Güzel ve kalıcı bir dövmeyle süslenmek isteyen kişinin, dövmecinin iğnesine sabretmesi gerekir. Kalplerimize nurun, güzelliğin Nakşedilmesi de sabırladır.
Kur'ân-ı Kerim'de, Allah Teâlâ'nın, hidâyete gelmeyeceğini bildiği halde, Hazret-i Musa'yı Firavuna tebliğ için göndermesi hâdisesi, bizlere tebliğin ehemmiyetini aksettiren müşahhas bir misaldir. Bu cihetle mü'min, kendisinin herkese karşı bir "tebliğ memuru" mes'ûliyeti içinde olduğunu unutmamalıdır. Tebliğinden kimin, hangi nisbette istifade edeceği meçhul olduğu için her karşılaştığı insanda güzel izler bırakacak bir şahsiyet telkin etmeli; hâliyle ve hikmetli sözleriyle îmân heyecan ve vecdinin tezâhür ettiği bir dâvetçi olmalıdır.
Cenâb-ı Hak buyuruyor: “Allah ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl, 46) Rasûlullah (sav) buyuruyor: “İslâm’da iyi bir çığır açan kimseye, bunun sevabı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevabından da kendisine verilir. Fakat onların sevabından hiçbir şey noksanlaşmaz.” (Müslim, Zekât 69. Nesâî, Zekât 64)
Andıkça yanan cana, Münâfıklar, Allah'ı aldatmaya çalışırlar. Hâlbuki Allah, onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Namaza kalktıkları zaman da onlar gönülsüzce üşenerek, tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı pek az anarlar. [Nisâ, 142]
Ey Azrail! Bilirim,bu sözlerim çok yersiz, Neden böyle ansızın,geliverdin habersiz? Ne olurdu üç beş yıl önce haber verseydin. Hiç değilse rüyama bir kerecik girseydin…
Aşk,meşk derken dünyadan bir türlü kopamadım. Senden özür dilerim,hazırlık yapamadım… Görüyorsun yanımda ne valiz var,ne bavul. Uykum öyle ağır ki;ne zil duydum,ne davul.
Vermek kolay değil… Güzel hasletler her zaman ve herkeste doğuştan bulunmayabilir. Bir insan cömert olmayabilir veya hayır ve iyiliğe karşı elini alıştırmış da olmayabilir. Ama şurası bir gerçek ki, her güzel haslet gibi cömertlik de, irâdemizi zorlamakla elde edilir. İnsan vere vere, vermeye alışır. Vermek duygusu, onun bir melekesi haline gelir. Ruh, vermekten ulvî bir zevk almaya başlar.
Evet, hiçbir karşılık ve menfaat beklemeden, sadece Allah için yapılan yardımlar ve ikramlar, inanan insanların ebedî kârıdır, kazancıdır. Fakirlere ve ihtiyaç sahiplerine yapılan yardımlar, Allah nâmına ve O’nun emri dairesinde olmadığı takdirde, boşu boşuna gider ve birtakım tehlikeli sonuçlar doğurur.