Âşık kendiliğinden kıyar mı bu tatlı cana Hele ben dost yoluna cana kıyarım kime ne, Can verir aşık olurum, âşk ile Dost bulurum, Mansur gibi Hak yoluna, berdar olurum kime ne.
Oruç, Namaz, haccu zekât, zühd- ü taat kadru berat Ben bunların hepsini âşka veririm kime ne, İsterim aşta pişesin, fikrederim endişedesin, Ben burda namus şişesin taşa çalarım kime ne.
Ar u namus verdim yele, melametlik aldım ele Âşk ile girdim ben yola, ben giderim kime ne Âşıkım diyen canların, nişanı vardır onların, Giyib melamet hırkasın, âşık olurum kime ne?
Ehlullah buyuruyor ki: Allahu Teala ve tekaddes hazretleri ile adab-ı zahirenin başlıcaları şunlardır; Evvela mürid daimi surette evâmir-i şer’iyye (şeriatın emirleri) ile kaim (amel eder) olup ve devamlı taharet üzere abdestli bulunmalıdır. Bununla beraber;
"Peygamber efendimiz ayakta su içmeme hususunda da bizi uyarmıştır. bu sözün özüne bakıldığında yine bizim sağlığımız için etkileri çok büyüktür."
Bir hadisde ayakta su içmenin zararına şu şekilde işaret etmiştir: …“Eğer ayakta su içen kimse midesine verdiği zararı bilseydi içtiği suyu şüphesiz ki geri kusardı” (Abdürrezzak 10/427 hadis 19588).
Tasavvufun sermâyesi muhabbet ve teslîmiyyettir. Ma’nevî terakkî teslîmiyyette kemâle; teslîmiyyette kemâl, muhabbette kemâle bağlıdır. Öyleyse muhabbetin gerçekleşmesi için ne yapmak gerekir?
Bir bakıma vehbî olan bu devletin kesbî yönü yok mudur?
Muhabbet ve teslimiyyet arasında kurduğunuz ilgi çok güzel. Gerçekten muhabbet olmadan teslimiyyet, teslimiyyet olmadan terakkî olmaz. Önce Rabia Adeviyye’nin dediği gibi ‘Seven sevdiğine itâat eder.’ düşüncesinden hareketle gerçek sevgiye ulaşmak için kul plânında neler yapılalir, oların üzerinde duralım:
1- Tabiî râbıta: Kişinin evlâdı ve yakınlarına duyduğu sevgi bağı,
2- Bayağı râbıta: Dünyevî şeylere duyulan ilgi,
3- Mukaddes ve ulvî râbıta: Allah, Peygamber ve sâlih kullara salâhından dolayı duyulan sevgi. Râbıtanın bu derecesi makbûl olan tasavvufî râbıtadır. Bunun da üç derecesi vardır:
1- Mübtedîlerin râbıtası: ‘Kişi sevdiği ile beraberdir.’ (Buhârî, Edeb, 96); ‘Herhangibir topluluğa benzemeye çzalışan onlardandır.’ (Ebû Dâvud, Libas, 4) hadisleri gereği mürşide huzurda iken gösterilen edebi, gıyâbında da göstermek ve bu sûretle şeyhin boyasına boyanmaya çalışmak. (Fenâ fi’ş-şeyh)
2- Mutasavvıtların râbıtası: Hayatın her ânında Rasûlullah’ın huzûrunda gibi hareket etmek, Hz. Peygamber’in ‘üsve-i hasene’ olan ahlâkıyla bütünleşmek. (Fenâ fi’r-Rasûl)
Bu sıraya göre yapılan ilki şeyhinin sûretini gözü önünde tahayyül etmek ve sonuncusu gönlü Allah ile birlikteliğe açmak şeklindeki râbıta, gerçek ve en güzel râbıtadır.ALTINOLUK - TASAVVUF
MAHİR İZ HOCAMIZ'DAN; Bu değerli âlime bir gün:"Hocam!MaşaAllah çok keskin bir zekanız var.Elli,altmış sene evvelini dün gibi hatırlayıp söylüyorsunuz!Bunu nasıl başarıyorsunuz?Bunun sırrı nedir?diye sorduklarında Osmanlı'nın bu değerli münevveri göz terbiyesi ile alâkalı çok ilginç bir cevap veriyor: "Oğlum biz Osmanlı ilk mektebine gittik.Bize ilk gün yolda nasıl yürünür,bunun kaidesini öğrettiler.Göz,ayağın ucunda olacak yolda yürürken!Gözümüz hep ayağımızın ucundaydı.Hep önümüze bakardık. Sizler boyuna etrafınıza bakıyorsunuz...Ona bak,şunabak...sizde hafıza olmaz.günahı göz işlerse de belasını gönül çeker.Gözler bakar,gönül rahatsız olur ve hafıza zayıflar."[center]
“Allah’ın emirlerini yerine getirmeme ve yasakladığı şeyleri yapma şeklinde” tarif edilen günah, aynı zamanda insanı Allah’ın yolundan uzaklaştıran bir başkaldırı olarak da tanımlanır.
Pek çok çeşidi olan ve din âlimlerince ayet ve hadislerden hareketle, büyük ve küçük günahlar diye ikiye ayrılmış. Işık Yayınları’ndan İlahiyatçı yazar Murad Karasoy imzasıyla çıkan “Büyük Günahlar” isimli kitap günah kavramını, insanı günaha sevk eden nedenleri ve günah çeşitlerini ele alıyor.
Büyük günah ile küçük günah arasındaki farkın detayları ile anlatıldığı kitapta günahı büyükleştiren kriterlere de geniş yer verilmiş. Kuran-ı Kerim’de geçen büyük günahların ayetlerle nasıl anlatıldığı “Büyük Günahlar” kitabının odak noktası ise; 76 büyük günah.
Kitabın ön sözünde, “günah kavramı” için, “Büyük olsun, küçük olsun, her günah esasında Allah’a karşı yapılmış bir edepsizliktir, çizgi dışına çıkmaktır. Aynı zamanda büyüklerimizin ifadesiyle küfre doğru bir adım atmadır.
Herhangi bir kimsenin Evliya-ı Kiramı kabul edipte tasavvuf ve tasavvuf yolunu inkar etmesi söz konusu olamaz Mezhep imamları da tasavvufu kabul etmişlerdir Mesela Hanbeli mezhebinin imamı Ahmed bin Hanbel (ra) önceleri tasavvufu tasvip etmediği halde, Ebu Hamza Bağdadi'yi (ks) gördükten sonra tasavvufun hak ve de gerekli olduğunu itiraf etmiştir
Hatta oğlu Abdullah'a: "Oğlum bu insanlardan ayrılma, onlarla beraber ol, Allah-u Zülcelal'in tanınması, zühd ve güzel ahlak bunlarla beraber bulunmaktadır" diye nasihatte bulunmuştur Çünkü bütün Evliya-ı Kiram bu büyük tasavvuf yolundan gelmişlerdir Bu yüzden onlarla beraber olmak büyük bir ilaç olduğu gibi onlardan ayrılmakta acı bir zehirdir .
Çokça tartışılan velilerin ve kâmil mürşidlerin himmeti meselesine gelince; buna mürşidin teveccühü, manevi tasarrufu, nazarı, feyzi ve duası da denir Velilerin uzaktaki kimselere himmet etmesine ve tasarrufta bulunmasına bazıları itiraz ediyor Mesele, ruhani alemde ruh vasıtası ile cereyan ettiği için, maddi şartlara mahkum olmuş akıl onu anlamakta zorlanıyor Çünkü bu himmet ve yardım farklı boyutlarda, bilinen zaman ve mesafe ölçüleri dışında tezahür ediyorBu nedenle onu bizzat tecrübe etmeyenler, olduğuna inanmak ve olayı anlamak için delil ve izah istemekteler Bunda haklılar Biz de meseleyi işin ehline ve onu tecrübe edenlere soracağız Bu konudaki delilleri ortaya koyacağız Yanlış anlama ve uygulamaları tesbit edeceğiz