklaşmak için
Eğer kişi doğduğu yerden başka bir yerde ölürse, kendisine cennetten doğduğu
yerle izinin bulunduğu yer arası mesafe ölçülür.
4. Nefsin ince tuzak ve hilelerini
ortaya çıkarmak için
1. Eskiye ait ibretli eserleri görmek
için.
2. Hüsn-ü teveccühten sıyrılmak ve
unutulmak için.
Hüsn-ü teveccüh ayakların kaydığı
bir makamdır. Eğer teveccüh nefsin müdahalesi olmaksızın geliyorsa bunda
mahzur yoktur, bilakis sıhhat-ı hale işarettir.
B-Başlangıçta ikameti tercih edip,
nihayette sefere yönelenler.
C. Devamlı ikameti tercih edenler.
Bunlar Hakk'ın terbiye ve murakabesinde yetişirler.
A. Devamlı seferde olmayı tercih
edenler. Tanınmaktan sakınırlar. İkametin tevekküle mani olduğuna
kanidirler.
" Bazen nefsin coşkunluğu ve
heyecanı kalp hareketine karıştırılır. Bu ise felakete götürür.
Sefere çıkmadan istihare namazı kılmak adabtandır.
17.BÖLÜM
SEFERİN FARZLARI VE FAZİLETLERİ
Sefere karar veren sufinin;
Teyemmümün,
Namazın kasr ve cem durumunu,
Mest üzerine mesh ahkamını bilmesi
gerekir.
Sefer adabı:
1. Yoldaş ve arkadaş edinilmeli.
Tek başına yolculuk uygun değildir.
Üç kişi olunduğunda biri imam tayin
edilir.
Tasallut ve cah düşüncesiyle
riyasete talip olma heva ve hevesten kaynaklanır
2. Sefere niyetlenen sufi
arkadaşlarına veda eder ve onlara duada bulunur.
3. Uğranılan yerlerde en azından
iki rekat namaz kılar.
4. Binite bindiğinde mesnun olan
duayı okur.
5. Yolculuğa sabah erkenden ve
Perşembe günü çıkmak iyi olur.
6. Konak yerine uğrandığında dua
etmek
7. Temizlik malzemelerini yanında
bulundurmak
8. Sefere çıkmadan evvel iki rekat
namaz kılmak.
Bu kaidelere bağlı kalanlar
reddolunmaz. Kabul etmeyenlerin görüşü de büsbütün atılmaz.
18. BÖLÜM
SEFERDEN DÖNME
ADABI
İkamet edilecek yerin ölü ve
dirilerine selam vermek.
Kardeş edindiği kimseyi ziyaret
edenin yolu asan olur.
Mescidlerden birine girince iki
rekat namaz kılmak.
Tekkeye girince hususi ve maslahata
dayalı bazı sebeplerden dolayı selam vermek bazen terkedilir.
Seferden dönene hoş amedide
bulunmak.
Sefer dönüşü geridekilere hediye
getirmek.
Seferden dönen kimsenin istirahatı
için hazırlık yapmak.
Gelir gelmez konuşmaya dalmama,
sorulmadıkça konuşmama
Ziyaret ettiklerinin yanından
izinsiz ayrılmama
19. BÖLÜM
ESBABA TEVESSÜL VE SUFİLER
Aslolan kimseden bir şey
istememektir.
Yakin durumuna göre esbaba tevessül
farklılık gösterir.
Tevekkülde vesvese maruz kimseler,
esbaba kafi miktarda tevessül edebilirler.
Gerçek miskin insanlardan bir şey istemeyendir.
Sufiler Hz. İbrahim (as) vari Allah
(cc)'dan bir şey istemekten haya ederler. O (as) "Allah (cc) beni biliyor mu
?" demişti.
Bazen rızka meyil Cenab-ı Hakk'ın
verdiği bir intibah, bazen de bir günahın cezasıdır. Rızık bazan hikmet
yollu, bazen de kudret - Hz. Meryem'e olduğu gibi- yollu gelir. Rızık ve
borç konusunda daim sabır hazinesine müracaat edilmelidir. Bütün bu tevekkül
ve esbab dairesinde bir şey gelmiyorsa zaruret miktarı istenilebilir. Veren
el alan elden üstündür.
Kendine verilen mala emanet nazarıyla bakan fakr-ı lisanıyla, kendi malı
gibi seyre dalan, fahr lisanıyla ve hayalperestlerin diliyle konuşur.
Gerçek fakir indirileni değil, asıl
indirenin yakınlığını taleb eder.
20.BÖLÜM
FETH-İ MANEVİ VE İHSAN-I İLAHİ
Sufi Allah ile meşguliyetin
kemaline ererek takvada kemal sahibi olunca, hali onu esbaba tevessülü terke
mecbur edebilir.
Bunun mebdeinde bir kapı açılır ki,
gerek kendinin gerekse şeriatın günah saydığı şeye duçar olursa yaptığının
cezası olarak telakki eder. "Günaha düştüğümü çocuğumun kötü ahlakından
anlıyorum." sözü meşhurdur.
Allah (cc), bahşedeceği idrakle onu
tevhide ve Hakk'la meşgul olmaya muvaffak kılar.
Allah(cc)'m tecelliyat-ı ef'alinden kendisine münkeşif olan hadiseleri
tarassut ve mülahazaya devamla kul, tecelliyat-ı ef'alden tecelliyat-ı zata
yükselir.
Tecelli-i ef'al; rıza ve
teslimiyeti doğurur.
Tecelli-i sıfat; heybet ve üns
kazandırır.
Tecelli-i zat ; fena ve beka
duygularını bahşeder.
Fena, terk-i ihtiyar ve fiil-i
ilahiye vukufun adıdır.
Cenab-ı Hakk'ın zatının bizzat
tecellisi ancak ahirette olacaktır.
Resulullah (sav), ashabını tedricen
ve nefsin tedbirinden, fiil-i ilahiyi müşahade ve Hakk'ın hüsn-ü tedbirine
yönelmeye hazırladı.
Cenab-ı Hakk'ın kendisine
sevkettiği rızkı kabul hususunda ilm-i ilahiye vakıf olan kul, korktuğundan
emindir.
Feth-i ilahinin farkında olan da
vardır olmayan da.
Mükaşefeye mazhar olanlar ;
Allah'tan ilm sunularak,
Ef'alden tecrid ile ilim sunularak,
Her ikisi de olmaksızın mükaşefeye
ulaştılar.
Rızık alırken de verirken de işaret
beklenir. Nefis endişesi kalkarsa işaret beklenmez.
Dervişlerin bazısına musallat olan
sıkıntılar, kalplerin Allah ile meşguliyetini, kulluk hukukuna riayetini
kemale erdirmek içindir.
Kul, Allah(cc) ile olan
meşguliyetinden hali olduğu ölçüde dünya sevgisine müptela olur.
Zühd, ehlinin son adımı, tevekkül ehlinin ilk adımı mesabesindedir.
Feth-i ilahiye mazhar olana, hikmet
veya kudret elinden merzuk olması müsavidir.
İhtiyacından ve zaruret miktarından
fazlasını isteyenin sufilikle alakası yoktur.
21. BÖLÜM
SUFİLERE GÖRE EVLİLİK VE BEKARLIK
Sufi'lere göre her ikisinin de bir
gaye ve zamanı vardır. Herhangi bir halin (evlilik-bekarlık) ihtiyar
edilmesi, Allah (cc) içindir.
Nefsin isyanından emin olundukça,
bekarlık tercih edilir. Nefis, ilimle dizginlenir.
Evlenme adına şehevi bir
acelecilik, erkeklerin manevi yolda gerilemesi demektir. Sadık mürid buluğa
ermedikçe evlenmez. Buluğu ise 'Rical' olmasıdır.
Evlilik ve bekarlık hakkındaki
haberlerin farklılık göstermesi, muhatabın farklılığındandır. Fazileti
muhataba göre değişir.
Evli sufiye yardım edilmelidir.
Mücerred yaşamak, dervişini işini
kolaylaştırır. 'Bizim arkadaşlarımızdan evlenip de manevi derecesini
muhafaza edeni görmedim. S. ed Darani Evlenmek, azimetten, ruhsata
düşmektir.
Sıkıntıya sabır, refaha sabırdan daha kolaydır.
Oruç tutulmalı, nefis, ibadete
alıştırılmalı.
Müridin evliliği düşünmemesi,
hüsn-ü edebdendir. Kadın ve şehvet akla gelince tevbe edilmelidir.
Kalbi namaz ve ibadetten meşgul
olacak derecede evlenme düşüncesi arız olunca, şeyhe müşkil arzedilir ve
duası talep edilir.
Bazen keşfen, yakazaten veya bir
zatın işareti ile evlilik telkin, bekarlık men'edilir. Evliliğe basiretle
gidilir; gözü kapalı gidilmez.
Tezkiye olmuş nefisler, nasibi olan
hazlara eriştiğinde kalblerin inşirahı artar.
Süfyan b. Uyeyne; 'Çok kadınla
evlenmek, dünya sevgisinden değildir. Çünkü Hz. Ali (ra) Peygamber Efendimiz
(sav)'in Ashab'ının en zahidi olduğu halde, dört hanımla evli idi, on yedi
kariyesi vardı'.
Evlilik nedeniyle hanımdan gelen
iki fitne vardır:
1-Maişet derdi
2-Kadınla ihtilat ve mübaşerette
ifrat, hizmetten uzaklık.
Evliler için büyük bir gizli fitne
de, fuhuş cemal lütfunda sükunet bulması ve neticede ruhta bir donukluk
hasıl olur ki, bunun farkedilmesi çok zordur.
Ariflerin gönlüne zina düşüncesinin
arız olması, onu işleyenin durumuna düşmeleri demektir.
22.BÖLÜM
SUFİLER'İN SEMAI
'Sözü dinleyip, en güzeline
uyanları müjdele! Onlar Allah (cc)'ın doğru yola ilettiği kimselerdir.
Onlar, akıl ve basiret sahibidirler' (Zümer Suresi, Ayet: 18)
Bütün sema'ın harareti, yolu,
duygusunun burudeti üzerine gelince, gözlerinden yaşlar boşanır. Bazen bu
vecdden de ürperti ve titremeyle zahir olur. Beyne ve ruha da etkisi vardır.
Ehl-i batıl, heva sahiplerinden de
bütün haller nakledilir.
Kalb incelendiğinde duaya
yönelinmelidir.
Allah korkusundan, derisi ürperince
Cenab-ı Hak Cehennemi haram kılar.
Semaın ihtilaflı olanı, name ile
söylenen şiirlerin dinlenmesidir.
Sema, nefse hitabı, eş ve
cariyelerin şöylesi eğlenceli ve Hakk'a davet itibariyle haram, şüpheli ve
helal pozisyonu sözkonusudur. Bunların helal ve şüpheli hallerine de acz-u
müsamaha gösterilmesi uygun değildir.
Sema yapanın diri bir kalb ve ölü
bir nefisle sema yapması gerekir. Aksi halde sema helal değildir
(Abdurrahman es-Sülemi)
Nefsini rahatlatmak için, hal
iddiasından uzak olarak sema yapanın raks ve semaı faydalı da değildir,
zararlı da...
Şeyh ve manevi liderlerin
raksetmeleri hiç yakışık almaz.
SEMA'I İNKAR EDENLER
1-Sünnet-i Seniyye ve Asar'dan
habersizdir.
2-Kendisinin iyi amellerine
aldanmıştır.
3-Soğuk tabiatlı, zevkten nasibi
yoktur.
Haram olan, mücerred değil, fitne
endişesidir.
Taat, zahiri sıfatların sırrı, vecd
batıni sıfatların özüdür. Zahiri sıfatlar hareket ve sükunet, batıni
sıfatlar ahval ve ahlak şeklindedir.
23.BÖLÜM
SEMA'A KARŞI ÇIKANLAR
Sema, temkin ehli ariflerden
başkası için sahih olmadığı gibi, mübtedi müridlere de mübah değildir.
Şarkıyla çokça meşgul olan, sefih
sayılır. Sefihin de şehadeti muteber değildir. (İmam Şafi'i).
Şarkı kalbe nifak tohumu eker.
(Abdullah b. Mes'ud)
Şarkı zinanın büyüğüdür (F. b.
İyaz)
Sema, eğer bir oğlanın sesini
dinleyerek yapılıyorsa, ona fitne karıştığından, dindar kimselerin bunu
reddi gerekir.
Tasavvufun tamamı ciddiyet'dir.
24.BÖLÜM
SEMA'A İHTİYAÇ
DUYMAYANLAR
Vecd, kaybettiğini hissetmektir.
Ehl-i batın, nefsinin hevasını
bulduğunda vecde ulaşır. Ehl-i Hak ise, kalbinin muradına erdiğinde vecd
duyar.
Nefsin perdeleri, arızi ve zulmani
hicaplar, kalbin perdeleri ise semavi ve nurani hicaplardır.
Vecd bazen manaların
anlaşılmasından, bazen de sadece musıki ve namelerin tesiriyle olur.
Vecd kaynağı Hak Teala olan, bir
varidatdır. Allah'ın zatını murat eden O'nun (cc) indinden gelenle yetinmez.
Mekan-ı kurba erişmiş olan kimseyi nezd-i ilahiden gelen bir varidat meşgul
etmez ve harekete geçirmez. Varidat kulun Allah (cc)'a uzaklığını gösterir.
Halbuki kurb makamındaki kimse aradığını bulmuştur.
Varidat güçlü ve kamil olanı
değiştirmez. Hz. Ebubekir (ra)'in sözüne telmihen.
'Allahım! Beni gözü yaşlı olmakla merzuk kıl'. (H. Şerif)
25. BÖLÜM
SEMA ADABI
Sıdk, ciddiyet, halis niyet, vakar
ve semadan önce istihare, bereket ve istifade için dua.
Sema meclisinde vecde davetiye
çıkarmaktan korkmalıdır.
1- Vecd gelmeden, vecd gösterisinde
bulunulursa:
2- Allah'a yalan isnadı
3- Halkı aldatma
4- Salah düşüncesinin bozulmasına
sebep olur.
5- Halkı batıl yola zorlama.
En güzeli, vecd anında hırka
yırtmamaktır.
Hırkayı parçalayıp dağıtmak
Sufilere göre ahdi yenilemektir.
Hırka hususunda söz hakkı,
şeyhindir.
Sema'a ehil olmayanın katılması
mekruhtur.
26.BÖLÜM
HALVET, ÇİLE VEYA ERBAİN
Erbain, sair zamanlarda hak, ters
düşen arzuların bastırılması için yapılır.
Kırk gün ihlasla amel eden kimsenin kalbinden diline doğru hikmet pınarları
akseder, ilm-i ledünne açılan kapı, buradadır.
Kul, insanlardan ayrılıp, Allah-u
Teala'ya yönelmesi sayesinde mesafeler kat'ederek nefis madeninden ilim
cevherini çıkarır.
Erbain'de muvaffak olmanın şartı,
şartları ihlasla yerine getirmektir.
Halvette nefsin arzularından uzaklaşma vardır.
Peygamber Efendimiz (sav) de
nübüvvet öncesi halvet yaşamıştı.
27. BÖLÜM
HALVETTE VAKİ
OLABİLECEKLER
Halvet, dinin selameti, nefis
ahvalinin yok olması, amelin Allah için yapılması içindir. Keşf ve Fetih
mülahazasıyla yapılan halvet fitneye düşme demektir. Taleb edilecek
istikamettir; keramet değildir.
Dinin esaslarına uygun halvet,
kalbi nurlandırır, dünya rağbetini keser, zikrin tadına erdirir, namaz,
tilavet vs. ibadetlerin ihlasla yapılmasını sağlar.
Bazen zihne hayaller düşer ki,
bunları vehametle karıştırmamak lazımdır.
Zikre, hususiyle 'La ilahe
illallah' mülazemet esastır.
Kalbe yermeşen kelime-i tevhid,
kalbe yerleşince nefsin itirazlarını önler. Zikir nurunun kalbe bir cevher
halinde yerleşmesi, halvetten gaye budur.
Bazı hayaller asılsız bazen de
mevhibe-i ilahi olarak belirir ki, onlar da hakikatle irtibatlıdır.
Hakikatler misal elbisesinden sıyrılarak, özel bir haber ve keşif halini
alır.
Mükaşefelerin hepsi yakin duygusunu
takviye içindir. Asıl kayine ulaşan kimsenin bunlara ihtiyacı yoktur. Her ne
olursa olsun, takva ve zühdün hakkı verilmeli, asla aldanılmamalıdır.
28. BÖLÜM
HALVETE NASIL
GİRİLİR
Dünyada tecerrüd, halvete girip,
gusül, iki rekat namaz, gözyaşı tevbe, ahlak-ı zemimeden arınma, cemaatle
kılınacak namazlara sadece devam.
Halka halveti belli etmeme, daim
zikr-i İlahi ile meşgul olma, hayale başka şeylerin girmesine izin
verilmemelidir.
Daim abdestli bulunmaya
çalışılmalıdır. Uykuya karşı mücadele etmelidir.
Azık, tuz ve ekmektir. Çok zor
durumda katık da alınabilir.
Kıllet-i Taam, Kıllet-i menam,
Kıllet-i kelam, uzlet ani'l enam esastır. Yeme, tedricen azaltılabilir.
Açlığın sınırı; ekmek-katık ayırt
edilemeyecek seviyeye gelmesi.
Belli bir dönemden sonra Allah (cc)
yemeği unutturur. Unutmasa bile, kalbin nur ile dolması, ruhun çekici
kabiliyetini güçlendirir. Ruh, onu kendi merkezine ve alem-i ruhanideki
yerine doğru çıkmaya başlar. Bu sayede salik, nefsani şehvet duygularından
nefret eder. Lüzumsuz, konuşma gibi, şeyler nefsi uyarıcı etki yapar.
Fakat Cenab-ı Hakk'ın mevahib-i
İlahiyesi buna münhasır değildir.
Erbain için tercih edilen zaman:
Zi'l-Ka'de, Zi'l-Hicce'nin ilk on günüdür.
29. BÖLÜM
SUFİYYENİN AHLAK ANLAYIŞI
Ahlakta model Peygamber Efendimiz
(sav)'dir. O (sav)'nun ahlakıyla ahlaklanmak esastır.
Rasulullah (sav)'dan Şeytani sıfat sökülüp alınmıştır.
Bazı sıfatların bulunması ise Allah
(cc)'ın Nebi'sini (sav) özel rahmeti ile terbiye etmesi ve ümmetine örnek
almasına vesiledir.
Tasavvuf halka iyi muamele, Hakk'a
sadakattir.
İyi geçim, sabır, cömertlik, ülfet,
nasihat ve şefkat hukuk-u azimdendir. Allah (cc)'ın ahlakıyla ahlaklanmak
hedeftir.
Güzel ahlak, insanı Cennet'e
götürür.
30. BÖLÜM
SUFİLERİN AHLAKI
1-Tevazu:
Her davete icabet, hediye kabulü,
selam verme, selam alma.
Kendinde bir değer görmeme, hakkı her kimden olursa olsun kabul etme,
herkesi kendinden hayırlı görme.
Böbürlenerek yürümeme, insanın
yaratılığı şeye bakması.
Zillet ve meskenete düşmek, uygun
değildir.
2-İnsanlara yumuşak davranmak:
Halkın arasına karışıp ezalarına sabır, uzletten daha hayırlıdır. Öfkeyi
yutma, aff-u safv memduhdur.
Yumuşaklık hayırdan nasipdarlık
demektir.
3-İsar:
Kendileri muhtaç iken başkalarını
kendilerine tercih edenler.
Kendisini mülkün emanetçisi görenin
isarı en sağlıklı isardır.
Huzeyfetü'l-Adevi'nin Yermük'teki
su hadisesi, Ebu Talha ve misafiri Sa'd b. Rebi ve Abdurrahman b. Avf
kardeşliği.
Cömertlik, buhl'la kazanılır
4-Afv ve Müsamaha:
İhsan sana kötülük yapana iyilik
yapmandır. İnsan, güneş, rüzgar ve yağmur gibi umumidir.
5-Güler Yüzlülük ve Tatlı Dillilik:
Güler yüzlülük, tebessüm,
sadakadır.
mü'minin kalbinin aydınlığı yüzüne vurur.
Sevinç ve neşe Allah için ve O'ndan (cc) ötürüdür.
6-Şakalaşma ve Yumuşak Muamele
Sufiyye ahlakındandır.
Rasulullah (sav) latife ve şaka
yapardı.
Mübtedilerin çokça şakalaşmaları
uygun olmaz. İşin içine nefs karışabilir.
İnsanları rahatlatmak için şaka
yapılsa da, halvette ciddiyyet esastır.
Mizah bast ve recadan ileri gelir,
7-Yapmacık Davranışları Terketmek:
Tekellüf, nefsin arzusu üzere
insanlara gösteriş olsun diye yapılan yapmacık hareketlerdir.
İkram ederken dahi tekellüften uzak
peygamberane ahlaktır.
ziyaretçiye elde olanı, davetliye elden geleni ikram etmek esastır.
8-Mal Biriktirmeyi Terketmek:
Rasulullah (sav) ertesi gün için
evde bir şey bırakmaz ve bıraktırmazlar.
Sufilerin Cenab-ı Hakk'ın
hazinelerini deniz gibi (tükenmez) bilir.
Allah (cc) kuşlar gibi tevekkül
içinde olmak
9-Aza Kanaat Etmek:
Kanaat rızadan kaynaklanır. Şerefi
ar
|