
Cenâb-ı Hak şöyle buyuruyor:
“Yetîme karşı kahretme! (Kötü muâmelede bulunma, onu ezme!)” (ed-Duhâ, 9)
Çünkü yetimin sahibi, hâmisi Cenâb-ı Hak’tır. Ona saldıran, onu mağdur eden, ona kötülük düşünen karşısında aziz ve kahhar olan Cenâb-ı Hakk’ı bulur.
Yetimi himâye eden, ona sahip çıkan ve onun haklarını muhafaza edeni de Allah Teâlâ korur ve himâye eder. Malını bereketlendirir, ruhunu yüceltir, gönlüne merhamet ve şefkat lutfeder.
Peygamber Efendimiz, kendisi de bir yetimdi. Daha doğmadan babasını kaybetmişti. Bu sebeple kendisine kol kanat geren dedesi Abdülmuttalib ile amcası Ebû Tâlib’i hiçbir zaman unutamadı. Hatta Ebû Tâlib’in hanımı Hazret-i Fâtıma Annemizi kaybettiğinde öz anasını kaybetmiş gibi hüzne kapılmıştı. Çünkü o mübârek hanım, o biricik yetimi, kendi öz evlatlarından üstün tutmuş, onu incitecek her türlü davranıştan sakınmıştır.