Hz. Davud’a bir dava gelir. Ortada bir çocuk ve anne olduğunu iddi eden iki kadın var. Her iki kadın da, çocuğun kendisinin olduğuna yemin ediyor. O zamanlar bu günkü gibi genetik testler de yok ki, test yapılsın.
Her iki kadın da yırtınıp yakınıyor “çocuk benimdir” diye. Hz. Davud işin içinden çıkamaz. Hz. Süleyman ise rüşd yaşına henüz gelmiştir. Babasına yaklaşır ve der ki, “Baba müsaade eder misin ben bunu çözeyim?”
Herşeyden önce şunu iyi bilmek lazımdır, kamil bir mürşide intisab eden kimse, gerçek bir mürid olma çabası içinde olmalıdır. Tıpkı sahabe-i kiram'ın Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem)'e biatı ve teslimiyeti gibi. Allah-u Zülcelal Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur; "Sana biat edenler ancak Allah'a biat etmişlerdir. Allah'ın ( kudret ve yardım) eli, o biat edenlerin (vefa ve sadakat) elleri üstündedir." (Fetih; 10)
Bunun için, gerçek bir mürid olmak isteyen kişi, tam ve temiz bir itikad ile mürşidine teslim olmalı ve kendisini Allah'a ulaştıracak olanın ancak mürşidi olduğuna inanmalıdır. Mürid, mürşidinin önünde benlikten, enaniyetten soyunup; ona tam teslim olmalıdır. Tıpkı İsmail (Aleyhisselam)'ın, babası İbrahim (Aleyhisselam)'a teslimiyeti gibi...
Sözde senden kaçıyorum Dolu dizgin atlarla Bazen sessiz sevdasın İpekten kanatlarla
Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla Karşıma çıkıyorsun En serin imbatlarda Adını yazıyorum Bulduğun fırsatlarla Yüreğimin başına noktalarla, hatlarla Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla Sözde senden kaçıyorum Dolu dizgin atlarla