Bakın ''PÜF NOKTASI'' kullandığımız kelime nereden geliyor....Vaktiyle testi ve çanak çömlek imal edilen kasabalardan birinde, uzun yıllar bu meslekte çalışan bir çırak, kalfa olup artık kendi başına bir dükkân açmayı arzu eder olmuş. Ne yazık ki her defasında ustası ona:
— Sen, demiş, daha bu işin püf noktasını bilmiyorsun, biraz daha emek vermen gerekiyor.
O vahşet devrinde kâinat ufkundan bir güneş doğdu. Bu güneş âhirzaman Peygamberi Hz. Muhammmed Aleyhissalâtü Vesselam idi. Tarihin seyrini, hayatın akışını değiştiren bu eşsiz olay, dünyayı yerinden sarsan değişimlerin en büyüğü idi.
Balık, der ki solucana; seni sevdim! Hâlbuki kim bilir şunu; balık solucanı sevmiş görünse de, aslında balıkçı balığı sevmiştir! Balıkçı balığa çıkmış olmasa; balığın, solucanı sevmek nereden aklına gelecek?..
Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh- da, âdetâ âyetlerin tefsîri sadedinde, irâde-i cüz'iyyeleri nispetinde insanların mes'ûl olduklarını ve suçu kadere yıkmamak gerektiğini Mesnevî'sinde şöyle ifâde eder:
"Eğer sana bir diken batmış ise, bil ki o dikeni sen dikmişsindir! Şayet yumuşak ve latîf kumaşlar içinde isen, o kumaşı da sen dokumuşsundur!"
Rivayet edilir ki, Hz.Musa (a.s) Tur Dağına giderken bir adamın şöyle bir dileğine muhatap oldu: - “Ya Musa, Rabbimden üç dileğim var, O’na söyle bu duamı kabul etsin. Birincisi, benim gözlerim görmüyor, açılmasını istiyorum. İkincisi, çocuğum olmuyor, bir oğlan evladı istiyorum. Üçüncüsü, fakirim, fakirlikten çok çektim; hiç olmazsa doğacak oğlum fakir olmasın, onun zengin olmasını istiyorum.”
20 Yılı aşkın süredir oturmakta olduğum mahallemizde, evliya olduğu söylenen asırlık bir ihtiyar vardı.İsmi pek bilinmediği için kısaca "Nur Dede" diye çağırılan bu ihtiyar, insanın karşısına hiç umulmadık zamanlarda çıkar ve kerametli sözleriyle onların dertlerine derman olurdu. Bir gün karşılaştığımızda, kısa bir sohbetten sonra: — Bana da dua et dede, dedim. Dünyanın yükü, benim omuzlarımda sanki. Titrek elleriyle kulağımı çeker gibi yaparak: