Tevhid, en ehemmiyetli ve en halavetli ve en yüksel bir vazife-i kudsiye ve bir fariza-i fıtriye ve bir ibadet-i imaniyedir. NSAN BİR YOLCUDUR
Sen burada misafirsin. Ve buradan da diğer bir yere gideceksin. Misafir olan kimse, beraberce getiremediği birşeye kalbini bağlamaz. Bu menzilden ayrıldığın gibi, bu şehirden de çıkacaksın. Ve keza, bu fani dünyadan da çıkacaksın. Öyle ise aziz olarak çıkmaya çalış.
"İmam Şârâni (K.S) şöyle buyuruyor: "Yusuf el-Acemi halvetten çıktığında kapıda sadece bir köpek vardı. Ona nazar etti. Bundan sonra bütün köpekler o köpeğe tabi oldular.Köpeklerin bu tabi olmasından etkilenen insanlarda o hayvana adak adıyorlardı. Bunun üzerine Yusuf el-Acemi o köpeği yanına getirdi ve o hali ondan aldı. Ondan sonra köpekler oradan ayrıldılar.”
Celâleddin-i Rûmî (k.s.) buyurdular:Sen kaya da olsan, mermer de olsan bile,bir mürşid-i kâmile mülâki olunca cevher olursun!Gülün, yani olmuş ve açılmış olan narın, bağın yüzünü güldürdüğü gibi,Hak ehlinin sohbeti de seni rical zümresine vâsıl kılar."
Bir nazara talip olduk,gidiyoruz inş...Dua Eder, Dua Bekleriz...
Bizim elimizde mi musluman olarak olmek? Hayir.Ama o yolda olmak icin calismak, o yolda olmaya gayret sarf etmek ve son nefesten de korkmak lazimdir. Iyi yasayan bir kimsenin son anlarinda dahi bu durumunu korumasi kuvvetle muhtemeldir. O nun icin imani kalbimize oyle naksetmeliyiz ki seytan dahi onu tahrip edemesin. Ayrica mu'min olan kalbinde visalin muhabbeti her zaman bulunmalidir. Kim allah'a kavusmayi severse,Allah da onunla karsilasmayi sever....................
Unutma, Müslüman için hayat iman ve cihaddan ibarettir. Adını duyunca seller gibi coştuğu, hep ona koştuğu Özlemiyle yanıp tutuştuğu şehadettir. Arzularken bunları tek gayesi rıza-yı ilahiyi kazanmak, Ahdini yerine getirmek, en azından çaba sarf etmektir. Ve yine unutma ki, aşılmak içindir engeller. Allah’ın rahmeti, zahmetin hemen ardında gizlidir Bağrındaki ateşi Kur’an ve Sünnetle alevlendir Ve diril. Peygamberden aldığın Tevhid Sancağını şeref ve izzetle dalgalandır Şu geçici hayatı Rabbim nasip ederse şehadetle sonlandır.
Dikkat et dostum... Bir SIZI var kalbinde; Allah sevgisinden baska seylerin dindiremedigi... Bir açlik var içinde; Onun zikrinden başka şeylerin doyuramadigi... Bir susuzluk var dudaginda; Ona yakaris disindakilerin gideremedigi... Dikkat et dostum... Dikkat et...
Okyanusun dibinde yatan bir istiridye, su üzerinden akip geçsin diye,kabugunu açmis. Su içinden geçerken, solungaçlari yiyecek toplayip midesine gönderiyormus.
Aniden, yakinindaki bir balik, bir kuyruk darbesiylekum ve çamur firtinasiyaratmis. Istiridye de kumdan nefret edermis; zira kum öylesine pürüzlüymüs, kabugunun içine bir kum tanesi kaçsa son derece rahatsiz olurmus. Istiridye derhal kabugunu kapamis ama çok geçkalmis; sert ve pürüzlü bir kum tanecigi içeri girip, iç derisi ile kabugun arasina yerlesmis.
Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim... Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak, Uhud’da dişini avcuma almak isterdim.
Bazen gülebilmeliyiz acılara, hatta ölüme bile gülebilmeliyiz. Çünkü hayatı biz kahrediyoruz kendi boğucu düşüncelerimizle...
Halbuki; hayat ne kadar güzel her şeye rağmen. Çevirin başınızı bir bakın dünyaya, daldaki kuşa böceğe çiçeğe…
Ne kadar güzeller değil mi? Nasılda cıvıldaşıyorlar sevgiyle; hele o çiçeklerin açışına bir dikkat edin ne olur! Nasılda katmer katmer açıyorlar renk renk demet demet ve buram buram kokuyorlar. Hissedin kokularını bir çekin içinize doyasıya.
Kalbin hakiki sahibi ile buluşma hali, ilâhi yardımdan sonra güzel bir terbiye ile mümkündür. İnanmalı, arzulamalı ve yoluna girmelidir. Yüce Allah'ın sevgi ve rahmeti kimseden esirgenmiş değildir. Yeter ki kulun gerçek tercihi Yüce Allah olsun. Ondan sonrası kolay. Kalbe manevi ilaç veren arifler, "bizim işimiz çözüp bağlamaktır" derler. Onlar kalbi haram arzulardan ve dünyadan çözüp, Yüce Allah'a bağlarlar. Yani insanı Allah adamı yaparlar. Maksat mürşid değil, irşattır. İrşat, terbiye olmak ve Yüce Allah'ın rızasına ulaşmaktır.
Büyük veli Şahı Nakşibend k.s. irşadın seyrini ve sonucunu şöyle anlatır:
Aşıktı delikanlı. Sevgilisinin isminden başka bir şey bilmediğinden mi, konuşmaya mecali olmadığından mı bilinmez, arkadaşı anlatıyordu onun halini:
- Gözleri günlerdir uyku görmedi efendim, diyordu, yemiyor, içmiyor, işi gücü, gecesi gündüzü havası suyu o kız oldu sanki. Ne desem kâr etmiyor, son bir çare diye geldik size. Halbuki sen bir garip çobansın, o padişahın kızı, davul bile dengi dengine dedim ya, dinlemiyor efendim, ama herhalde aşkın gözü kördür diye de buna diyorlar, değil mi efendim...
İhtiyar adam bu esnada gözlerini dikmiş, iskeletinin üstüne deriden bir zırh giydirilmişcesine zayıf, çelimsiz, saçı sakalına karışmış, uzaklara dalıp dalıp giden, gözlerinde aşktan gayrısı kalmayan diğer çobanı süzüyordu. Sonra bir ah çekti, yüzünü nefes almadan konuşmasını sürdüren delikanlıya çevirip tebessüm etti
Ömürler geçti,sen yoksun gel ey bir tanecik MABUD Gel ey bir tanecik gaib, gel ey bir tanecik Mevcud. Ya sıyrılsın şu vahdet-gahı vahşet-zar eden hicran, Ya bir nefhanla serpilsin bu hasir kalbe itminan.
hem gülüm, hem dikenim; gülüm çünkü önce tomurcuk olurum,sevildikçe açarım yapraklarımı tek tek,her yaprağımda sevgi vardır.Dikenim çünkü;Dikenler benim koruyucum canımı yakanın canına batarım..
burada dikenli gül....ama ötede sadece gül...adımızın dikenli gül olması ,yürüdüğümüz yolların dikenlerle dolu olmasından gelir...dikensiz ve çilesiz bir hayatı özleyişimiz de bundandır...dikenlerin bittiği yerdedir , gerçek kavuşmalar...ve sevgilinin bize sunmayı beklediği , temiz şaraplar...aşağıdaki yazı , bununla ilgili diye not düşüyorum... dikensiz güller... bilinmeyen zamanların gelgitlerinde ,hayatı ve insanları anlamaya çalışan ruhumuz, sevgilerce bir hayat düşledi, ömrünün dar sokaklarında...bu zor yokuşta sevgiyi yaşatmanın ne kadar zor olduğunu bile bile...
kulağını ver, dinle, bak asesbaşı ne diyor: bu mahallede bizden bir gönül eri kayboldu, diyor, derken ansızın biri yolda izini buldu, diyor. Belirtilerini görün işte, diyor.
Ne zamandır onu aradık, yandık yakıldık. Ne zamandır onu arayanlar her yanda dövündüler. Ne üst kodular, ne baş.