Şimdi omuzuma ağır bir vazife yüklendi: Allah'ın dinini yaşamak ve yaşatmak! Bu vazifeyi, Kur'an ve sünnet ışığı altında en ücrâ köşelere kadar, yine ben götüreceğim. Bir güneş nasıl en kuytu köşelere dahî sızıyor, ve orada yaşayanları ışığından mahrum etmiyorsa; ben de ahlâkımla aydınlatamadığım bir karanlık bırakmamalıyım. Bu iş çile yoludur. Elbette ayağıma dikenler batacaktır. Ama gözüm dikenlere takılı kalmamalı, elim gül toplamaya devam etmelidir.
Yüreğine ilâhi nefesten üflenen dost, Ve ölüm sana erişinceye kadar Rabbine kulluk et [Hicr, 99]
Ey insan, Halife-i zâdesin, makbulsün; her neye muhabbetin varsa ona kulsun! Ey cân, Şunu iyi bil ki: Dertsiz aşk bir masaldır! Kendinden, kendi benliğinden geçmeyen bir aşık, aşık değildir! Ey âşık! Aşk, ızdıraptan, dertten korkan nazlı, nâzenin kişilerin harcı değildir. Ey oğul! Aşk, nefsine hakim olan yiğitlerin işidir.
Kıssalar PEYGEMBERLİK SEMASI Hz. Musa, miraçta Peygamber Efendimize (s.a.v.), "Ümmetimden öyle insanlar gelecek ki, benden evvel gelseydi peygamberlik semasında görürdünüz." sözünü hatırlatarak, "Ya Muhammed (sav), bu sözüne delil isterim" demiş.
Bazen bunalırsınız. Çözümsüz problemlere yüreğiniz dolaşır, hiç kurtulamayacağınızı, çözümsüzlükte yitip gideceğinizi düşünür, karamsarlığa düşersiniz...
Biliniz ki, umutsuzluk insana yaraşan bir şey değildir. Müslüman ise, asla umutsuzluğa düşmeyen insandır. Çünkü, musibetlerden bile saadet çıkacağını her Müslüman bilir; bilmek zorundadır.
Hz. Yusuf`u kuyuya attıklarında, onun için her şeyin bittiğini düşünenler, bir süre Mısır`ın en önemli kişisi olarak ortaya çıktığını görünce kim bilir nasıl şaşırmışlardı!
Hz. İbrahim`in, günler sonra gülümseyerek ateşten çıktığı Nemrud`a söylendiğinde, kim bilir nasıl saçını başını yolmuş, duyduklarına inanmak istememişti!
Ve destanlar yazmak isterdim sana gönül kalemimden. Göz yaşlarımın sel olmasını arzulardım sana doğru akan. Eğer hasrete koymasaydın yüreğimi deli gibi koşardım sana, bir küheylan gibi asil dururdum karşında.
Bahtıma yolunda karınca olmak düştü. Yolundaysam ala!
Hazret-i Âdem (a.s.)’in dünyaya kadem basmasıyla beraber zâhir olan ve maruf birçok hâdisatla beraber rüya hâli de zâhir olmuş, hâlihazırda hakîkatiyle ve zuhûruyla ehemmiyetini devam ettirmekte. Rüyanın sahasını tayin ederken sadece kelime mânâsı olan “rüyet” lafzından yola çıkarsak Hazret-i Âdem’in mahluk cihetinden var oluşundan evvel de rüya hâlinden bahsetmemiz icab edecek. Lâkin gayemiz bu değil. Rüya hakkında eskilerin tâbiriyle “hurda-i tarîk” diyebileceğimiz temel bazı malumatı zikrederek sadra şifa olmasını ümit ediyoruz. Bu sebepten, günümüzdeki, rüya denildiğinde akla gelen malum tarifler çerçevesinde kalmakla iktifa edeceğiz.
Peygamberimizin amcası Ebu talib’in oğlu, doğduğunda, annesi Fatıma, babasının adını koydu: Esad. Habibi-i Kibriya efendimiz daha otuz yaşlarında iken Esad için Fatıma hanıma Ali ismini telkin etmiş, böylece bundan böyle bu ad ile anılacaktır Peygamberimize risalet geldiğinde, Ali çocuk yaşta Allah’ın Rasulü ile Hatice validemizin ibadet ederken görmüş, merak etmiş, bu yaptığınız hareketler ne diye? Kendisine din hakkında bilgi sunulmuş, davet edilmiş, O da babama danışayım demiş, fakat Allah Rasulü eğer bu dini kabül etmeyecek olursan gizli tutmasını tembih etmiş, ertesi gün geldiğinde, Allah beni yarattığında babamamı danıştı ki bende din hususunda ona danışayım deyip çocuklardan ilk Müslüman olma şerefine kavuştu. Babası Ebu Talip Müslüman olmadı, ama oğluna da niye Müslüman oldun demedi, aksine yeğeninin güvenilir olduğuna vurgu yaparak itaat etmesini öğütledi.
Genç Dergi Yayın Yönetmeni Lütfi Arslan ile "genç" ve "gençlik" üzerine...
Röportaj: Fahri Sarrafoğlu
Dünya yeni bir sabaha uyansa… Bizim olmadığımız bir sabaha ama… 6,5 milyar artı birin olmadığı bir sabah yani… Eksilen ne olacaktı? Düşünelim! Düşünün! … Sahte dertler seni yakalamadan sen derdin hakikisini bul...
Genç dergisi Yayın Yönetmeni Lütfi Arslan'la Dünya Bülteni olarak kısa bir sohbet yaptık. Arslan'nın gündeminde "dert çağrısı " var… Ve sohbetimize başlamadan yukarıdaki satırları bizlerle paylaştı…
Ey gönül çerağı, Muhakkak mü'minler kardeştirler. O halde ihtilaf eden kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan sakının ki O'nun merhametine nail olasınız. [Hucurat, 10]
Ey ümitle, korku ile dünya malı üzerinde titreyip duran kişi! Biraz da sana bu malları, bu nimetleri vereni, sana bakışı, görüşü bağışlayanı düşün, ona bak! Ey tâlib ve ey âşık! Sana bu isteği vereni düşün; eseri yaratanı gör! Neden yaratana değil de, onun yarattığı esere gönül veriyorsun?