Bu yaz gününde içine sonbahar ve dahi kış düşüren yüreklere..
 Kırılgan bir kelime gitmek.Hem gideceğiniz yer, orada yaşayanlar, oranın havası, suyu, iklimi, gelenek ve görenekleri, giyim kuşamı sizi ilgilendirir hem de bırakıp gittikleriniz; ardınızdan ıslak gözlerle size el sallayanlar, arkadaşlarınız, akranlarınız, dostlarınız, alıştıklarınız, kendinize alıştırdıklarınız, birlikte çay kahve içtikleriniz, tanıdıklarınız, sevdikleriniz, komşularınız, selamlaştıklarınız, gülüp geçtikleriniz, ciddiye aldıklarınız, öfkelendikleriniz.. bunların hepsi sizi ilgilendirir. Giderken hepsini, her şeyi, herkesin üstünü bir kalemde çizip atabilir misiniz?
Kırılgan bir kelime gitmek. İki ucu da keskin, iki ucu da sipsivri ok gibi delici, yırtıcı, yaralayıcı. Gitmek, ama koparak, kopararak, parçalayarak, parçalanarak, parçalarını bırakarak gitmek. Ya gittiğiniz yerden de gitmek isterseniz, ya geriye kalan parçalarınızın bir kısmını da orada bırakıp yeniden gitmek isterseniz? Böyle kaç parçaya bölüneceksiniz. Kaç yeriniz kanayacak, kaç kez ardınızdan el sallanacak. Kaç kez kucağına alıp, bağrına basıp sonra bağrından söküp gönderecek sizi sevenler gideceğiniz yere.
Ruhunda bir kıskaç var gitmenin. Yüreğinde bir lav kümesi oturuyor gitmenin. Beynini bir akrep kemiriyor gitmenin. Gitmek mahkûm ediyor sizi gitmeye. Gitmek; upuzun, ipince, dalgalı, titrek ve sonra yorgunluğa yenik düşürüyor sizi.
Peki, gitmeseniz, kalsanız ne olur. Alışkanlıklarınızı, alıştıklarınızı, yollarınızı, caddelerinizi, sokaklarınızı, saksıdaki çiçeklerinizi terk etmeseniz, yüreğinizde çılgınca kaynayan kazanın altındaki ateşi söndürseniz, buharı damarlarınızı yırtan o kaynar kazanı yok etseniz. Beyninizde ki akrebi çıkarsanız, ruhunuzda sizi gitmeye çağıran fırtınayı durdursanız. Durdursanız, sustursanız, dindirseniz, kesseniz, yok etseniz, yok…
Fakat olmuyor, olamıyor ki. Var. Hep oldu ve var. Çünkü o bizimle birlikte var, biz yok oluncaya kadar da yok olmayacak.
Gitmek; Akdeniz de nazlı nazlı süzülen bir yelkenli ile gitmek, gitmek bir kuşun kanatlarına tutunarak. Bir Arap atının yelelerine kıskıvrak yapışıp gözlerinizi kapayıp gitmek, lodosla gitmek, poyrazla gitmek, karayelle gitmek, turna sürülerine karışarak gitmek, fırtınayla gitmek, bulutla gitmek, nehirle gitmek ve okyanusta susmak, durmak, dinmek, durulmak, kalmak.
Gitmek susmuyor yaşadıkça, gitmek hep vardı sen doğduğundan beri. Gitmek sen bebekken bebekti. Kumral bukleli saçlarının arasına saklanan gölgelerde susuyordu hep.
Gitmek dikkatle baktığın yolların nabızlarında atıyordu ılık ılık. Gitmek mavi bir ırmak gibi kaynamaya başlıyordu içinde sen çocukken ve seninle birlikte büyüdü. Kimi kez yok sandığında gitmek senin içinde, derinlerde bir yerde uyuyordu bir virgül gibi kıvrılmış olarak. Kimi kez gözlerindeki bal rengi parıltılarla akıp düşüyordu çiçeklere; çiçeklerin yapraklarına, damarlarına renklerine hayat veriyordu ve gitmek bir çiçeğin tozunu başka bir çiçeğe ulaştırıyordu kiminin lisanıyla.. Gitmek hep vardı ve akıp gidiyordu, küçücük ırmaklarında yürek suyu hep yaşıyordu yaşarken, hep yanıyordu içimdeki küllerin altında.
Gitmek kırılgan bir kelime, ufalanıp duruyor avuçlarımızın içinde. Gitmeli mi, gitmeyi ebediyen gitsin diye gönderip, yokluğuna alışmalı mıyız yoksa? Ve gidiyorum işte yokluğa alışmadan.
Şimdi ben giderken siz ela ela susun en iyisi,her zamanki gibi.. |