Müslüman sadece namaz kılan,oruç tutan,zekat veren ve hacca giden bir insan mıdır?
Müslüman’ın başka vazifeleri yok mudur?
Bizim annelerimize ve babalarımıza hep bu öğretildi.Sanki müslüman’ın başka bir vazifesi yokmuş gibi…Oysa Allahresulü (s.a.v.) efendimizin ve o’nun evvelindeki peygamberlerin hayatına baktığımız zaman bunun çok daha farklı bir boyutu olduğunu çok rahat gözlemleyebiliyoruz.
Mahkeme salonunda, seksenlerindeki yaşlı çiftin durumu içler acısıydı. Adam inatçı bakışlarla suskun, Nine’nin ağlamaktan iyice çukurlaşmış gözleri ve keskin çizgileriyle bıkkın bakışları süzüyordu etrafını…Ve Hakimin tokmak sesiyle sustu uğultu ve tok sesiyle, sözü yaşlı kadına verdi, hakim… “Anlat teyze neden boşanmak istiyorsun…?” Yaşlı kadın derin bir nefes çektikten sonra baş örtüsüyle ağzını aralayıp, kısılmış sesiyle konuşmaya başladı…
Nerede bir dert varsa, deva oraya gider; neresi alçaksa, su oraya akar. Yüce Allah, üstünlük bakımından gözyaşını, şehitlerin kanlarıyla bir tutmadadır. Kimin gönlü illetlerden arınmışsa onun duası, ululuk sahibi Allah’a kadar varır, makbul olur. Eğer duada güzel bir nefese sahip değilsen yürü, özü sözü doğru kardeşlerden dua iste! Dertsiz dua soğuktur, bir işe yaramaz. Dertli dua ve niyaz, gönülden, aşktan gelir. Dua ederken O’na kırık bir gönülle el kaldır.
Göreceksin ki, gönül miskin çevreyi tutacak, nice canlar o kokuyla dirilecek.Oysa, kokularımız diriltici değil, bilakis öldürücü.Zaferimizi kutlamak için bize yanaşanlar, zift dolu yürekliğimizin iğrenç kokularına maruz kalıyorlar.
Ey varlık hapsinde, etrafını altınlarla, gümüşlerle donatmaya çalışan kalp. Sonra sen nasıl kırılacak ve gönül; olacaksın.Kimi zirveye tırmanınca mutlu olur, kimi de kuyuya düşünce. Nemrut, tanrıyı vurmak için göklere yükselmiş ve ;ululuğunu...; ilan etmişti.
Yine aşkın sırrı düştü gönlüme Ben hû demeyince sabredemem hû Allah demeyince dinlenemem hû Hakkın muhabbeti doldu gönlüme Ben hû demeyince sabredemem hû Allah demeyince dinlenemem hû Aşık Yunus dünya malın kosunlar Kalbi arındırıp nurlandırsınlar Kimi deli kimi uslu desinler Ben hû demeyince sabredemem hû Allah demeyince dinlenemem hû
Şems-i Tebrîzî hazretleri Şam'dan Konya'ya gelirken, yol üzerinde bulunan bir hana uğrayarak burada yatmak istedi. Fakat uğradığı bütün hanların dolu olduğunu, hiç kalacak yerlerinin olmadığını öğrenince, câmide sabahlamak istedi. Câmiye gidip yatsı namazını cemâatle kıldı. Cemâat dağıldığında, o hâlâ duâya devâm ediyordu. Duâsını bitirdiğinde, câmide kimse kalmamıştı. Cübbesini çıkarıp başının altına koyarak uzandı. Günlerce süren yolculuğun verdiği yorgunlukla hemen kendinden geçti. Bir müddet sonra câminin kapılarını kilitlemek üzere gelen görevli, camide birinin yattığını görünce, yanına yaklaşarak: "Burada yatılmaz kalk!" dedi.
Aşk-ı Gönül Dikensiz gül gibi görsede gönül, Ümidi acıyla bilemektir aşk. Kapanınca birgün bütün kapılar, Vuslatı ahrette dilemektir aşk. Kıvrımlı, upuzun öyle bir yol ki, Asırlar, içinde noktadır sanki. Belki Züleyha’dır, Yusuf’tur belki, Belki de beyhude bir emektir aşk. Aça dursun bir gül hasret çölünde Bülbülün nabzıdır atar gülünde,
Konuşmasından anlaşılır insan. Güzel konuşmasından… Kalpten kalbe yol vardır derler. Bunu biraz daha değiştirerek söylersek: Dilden kalbe yol vardır.
Gönlü yumuşak insanların konuşmaları da yumuşak ve ılımlıdır. Onlar asla kalp kırmaz. Çünkü bir mihenk vardır gönülde; sözünü önce ölçer biçer sonra muhatabına sunar.
Dedim: Çok yalnızım. Dedin: ... فَإِنِّي قَرِيبٌ Ben ki sana çok yakınım. Bakara-186
Dedim: Evet biliyorum sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim. Dedin: وَاذْكُر رَّبَّكَ فِي نَفْسِكَ تَضَرُّعاً وَخِيفَةً وَ دُونَ الْجَهْرِ مِنَ الْقَوْلِ بِالْغُدُوِّ وَالآصَالِ Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Araf-205
Dedim: Bu da senin yardımını ister Dedin: أَلَا تُحِبُّونَ أَن يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ ALLAH'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Nur-22
Ey benlik zindanının kapısını kıranlar, Kim güzel düşünüp güzel davranarak (samimiyetle) özünü Allah'a teslim ederse, hiç şüphesiz o, en sağlam kulpa yapışmış olur. Öyle ya bütün işlerin sonu Allah'a dayanır. [Lokman, 22]
Ömür testisi doldu dolacak, gün ha ağardı ha ağaracak mektubun gelmedi aziz dost? Beklettik lakin biz de feryadın dinmesini bekleriz… Durulunca kıyıya vuranları toplayıp ikram ederiz canlara… Her nefeste bin perde aralayıp gelen o feryad da neyin nesi?
Gül ki, yanaklarında varlığın tazeliği al aldır; sanki yokluktan varlığa geçişiyle hâlâ heyecanlıdır, sanki ummadığı bir hayatı kazandığına utanmaktadır.
Gül ki, inceliği ve zerafetiyle, tazeliği ve yeniliğiyle, her an yoktan var edilme titrekliğine tanıktır.
Gül ki, sanki varlığına her dem sevinmekte, sanki karşılıksız gördüğü iyilikle mahcup olmakta, iste(ye)meden edindiği güzelliğe teşekkür için telaştadır.
Sahabe hanımlarından birisidir Sümeyra. Uhud’da Efendimiz’in öldüğü haberi yayılır. O ne babasını, ne çocuklarını arar. Aradığı tek kişi Allah Resulü’dür. Uhud, fedakarlığın, sadakatin ve samimiyetin adıdır. Orada insanın içini dağlayan zincirleme hadiseler cereyan eder. Nebiler Nebisi’nin başı yarılır, dişi kırılır, mübarek vücuduna giydiği zırh parçalanır ve halkaları vücuduna saplanır. Onu çıkarayım derken dişleri kırılanlar olur. Uhud’un en çetin anlarında Resul-ü Ekrem’in vefat ettiği haberi yayılır. Aslında bu haber Müslümanların moralini bozmak ve dirençlerini zayıflatmak için yayılmıştır. Ama hiç de öyle olmamıştır. Efendiler Efendisi vefat ettikten sonra hiçbir sahabi yaşamak istemez. Onun için hepsi ölümü göze alırlar ve “Burada ölelim. O’nun olmadığı dünyayı ne yapalım.” diyerek mücadelelerine devam ederler.
Mevlâna der ki, "Aşk geldi. Damarımda, derimde kan kesildi; beni kendimden aldı, sevgiliyle doldurdu. Bedenimin bütün cüzlerini sevgili kapladı. Benden kalan yalnız bir ad, ondan ötesi hep o.." Uğruna bir ömür bağışlanan, yanıp yakınılan bu eşsiz sevgili. Allah'tır. Âşk'da Allah'a karşı aşırı sevginin kemale erişi, âşığın âşkta yok oluşudur. Gerçek ilhama mazhar olmuş, gerçek yokluğu zevk edinmişlerin en büyük arzusu ilâhî vuslat'tır. Mevlâna, bu yolun coşkun âşığıdır, aşktan doğmuş, aşkla yoğrulmuştur.
Dermiş babasına her gün; Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi' Baba, itiraz eder, Olmaz öyle çok dost, hakikisi Belki bir, belki iki,
Fazlasını bulamazsın gerçek, hakiki... Devam eder durur konuşma... Aralarında başlar bir tartışma, Karar verirler bir sınava, Dostun hakikisini anlamaya...